Etiket arşivi: ispanya gezisi

Granada, Cordoba ve Malaga | Endülüs

Her gidenin çok beğendiği Endülüs’e sonunda bir tur ile gitme fırsatı yakaladık. Çok da beğendik. Endülüs aslında Sevilla’yı da içine alan bir bölge ancak biz Malaga’da konaklayarak Cordoba ve Granada’yı görebildik.

Malaga’da konaklamak diğer her iki şehire de otobüsle 1-2 saat uzakta olmanız anlamına geliyor. Türk Hava Yolları’nın Malaga’ya direk seferi olmasını da üstüne eklediğinizde turu düzenleyenlerin iyi bir tercih yaptığını söyleyebiliriz. Gezimizi anlatmaya öncelikle Malaga ile başlayalım, diğer şehirlere ulaşmak isteyenler aşağıdaki linklerden ilgili kısıma hızla ulaşabilirler.

Malaga

Orta büyüklükte bir liman şehri olan Malaga, bizim gittiğimiz Ekim ayında çok kalabalık değildi ancak yaz aylarında uzun plajlarına gelen bolca turist olduğuna eminim. Biz şehrin merkezinde Novotel Suites Malaga Centro otelinde kaldık. Her yere yürüme mesafesinde olan rahat bir oteldi. Şehrin limanında restoranların olduğu bir marina bulunuyor.

malaga-marina

Marinaya ve limana yukarıdan bakan tepeye çıktığınızda şehrin tarihi geçmişini ifade eden kaleyi görüyorsunuz. Bizim kaleyi gezecek zamanımız olmadı, sadece dışından ziyaret edebildik.

malaga-kale

Malaga geniş sokaklara sahip ve alışveriş yapılacak bolca mağaza ve bir çok restoran var.

malaga-alisveris-sokak

Sokaklar çok renkli ve sıcak bir mimarisi var. Çok geniş bir yaya bölgesine sahip.

malaga-sokak

Geniş meydanlarda bolca kafe ve restoran var. İspanyollar gündüz pek dışarı çıkmadıklarından, akşamları sokaklar çok kalabalık oluyor.

malaga-sokak-2

Sokakların arasında yürürken, Malaga’nın en ünlü yapısı olan katedral uzaktan beliriyor.

malaga-sokak-katedral

Malaga Katedrali oldukça heybetli bir yapı ve büyük bir alanı kaplıyor.

malaga-katedral-2

Diğer avrupa şehirlerinde alışık olduğumuz gotik tarzda değil, rönesans üslubunda yapılmış ferah bir yapı.

malaga-katedral

Malaga’nın bir diğer önemli yapısı da Picasso müzesi. Bizim zamanımız olmadığından gezemedik ancak kapısında uzun bir ziyaretçi kuyruğu vardı.

malaga-picasso

Pazar sabahı oldukça dindar olan İspanyolların değişik bir dini törenine de rastladık. Otelin yanındaki kiliseden aldıkları Meryem Ana’yı başka bir kiliseye götürme merasimi olduğunu öğrendiğimiz bu gösteride hem çocuklar, hem gençler, hem de yetişkinler bulunuyordu ve bando eşliğinde etraflarında halkla yavaş yavaş yürüyorlardı.

malaga-dini-toren

Özetle Malaga alışveriş ve deniz haricinde çok turistik olmayan ortalama bir şehir. Rahat ve geniş sokaklarında dolaşarak bir günde biter.

Cordoba

Günübirlik gittiğimiz Cordoba’nın, çok köklü bir tarihi var. Endülüs etkisinin en çok görüldüğü eski kent merkezine en yakın noktada duran tur otobüsünden inince, geniş bir nehirin yanından yürüyorsunuz. Nehirin kenarındaki Roma devrinden kalma Albolafia değirmeni sanki restore edilmeyi bekler gibi.

cordoba-albolafia-degirmeni

Biraz daha ilerleyince orijinali milattan önce birinci yüzyılda inşa edilmiş olan ünlü Roma Köprüsü ortaya çıkıyor. Geniş nehiri estetik bir şekilde geçen köprü çok ihtişamlı.

cordoba-roma-koprusu

Köprünün hemen önünde kente giriş yapılan Roma Kapısı yer alıyor. Bu noktada içeride güzel bir şeylerle karşılaşacağınızı iyice anlıyorsunuz.

