Roma

Roma büyük bir şehir. Gezecek çok yer var. Bu nedenle geniş zamanınız yoksa göreceğiniz yerleri iyi seçmeniz lazım. Perşembe gidip pazar döndüğümüz ve Roma’da iki tam gün geçirdiğimiz seyahatimizi anlatalım, belki size de faydası olur.

Roma’nın iki havaalanı var ancak Türk Hava Yolları Fumicino’daki Leonardo da Vinci Havaalanına uçuyor. Havaalanından şehir merkezine giden en hızlı aracın adı Leonardo Express. Kişi başı 14 € ödeyerek bindiğiniz bu trenle Roma’nın merkez tren istasyonu olan Termini’ye yarım saatte varabiliyorsunuz.

Daha ekonomik olup daha uzun süren yöntemler de bulunuyor ama en pratik olanı bu. Konakladığımız Foscolo al 24 isimli daire de Termini’ye yakın olduğundan bizim için en uygun çözüm oldu. Ev sahibimiz ile Termini çıkışında buluşup yürüyerek yakındaki Piazza Vittorio civarındaki sakin bir sokakta bulunan dairemize ulaştık.

Bir oda bir salon olan ve konakladığımız sürece çok rahat ettiğimiz bu dairenin bulunduğu bölge turistik olmayan, yerel halkın yaşadığı bir mahalle. Etrafta bir çok büyük market ve restoran bulunuyor. Turistik olmayan bölgelerde restoranların akşam 7’den önce açılmadığını bilmenizde fayda var.

Ertesi sabah Roma’yı gezmeye önce eve en yakında bulunan Kolezyum’dan başlamak için evden çıkıp arka sokaklara daldık.

Sessiz sakin sokaklardaki bakımlı evlerin arasında yürüyerek Kolezyum’un karşısında bulunan Parco del Colle Oppio isimli büyük parkın içinden geçtik ve Kolezyum karşımızda belirdi.

İşte bu andan itibaren turist kalabalığının içine girdik. Kalabalık Kolezyum’un heybeti ile birleşince Roma’ya geldiğimizi anladık.

Kolezyum’un içine girilebiliyor ama uzun bir kuyruk beklemek gerekiyor. Biz bu seyahatimizde uzun bekleme sürelerine zaman harcamamaya karar vermiş olduğumuzdan bu zahmete girmeyip dışarıdan bakmakla yetindik.

Bu büyük yapı Roma’yı Roma yapan antik kent bölgesinin de başlangıcı aslında. Hemen önünde İstanbul’un yani Konstantinopolis’in kurucusu olan Konstantin’in adına dikilmiş olan Konstantin Takı bulunuyor.

Tarihin hep en güçlü kenti olmuş olan Roma’nın İstanbul ile ortak paydalarını görmek oldukça keyifli. Ancak Roma’nın asıl tarihi neredeyse Efes Antik Kenti gibi büyük bir antik kenti içinde barındırması. İşte Roma Forumu adı verilen bu bölgenin girişi de tam buradan.

Fotoğraftan zor anlaşılıyor ama buranın da girişi oldukça kalabalık. Forum’u aynı anda gezebilecek kişi sayısı güvenlik nedeniyle sınırlandığı için burayı gezmek için de bir miktar kuyruk beklemek gerekiyor. Biz bölgeye girmeyip yolumuza devam ederken Kolezyum’dan Venedik Meydanı’na devam eden ve Mussolini tarafından açılan İmparator Yolu’ndan geçtik ve Forum’un neye benzediğini uzaktan da olsa gördük.

Bu noktada İmparator Yolu ile ilgili öğrendiğimiz bir bilgiyi de paylaşalım. İngilizce bilenlerin şuradaki linkten okuyabilecekleri makaleye göre Mussolini, Roma’nın ortasına bu bulvarı açarken antik şehirin en yoğun bölgesinde bulunan çok sayıda binayı, beş kiliseyi ve bir çok imparatorluk forumunun %80’ini yıkmış.

Yine de Forum’un kalıntıları çok etkileyici. Yolun devamında geldiğimiz Venedik Meydanı’nın bir köşesini muhteşem Vittorio Emanuele Abidesi kaplıyor.

