Bükreş, Peleş Kalesi ve Braşov | Romanya

İstanbul’dan bir günde gidilebilecek en yakın başkent olan Sofya‘ya daha önce gitmiştik. Bu sefer biraz daha uzakta bulunan başkent Bükreş’e gitmeye karar verdik ve yola düştük.

Yurt dışına arabayla çıkmak için bir sürü yazımız var, en pratiği şuradaki. Bir de Bulgar yollarında araba kullanabilmek için vinyet almanız lazım, onu da şurada yazmışız. Ha bir de aynısının Romanya versiyonu var, onu da şurada yazdık, tam oldu.

Gelelim hangi rotadan gidileceğine. Biz Hamzabeyli sınır kapısından Bulgaristan’a geçtik. Bu kapı yenilenmiş olan kapılardan ve nispeten sakin. İçinde yeşil sigorta yapan bir sigorta acentesi de bulunuyor, Duty Free de var.

Sonra dümdüz Kotel Geçidi’nden (Kotel Pass) dağların arasından geçerek Rusçuk’a geçtik ve Rusçuk (Ruse) köprüsü ile Tuna nehrini geçerek Romanya’ya girdik. Çok güzel bir köprü ve Tuna’nın büyüklüğünü gözlerinizin önüne seriyor.

Köprüyü geçmek için geçiş ücreti ödemeniz gerekiyor. Hem Bulgar Levası, hem Romanya Ronu hem de Euro ile ödeyebiliyorsunuz. Artık yanınızda ne varsa. Sınır geçişinden sonra Bükreş’e kadar yaklaşık bir saatlik dümdüz bir yoldan gidiyorsunuz. Otoyol diyorlar ama bizim bölünmüş yollar genişliğinde. Bükreş’e yaklaştıkça biraz kalabalıklaşıyor. Biz sabah 8’de İstanbul Anadolu yakasından çıkıp akşam 7’de Bükreş’e rahat rahat vardık. İki sınır geçişi olan bir rota için fena değil.

Şehrin caddeleri geniş ve bol ağaçlı. Aşağıdaki yol ünlü Parlamento binası ile merkezdeki havuzlar arasındaki ağaçlı yol.

Bükreş’te en bol bulunan şey parklar. Her tarafta kocaman parklar var.

Parkların içinde genelde bir gölet de bulunuyor. Çevresinde küçük tesisler olan göletlerin etrafında yürüyüş yolları bulunuyor.

Ama parkların en güzel yanı her köşede bir çocuk parkı bulunması. Bazısı küçük bazısı büyük.

Bizim ufaklık gördüğü her parka gidip oynamak istedi. Bizim buradaki parklardan biraz farklı oyuncaklar bulunduğundan çok iyi zaman geçirdi.

Biz de böylece tüm günümüzü parklarda geçirmiş olduk. Apartman aralarında bile çocuk parkları var, hepsinde oynadı diyebilirim.

Şehrin tam merkezinde Unirii Parkı var, ama park değil havuzları ile ünlü. Kocaman bir kavşağın her yanı havuzlarla kaplanmış.

Bahar ve yaz akşamlarında hafta sonları akşam 9’da bu havuzlarda müzik ve ışık gösterileri yapılıyor. Her taraf insanlarla doluyor ve çok eğlenceli. 45 dakika kadar süren şovu seyretmek için merkeze gitmeye değer.

Havuzların arkasında görünen ve Bükreş’in sembolü sayılan dev Parlamento binası gerçekten kocaman.

Binanın önden görünen cüssesi büyük ama bir de derinliği var. Bu derinlik önden pek anlaşılmıyor fakat binanın yan tarafına geçince hissediliyor. Fazlasıyla gereksiz bir büyüklük.

Ancak bu dev bina haricinde Bükreş’te ne yüksek binalar var ne de büyük bloklar. Uzun ve ortalama 8-10 katlı toplu konut gibi görünen konutlar yolların kenarını doldurmuş ama Bulgaristan’dakiler gibi bakımsız değil. Hatta biz de böyle bir binada bir dairede kaldık, gayet de bakımlı ve güzeldi. Arka sokaklarda ise küçük ve güzel evler var.

Şehrin içindeki su kanallarından küçük bir nehir de akıyor. Her tarafında bol su olan bir kent Bükreş.

Kanalın kenarında ağaçlı yollar ve güzel binalar bulunuyor. Şehrin merkezinde caddeler hem sakin hem de güzel yapılarla dolu.

Tam merkezde eski şehir kısmı bulunuyor. Araçların girmediği bu bölgede yoğun yaya kalabalığı var ve haliyle bol cafe ve restoranlarla dolu.

Akşamları daha da kalabalık olan sokaklarda boş masa bulmak iyice zorlaşıyor.

Eski kentin girişinde güzel bir kilise var. Küçük ama içi güzel. Adı Saint Anthony kilisesi. İçini gezebilirsiniz. Biz gittiğimizde bir ayin vardı, oldukça kalabalıktı.