cordoba-roma-kopru-kapisi

Kapıdan geçince bize göre Cordoba Camisi, onlara göre Cordoba Katedrali’nin duvarıyla karşılaşıyorsunuz.

cordoba-camisi-duvar2

Cami bir merkez gibi, dikdörtgen bir alana yerleşmiş ve etrafı turistik mağazalar, kafeler ve restoranlarla dolu. Önce biraz etrafı dolaşıyoruz. Daracık sokaklarıyla Cordoba çok sıcak bir kent.

cordoba-sokak

Biraz etrafı dolaştıktan sonra caminin bahçesine giriyoruz. Kocaman bir bahçesi var.

cordoba-camisi-bahce2

Oldukça bakımlı ve girdiğinizde sadece katedralin kulesi ile ağaçları görebiliyorsunuz. İlerledikçe caminin duvarları ortaya çıkıyor.

cordoba-camisi-bahce3

İslam mimarisi kokmaya başlayan ortamda artık içeriyi görmek için heyecanlanmaya başlıyorsunuz. İçeriye girmeden önce bahçenin farklı bir görünüşünü daha paylaşalım.

cordoba-camisi-bahce

İçeriye girdiğinizde sizi bol kolonlu bir yapı karşılıyor. Endülüs İslam mimarisinin tipik özelliği olan bu form Granada’da Elhamra Sarayı’nda da karşımıza çıkacak.

cordoba-camisi-kolonlar2

Bazı açılardan kolonların ucunu bucağını göremiyorsunuz. Gerçekten çok büyük bir cami ve az sonra göreceğiniz ortasındaki bir kısmı katedral haline getirmiş olsalar da bence hala ilk halini koruyor.

cordoba-camisi-kolonlar

Caminin bir çok alanını yok etmiş olsalar da muhteşem mihrabı kıyamadıklarından olsa hala yerinde duruyor. Gerçekten görülmesi gereken bir şaheser.

cordoba-camisi-mihrap

Gelelim bu yapının katedrale dönüşmüş kısmına. Öncelikle yapının içinde bir hazine bulunuyor.

cordoba-camisi-kilise-hazine

Katedralin yerleştiği bölgeye yüksek tavanlı bir yapı oturtmuşlar, oldukça da ihtişamlı olmuş.

cordoba-camisi-kilise-tavan

Bu kısmın tam karşısında katedralin mihrabı diyebileceğimiz yine güzel bir kısım da mevcut.

cordoba-camisi-kilise-mihrap

Camiden çıkınca dünyanın en dar sokağı ve dünyanın en küçük meydanı diye turistik isimler verilmiş bir takım özelliksiz yerlere de uğradık ancak Cordoba demek cami demektir, bu kadar net. Dönüşte otobüsümüzün park ettiği yerin hemen yanında müthiş bir bahçe vardı, içeriye giremedim ama kapıdan bir fotoğrafını çekmeyi de ihmal etmedim.

cordoba-bahce

Sonuç olarak, Cordoba’nın eminim görmediğimiz çok güzel başka yerleri de vardır ancak sadece camiyi görmek için bile bir günlüğüne de olsa gidilmesi gereken bir yer.

Granada

Endülüs’ün en ünlü sarayı olan Elhamra Sarayı’nın olduğu kent. Yine günübirlik gittiğimiz, hem eski şehrinden, hem yeni şehrinden hem de saraydan çok etkilendiğimiz kent. Saray yüksek bir tepede bulunuyor ve müze giriş biletleri saatli. Bizim giriş saatimiz öğleden sonra olduğundan gezmeye önce eski şehirin daracık sokaklarından başladık.

Evlerin balkonlarındaki ve bahçelerdeki çiçekler insanların sıcaklığını çok güzel anlatıyor.

Binaların arasındaki bir seyir terasından karşıdaki Elhamra Sarayı tüm ihtişamıyla görünüyor.

Eski şehirden aşağıya inen bir dar sokak bizim çarşılar gibi küçük mağazalarla dolu. Bol bol hediyelik eşya bulabileceğiniz bu mağazalardaki ürünler daha çok islami motiflere sahipler.

İnsanı sanki Fas’taymış gibi hissettiren bu bölgede çok özlediğimiz çaya en yakın haliyle bir çaycı bulunca oturup biraz dinlendik.

Şehrin bu bölgesi oldukça yeni ve geniş meydanlara sahip. Biraz da öğle vaktinde gelmiş olduğumuzdan olsa gerek, kafeler oldukça kalabalıktı.