Artık iyice kalabalıklaşan sokaklardan Pantheon’a doğru yürürken Roma’nın bu kadar sevilmesine neden olan sokaklardan geçmeye başladık.

Pantheon’a gelmeden sokakların birinde sade güzelliği ile Minerva Bazilikası ile karşılaştık. Diğer turistik yerlerin yanında çok adı geçmese de zamanınız varsa bir uğrayın bizce.

Pantheon’un hep ön tarafı bilinir ama arkası da çok güzeldir. Yanındaki sokaktan geldiğimiz için önce arka tarafıyla karşılaştık.

Sonrasında ortasında Pantheon çeşmesi bulunan meydana çıktık. Burası neredeyse turistler için bir dinlenme noktası olmuş.

Karşılarında muhteşem Pantheon anıtı varken meydanda kahvesini içenlerin yanısıra buranın bir buluşma noktası da olduğu pek belli.

Önü, arkası derken, Pantheon’un asıl etkileyici kısmı olan içinden de bir görüntü paylaşalım. Pantheon’un içini gezmek için de kısa bir kuyruk beklemek gerekiyor ve aklınızda olsun giriş ücreti yok.

Pentheon’dan çıkınca biraz dinlenmek ve bir şeyler yemek için yakındaki Navona Meydanı’na geçtik. Bize göre Roma’nın en etkileyici meydanı olan bu meydan, çok kalabalık olsa da büyüklüğü nedeniyle sakin hissettiriyor.

Buraya kadar gelince devam edip Vatikan’ı görmeye karar verdik. Navona Meydanı’ndan Tiber Nehrine giden sokaklar daha da güzelleşmeye başladı.

Sonunda Tiber’e geldiğimizde nehirin üstünden geçen Sant’Angelo köprüsüne varmış olduk. Tam karşısında ihtişamlı Sant’Angelo kalesi ile bu köprü gerçekten çok etkileyici.

Köprüden geçerken sol tarafta uzakta Vatikan’ın sembolü olan San Pietro Bazilikası’nın kubbesi görünüyor.

Tiber’in karşısına geçtikten sonra sola doğru Vatikan’a giden geniş bulvarı takip ederek Papa’nın evine doğru ilerledik.

Yolun sonunda San Pietro Meydanı ve arkasında San Pietro Bazilikası bulunuyor. Bu noktada Vatikan şehirine, daha doğrusu ülkesine girmiş oluyorsunuz.

Tabi buraya kadar gelmişken Vatikan müzesini gezmek isteyenleri çok uzun bir kuyruğun beklediğini belirtelim. Biz ise müzeye girmedik ve bazilikayı gezmek için bekleyenlerin olduğu kuyruğa girdik.

Öyle orta uzunlukta falan değil, bayağı kocaman bir kuyruktan bahsediyoruz. Sadece girişi düzenlemek için değil, aynı zamanda güvenliği de sağlamak için bu kadar beklemek gerektiğini anlamamız, girişe yaklaşıp kontrol noktalarını görmemizle oldu.

Kuyruğu ve kontrol noktasını geçene kadar bir saatten fazla bekledik. Kilisenin girişinden tabii ki ücret istenmiyor. Kontroller sonrası insanın geriye dönüp bir bakası gelmiyor değil. Papa’nın halka seslenişinde buraların ne kadar kalabalık olacağını tahmin bile etmek zor.

Hıristiyanlığın en büyük kilisesi olan San Pietro ya da Aziz Petrus Bazilikası’nın içine girince neden bu kadar çok kişinin gelip görmek istediği daha iyi anlaşılıyor.

İçeride bir çok kutsal nokta bulunuyor. Bu kadar yorgunluktan sonra uzun zaman geçirmeye pek enerjimiz kalmadığını üzülerek söylemeliyiz.

Ünlü heykeller ve tablolar arasında kiliseyi dolaştıktan sonra çıktığımızda hava kararmaya yüz tutmuştu.