Ara sokaklara girdiğinizde uzaktan güzel bir bina görme şansınız yüksek.

Eski kentin içinde özellikle restoranların bulunduğu sokaklarından uzaklaştıkça güzel binalarla karşılaşıyorsunuz.

Biraz sokaklarda gezip pahalı ve çok da güzel olmayan dondurmalarından yedikten sonra ünlü Çeşmeciler Parkına vardık. Binaların arasında kalmış olan bu park özel bir botanik bahçesi kıvamında.

Geniş yeşil alanda neredeyse her renk ağaç var. Bir yandan da renkli çiçekler her yanda. Buraya bizim gibi baharda gitmek lazım.

Elbette bu parkta da birkaç çocuk oyun alanı var ve çocuklar eğleniyorlar. Ama bir ağaç vardı ki, dalları oradan buraya uzanmış, sarmaşık gibi, hatta diğer ağacın üstüne sarılmış. Nerede başlayıp nerede bittiğini anlamak mümkün değil. Çocukların en çok eğlendiği nokta da burası, tepesinden inmiyorlar.

Parkta biraz zaman geçirdikten sonra sokaklarda biraz daha dolaşırken Bükreş’in ünlü opera binasına geldik.

Operanın hemen yanındaki meydanda da Romanya’nın ilk kralı Carol’un büyük bir heykeli var.

Bu noktadan tekrar merkeze dönüşe geçtiğimizde ana caddenin araç trafiğine kapalı olduğunu gördük. Meğer hafta sonları halk rahatça dolaşsın diye şehir merkezini yaya bölgesi yapıyorlarmış. Sağda solda etkinlik yapanlar vardı, bir noktada da çocuklara kukla gösterisi vardı. Romence olduğundan biz çok kalamadık ama diğer çocuklar epey eğleniyorlardı.

Buradan biraz daha ileride gençlerin buluşma noktası olduğunu duyduğumuz Üniversite meydanına geldik. İlginçtir, oradaki bir bakkaldan su almaya girdiğimizde şansımıza iki Türk üniversite öğrencisiyle karşılaştık. Hatta kibar gençlerimiz bize yardım ederken içecek de ısmarlayarak bizi mahcup ettiler.

Bükreş’i gezmeyi böylece bitirmiş olduk. Bir günde her köşeyi gezince ertesi gün Braşov’a gitmeye karar verdik. Yolda da Peleş Kalesi varmış, onu da görürüz dedik. Bundan sonra da oraları anlatalım.

Ama önce Bükreş’i bitirelim. Maalesef Romanya’nın güçlü bir mutfağı yok. Dünya mutfağı restoranları var ama biz bir yerde pizza yedik, hiç beğenmedik. Dondurmayı da beğenmedik. Dristor Kebap diye bir Türk lokantası var, döneri Yunan stili ama gayet güzel, biz beğendik. Yani Romanya’ya güzel yemekleri için gidilmez. Diğer yandan caddeler geniş ama ciddi bir otopark sıkıntısı var. Konut bloklarının önünde otopark yerleri işaretlenmiş olduğundan öyle her yere de bırakamıyorsunuz. Yol kenarlarında ücretli otoparklar var, onlar da saatle ödeniyor ve epey pahalı. Ayrıca makine de yok, SMS ile ödeniyor sanki, İngilizce de yazmıyor, biraz sıkıntılı.

Biz Gamma Grup Accommodation diye bir dairede kaldık. İyi ki de burda kalmışız. Hem ev gayet temiz ve sessizdi, hem de kapının önünde size özel araba park yeri vardı. Kumandayla açılıp kapandığı için başkası da bırakamıyor. Ev merkezdeki havuza beş dakika uzakta olduğundan şehirde gezerken arabayı hiç çırakmadık ama Braşov dönüşü gecenin bir saati park yeri bulmakla da uğraşılmazdı. Sadece bu avantajı için bile tercih edilir. Aramakla uğraşmayın, şuradaki linkten booking ile rezervasyon yapabilirsiniz.

Gelelim gezimizin diğer noktalarına.

Peleş Kalesi

Peleş ve Pelşior Kaleleri demek lazım aslında. Hatta sarayları demek lazım çünkü yukarıda heykelini gördüğümüz ilk kral Carol, bu yapıları konutu olarak yaptırmış. İkisi neredeyse yan yana.

Braşov yolu üzerindeki Sinaia kentinin sırtını yasladığı dağın yamacındaki harika bir ormanın içindeki bu yapılara şehrin içinden döne döne çıkıyorsunuz. Ücretli otoparkı var, gönlünüz rahat olsun. Arabadan kurtulup biraz yürüyünce kafelerin olduğu bir meydana geliyorsunuz. Sarayın nizamiyesi gibi planlanmış burası.