Bu bölgedeki meydanlar oldukça ferah ve süslü. Heykellerle bezenmiş süs havuzları çok güzeller.

Artık Elhamra Sarayı’na giriş vaktimiz yaklaştığından otobüsümüze binip sarayın girişine geldik. Tur rehberimizin önceden ayarlamış olduğu biletlerimizi dağıtması ile planlı saatimizde sarayın bahçesine girdik. Sarayın bir çok bölgesi var ve aşağıda bahsedeceğim ancak öncesinde girişte gördüğümüz yerleşim planını vermekte fayda var.

Gezimizi Generalife, Alcazaba ve Palacios Nazaries sırasıyla yapacağımızı şimdiden söylemiş olalım. Saraya bilet alma ile ilgili detaylı bilgileri şuradaki siteden edinebilirsiniz. Özellikle saray kısmına giriş ile ilgili kısmı dikkatli okuyun, gerçekten tam saatinde gitmezseniz giremiyorsunuz.

Giriş gişelerinden geçince ünlü bahçelere girmiş oluyorsunuz.

Bahçeler çok bakımlı.

Özenle hazırlanmış yollarda yürümek çok keyifli.

Rengarenk çiçeklerle bezeli farklı tipte bahçeler var.

Bu kısmı biraz resimlerle geçmiş olacağız ama anlatacak pek bir şey yok, görmek lazım.

Son bir bahçe resmi daha…

Bahçelerin arasından yazlık saray olan Generalife’a varılıyor.

Burada, ileride görülecek detayların küçük ipuçları gelmeye başlıyor. Ahşap işçiliği muhteşem.

Bu sarayın içi gezilmiyor, bahçesinden bakıp devam ediliyor. Elbette yine muhteşem bir bahçe var.

Buradan ayrılınca Alcazaba’ya devam ettik. Burası saray kompleksinin diğer köşesinde bulunan bir kule ve çevresi.

Kulenin manzarası neden bu köşeye kule yapılmış olduğunu çok güzel anlatıyor.

Sadece Granada’nın değil, çok uzakların da görülebildiği hakim bir noktaya yapılmış.

En güzel kısmı sona ayırmak iyidir. Ünlü Nasrid sarayına girmeden önce biletsiz gezilen Karl Sarayı’na da bir göz atalım.

Nasrid sarayının bir kısmını yıkarak yapmış olmasından dolayı, ne kadar güzel olsa da güzel sayılmayacak iri bir yapı.

Bir tek özelliği var, yuvarlak avlusunun en ortasındaki mazgalın üstünde durup çığlık attığınızda hissettiğiniz akustik etki çok hoş. Biz epey eğlendik, bizi gören Japon turistler şarkı söyleyip daha çok eğlendiler.

Gelelim Elhamra’yı Elhamra yapan Nasrid Sarayı’na. Tam saatinde gişede olup başarılı bir şekilde içeriye girdik. Girer girmez ahşap ile yaratılan eserler belirmeye başladı.

Saray ile ilgili rehberimizden bir çok bilgi aldık. En çok bahsedilen ise sarayda binlerce kez “Allah’tan başka galip yoktur” anlamına gelen bir arapça cümlenin yazdığı oldu.

Tam olarak nerede yazdığını anlamasak da, etraftaki arapça yazıları bu anlama yorduk. Desenler ise inanılmaz güzellikte.

İnsan bu detaylara saatlerce bakabilir ve bir hata bulamaz gibi geliyor.

Sarayın aşağıda gördüğünüz havuzu ve çevresi insana huzur veriyor.

Etrafındaki odalara girdikçe başka başka detaylarla karşılaşıyorsunuz.

İsfahan yazımızda anlattığımız Ali Kapı Sarayı ile benzer bazı noktalar yok değil. Binlerce kilometre uzaklıktaki iki İslam eserinin bu benzerliği dikkat çekici.

Ancak bu detayları doya doya izleyecek zamanı bulamadığınızı da belirtelim. Rehberler zaman yetsin diye biraz hızlı ilerletiyorlar.

Ünlü Aslanlı Bahçe’nin etrafındaki odalar muhteşem. Bahçede tadilat yapılmaktaydı ancak yine de güzelliği etkileyiciydi.

Elhamra kompleksinin bu en güzel kısmına girmesi ve çıkması biraz dertli ancak sadece burayı görmek için bu kadar zahmeti çekmeye değer.