Roma’nın bu taraftaki görülmesi gereken en uç noktasını ve şehirdeki en önemli noktalardan birini görmüş olmanın verdiği rahatlıkla Tiber nehrine doğru dönmeye başladık. Sant’Angelo köprüsünden geçerken Vatikan’a doğru bir kez daha baktığımızda manzaranın gece daha da güzel olduğunu farkettik.

Artık hava iyice kararmıştı ve karnımız da oldukça acıkmıştı. Yine Navona Meydanı’na yakın bir restoranda yemek yedikten sonra dışarıda yağmur başladığını farkettik. Bu saatten sonra yapılacak en güzel şeyin eve dönerek güzelce dinlenmek olduğunu bilsek de, Aşk Çeşmesi de denen Trevi Çeşmesi’ni gece ışıklandırılmış haliyle görüp öyle dönelim diye karar verdik. Biraz ıslandık ama iyi ki öyle yapmışız. Size de gösterelim.

Böylece ilk güne oldukça uzun bir yürüyüşü sığdırmış olduk. Güzel bir dinlenme sonrası ertesi sabah şansımıza yine güneşli bir güne uyandık ve evden çıkıp yakınlardaki Santa Maria Maggiore Bazilikası’na uğradık.

Merkez tren istasyonu olan Termini’ye çok yakın olan bu kilise de Roma’nın değerli binalarından. Çok turistik bir bölgede olmadığı için fazla kalabalık değil ama bizce mutlaka görülmesi gerekir. İçi dışından daha güzel.

Buradan çıkınca ara sokaklardan geçerek yine İmparator Yolu’na indik.

Forum’un tam karşısına çıktık ama bu sefer caddenin karşı tarafında kaldık. Dün fark etmediğimiz şahane bir antik bölgeyle karşılaştık. Trojan Forumu olduğunu öğrendiğimiz bu bölgenin taşlarının rengi bile başka.

Hemen yanımızdaki Venedik Meydanı’ndan ileriye devam ettiğimizde ise Roma’nın en kalabalık alışveriş caddesi olan Via del Corso’ya çıktık. Bu caddeden sağa dönerek dün gece karanlıkta gördüğümüz Aşk Çeşmesi’ne vardık.

Turist kalabalığı arasında havuzun kenarına geldik ve buranın adetini yerine getirdik. Küçük kızımız Deniz’in eline bir bozuk para sıkıştırdık ve parayı havuza bıraktırarak buraya tekrar gelmesini garantiye aldık.

Trevi Çeşmesi’nden sonra biraz ileriye devam ederek ünlü İspanyol Merdivenleri’ne vardık.

Bu merdivenlerin neden bu kadar ünlü olduğunu anlayamadan hemen önündeki kayık şeklindeki havuzun arkasındaki sokaklarda yürümeye devam ettik.

Sokaklar tekrar Via del Corso’ya çıktı. Bu bölgede cadde araç trafiğine kapalı.

Caddede ünlü markaların büyük mağazaları bulunuyor. Biraz İstiklal Caddesi’ne benzeyen bu caddeden yukarıya doğru yürümeye devam ettik.

Caddenin sonunda geniş bir meydana varılıyor. Cadde kadar renkli olmasa da ferah bir alan olan bu meydanın adı Popolo Meydanı.

Popolo Meydanı’ndan Tiber Nehrine doğru dönüp köprüden geçince daha çok yerel halkın geldiğini Via di Cola Rienzo caddesine vardık.

Bu caddede daha yerel markalar ve daha çok çeşitli ürünler bulmayı ummuş olsak da maalesef öyle olmadı. Epey yürüdükten sonra caddenin kenarında değişik bir eserle uğraşan bir sanatçıyı görmesek tamamen boşa gelmiş olacaktık.

Buradan tekrar Popolo Meydanı’na dönüp metro ile Termini’ye oradan da eve geçerek Roma gezimizi bitirmiş olduk.

Kısa olsa da Roma’nın önemli bir çok yerini gezmiş olduk. Müzelere girmedik, bahçelerde dolaşamadık ama yine de çok güzel zaman geçirdik.

Gürkan, Kasım 2016

Söyleyecek sözü olan?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Basit bir aritmetik! *