Sağ taraf Peleş’e, sol taraf Pelişor’a gidiyor. Biz önce Peleş’e gittik. Sarayın bahçesinden yukarıdaki alan aşağıdaki gibi görünüyor. Etraf ne kadar yeşil ve güzel.

Sarayın kendisini bir fotoğrafa sığdırmak çok kolay değil. Önünde kralın heykeli ve güzel bahçesiyle çok güzel bir yapı.

Kalenin içi gezilebiliyor. Giriş katı gezmek 50 lei, üstüne ilk katı gezmek toplam 100 lei, ikinci katı da gezmek isterseniz ise toplam 150 lei.

Biz ilk katın da gezildiği tura katıldık, gayet yeterli oldu. Çok ucuz değil ama buraya kadar gelmişken gezmek lazım, fazlasıyla değer. Girişte yüksek tavanlı bir merdiven var. Her taraf ahşap kaplı.

Bu detayları fotoğraflarda göstermek çok zor ama biraz daha yakından göstermeye çalışalım.

Sarayın zırhlara ve kılıçlara ayrılmış bir odası var. Ama koridorlarda bile şövalyeler sizi karşılıyor. Romanya’nın tarihinden kalma eserlerle dolu her yer, sadece kral zamanının eserlerinden oluşmuyor.

Kralın çalışma masasının bulunduğu oda diğerleri arasındaki en mütevazi oda.

Diğer yanda kral ile kraliçenin tahtları olan oda ise fazlasıyla ihtişamlı.

İki tahtın arasında bulunan masa mermerden yapılmış ve her parçası birbirinden farklı desene sahip. Yakından bakınca ne kadar güzel bir eser olduğu anlaşılıyor.

Sarayın bir de farklı medeniyetlere ayrılmış odaları bulunuyor. Bunlardan birisi de Osmanlı odası. Ancak Türkler tarafından değil Avrupalı sanatçılar tarafından tasarlanmış ve ödül alarak buraya getirilmiş. Eh işte.

Bir de yemek salonunu gösterip kapatıyorum. Bence gezmeye değer bir saray. Yarım saatte bitiyor.

Saraydan çıkınca dışarıda yağmur yağıp geçmiş olduğunu fark ettik. Yağmur sonrası doğa daha bir güzel oluyor bilirsiniz.

Buradan Pelişor’a da geçtik tabi. Ancak bir de oraya ücret ödemedik, dışından bakıp döndük. Burası daha küçük bir yapı, zamanı olup gezen bize de anlatsın.

Daha Braşov’a kadar yolumuz da olduğundan burada daha fazla oyalanmadan yolumuza devam ettik.

Braşov

Braşov Bükreş’ten 180 km kadar kuzeyde olan epey büyük bir şehir. Dağların arasından giden yol döne döne inip çıktığından 2,5-3 saat kadar sürüyor. Şehir aslında baya sıkıcı bir şehir. Toplu konut kıvamında bloklar falan, nerden geldik buraya dersiniz. Ama kışın kayak merkezi olan bir dağı var ve bir de eski kent merkezi var. Güzel olan yeri burası.

Ufacık kent merkezi için bol turist olan bir yer burası. Binalar çok şirin ve arkasındaki dağa yaslanmış bir mahalle gibi.

Meydanın her tarafı bir ayrı güzel. Neredeyse her binanın altında da bir restoran bulunuyor.

Meydanın devamındaki sokak kafe ve mağazalarla devam ediyor.

Sokağın sonunda tabii ki biz yine bir park bulduk ve bizimki güzelce oynadı. Parkın kenarında küçük bir heykel dikkatimizi çekti. Remus ve Romulus efsanesinin bir izi buralarda epey ünlü olsa gerek.

Parktan dönüşte ana sokak yerine arka sokaklardan dönmeyi tercih ettik. Bu tip turistik bölgelerin arka sokaklarındaki sakinlik hep hoşumuza gitmiştir.

Meydana tekrar döndüğümüzde bu sefer arkada tüm heybetiyle Braşov’un ünlü Kara Kilisesi gözümüzün önüne geldi.

Kiliseyi gezmek için ücret istiyorlardı, zaten zamanımız da azalmıştı, hiç uğramadan dönüşe geçtik. Rahat bir yoldan sonra akşam 10 gibi Bükreş’teki evimizin rahat otoparkına varmıştık.

Bu gezimiz 4 gün sürdü ve 3 gece Bükreş’te konakladık. Gidiş ve dönüşte iki günümüz yolda geçti. Diğer iki günün birinde Bükreş’i gezdik, diğerinde de hem Peleş Kalesini hem de Braşov’u gördük. Biz fazlasıyla keyif aldık, sizin de zamanınız olursa rahat edeceğinizden eminiz. Bükreş’te otoparkı olan bir yerde kalmayı unutmayın.

Gürkan, Mayıs 2023

Söyleyecek sözü olan?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit exceeded. Please complete the captcha once again.