Granada sadece Elhamra Sarayı’nı görmek için bile gitmeye değecek bir şehir. Şehirde de zaman geçirilebilir ancak bizim günlük turumuz oldukça verimliydi.

Endülüs’ün eksik kalan ayağı Sevilla’yı da bir gün görmek istiyoruz. Yine de Malaga, Cordoba ve Granada’yı içeren bir tura katılmak çok keyifliydi. Görülesi yerler.

Gürkan, Ekim 2016

Barselona

2015 Mayıs ayı sonunda 3 gece 4 günlük bir Barselona turuna katıldık. Klasik bir turistik tur oldu ve Barselona haricinde Girona ve Figueres’teki Dali Müzesi’ni de gördük. Turdan bağımsız olarak sadece bir gün gezebildiğimiz halde Barselona’nın en güzel yerlerini görecek zamanımız oldu.

Barselona’ya Sabiha Gökçen’den Pegasus Havayolları ile gittik. Siz böyle bir hata yapmayın, hem koltuk araları çok dar, hem de çok pahalı olduğu halde almak isteseniz de sandviç bile alamıyorsunuz, ön koltuklardan servis gelene kadar sandviçler bitiyor. Neden beceremiyorlar bilmiyorum ama dönüşte de durum böyleydi.

Barselona havaalanında 30 dakikalık kablosuz interneti mail adresinizi vererek kullanabiliyorsunuz. Doğru bir adres olmak zorunda da değil. Gelişte oldukça yeterli ama dönüşte bekleme süresi uzun olduğu için pek yeterli olmuyor. Havaalanı oldukça büyük ve rahat. Turla gittiğimiz için havaalanından şehire gidiş hakkında bilgi veremiyoruz ama tren istasyonu yönlendirmeleri mevcuttu.

Öğle saatlerinde indiğimiz için otelimize gitmeden önce tur otobüsüyle tipik bir şehir turu yaptık. İlk durağımız Barselona’nın panaromik manzarasını gördüğümüz Montjuic tepesi oldu.

Bu tepede daha görülecek epey yer var. Olimpiyat köyü ve bizim gitmeye fırsat bulamadığımız Poble Espanyol bunlardan bazıları. Poble Espanyol, içinde İspanya’nın değişik bölgelerinin mimarisinin ve kültürünün görülebildiği bir açık hava müzesi.

Tepede mola verdikten sonra şehrin belli başlı yerlerinden geçerek Barselona’nın en önemli turistik noktası olan La Sagrada Familia katedraline yakın bir yerde otobüsten indik.

La Sagrada Familia

1882’de yapımına başlanan, 1883’de ünlü mimar Antoni Gaudi tarafından devir alınarak 1926’da ölümüne kadar tamamlanamayan bu dev kilise, halen inşa edilmeye devam ediliyor.

La sagrada familia

Müze giriş ücretleri ve halkın yardımlarıyla devam eden inşaatın en büyük sorunu ise Gaudi’nin tasarımının Gaudi olmadan yapılmasının zorluğu. Kilisenin içine girmek için bilet almak gerekiyor. Turlar genelde çevresini dolaştırıp devam ediyor, bizde de böyle oldu. Ama biz iki gün sonrası için biletimizi zaten almıştık, ileride anlatacağız.

La sagrada familia

Kilisenin arka cephesi daha değişik. İnsan bu yapının nasıl ayakta durduğuna şaşmadan edemiyor.

La Sagrada Familia çevresinde kısa bir süre dolandıktan sonra otobüsümüze binerek otelimize gittik. Bu turu birlikte iş yaptığımız bir firma düzenlediği için, akşam yemeğini de hep beraber yemek üzere akşam tekrar toplandık. İlk akşam yemeği için Flamenko gösterisi sunan bir yeri ayarlamışlar.

Flamenco

Palacio del Flamenco isimli bu yerde gösteriyi izlerken bir yandan da yemeğinizi yiyorsunuz.

Bu güzel ve neşeli şovun ardından biraz daha dramatik bir gösteriden de küçük bir kısmı paylaşalım.

Yemeklerin de gayet başarılı olduğu bu yer için ne kadar ücret ödendiğini bilmiyoruz ama her gece üç seans yapıyorlarmış ve yukarıda restoranın adında verdiğimiz linkten rezervasyon yapılabiliyor.

Girona

İkinci günümüzde hep beraber Barselona’ya bir saatlik mesafede olan Girona kentine gittik.

Girona

Girona, eski güzelliklerini kaybetmemiş şirin bir yer.

Girona

Şehrin tarihi dokusu ilk andan kendisini belli ediyor. Daracık sokaklarda yürümek insana keyif veriyor.

Girona

Şansımıza, biz Girona’yı gezerken Google Maps’in aracı merkezdeki kilisenin önünden geçiyordu.

Girona

Özellikle mi yapmışlar bilmiyoruz ama ilkokul çocukları kilisenin merdivenlerinde toplanmış kameraya el sallıyorlardı.

Girona

Çok neşeli ve canlı bir görüntüydü. Girona’nın eski kısmında bir çok hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. Sokaklar arasında daracık geçitler var.

Girona

Eski şehiri bitirip tekrar ırmak kenarına çıkınca, Floransa’ya benzeyen bir manzarayla karşılaşılıyor.

Girona

Irmağın diğer tarafı ise daha yeni görünümlü. Özgürlük Meydanında mola verdik ve civarda biraz dolaşma fırsatı bulduk.

Girona

Sessiz ve sakin bir şehir burası. Tam turistik hale gelmediğinden olsa gerek, halk normal yaşantısına devam ediyor.

Girona

Girona’ya Barselona’dan trenle de ulaşılabiliyor ama saatlerini incelemeniz lazım. Yine de Barselona’yı bitirmeden Girona’ya zaman ayırmaya pek gerek olmadığını düşünüyoruz.

Figueres – Dali Müzesi

Girona’dan yarım saat kadar daha ileride bulunan Figueres kentinde Salvador Dali’nin müzesi bulunuyor.

Salvador Dali Müzesi

Dali’nin eşi Gala ile beraber yaşadığı kente hediye ettiği bu muhteşem müze muhakkak görülmesi gereken bir yer.

Dali Müzesi

Müzedeki eserlerle ilgili rehberimiz oldukça fazla bilgi verdi. Ama bu bilgileri hatırladığımız kadarıyla burada anlatmak bize doğru gelmiyor.

Dali Müzesi

Uzmanlık alanımız olmadığı için buradaki detayları sizin incelemenize bırakıyoruz.

Dali müzesi

Ancak en beğendiğimiz eserlerin resimlerini paylaşarak bir nebze neyle karşılaşacağınızı gösterebiliriz. Mesela, aşağıda gördüğünüz fotoğraftaki portre, çıplak gözle bakıldığında bir portreymiş gibi görünmüyor. O görüntünün fotoğrafı elbette çekilemiyor, gidip görmeniz lazım.

Dali Müzesi

Dali’nin sadece sürreal eserler yaptığı sanılmasın, çok güzel tabloları da var. Alttaki resimdeki ekmek gerçek gibiydi.

Dali müzesi

Farklı eserleri inceleyerek müzeyi gezmeye devam ettik.

Dali Müzesi

Üst katlara çıktıkça Dali’nin farklı çalışmalarıyla karşılaşıyorsunuz. Aşağıda gördüğünüz eser bir odanın tavanı. Burada kendisini ve karısı Gala’yı resmetmiş olduğunu öğrendik.

Dali Müzesi

Bazı mekanlar özellikle Dali tarafından sergiye hazırlanmış.

Dali Müzesi

Müzenin merdivenlerinde bile değişik sürprizler bekliyor sizleri.

Dali Müzesi

Dali’nin standart dışı eserlerinden bazıları da, aşağıda gördüğünüz gibi anlamsız görünen bir çizimin, merkezine aynalı bir şişe konunca kafatası şekline bürünmesi gibi sizi şaşırtıyor.

Dali müzesi

Müzeyi gezmeyi bitirince yapının diğer tarafından dışarıya çıkıyorsunuz. Bu tarafta bir kilise bulunca içine bakalım dedik. Hem biraz oturup dinlenmek için hem de biraz serinlemek için bulduğumuz kiliselere genelde girip bir bakarız. Sakin ve güzel bir yapıydı.

Figueres Kilise

Dönüşte otobüsteki herkes Barcelona FC’nin stadyumu olan Camp Nou’yu da görmek isteyince, otelimize yakın olduğundan uğrayıp bir kaç fotoğraf çektik.

Camp Nou

Stadyumu kişi başı 23 € ücretle gezmek mümkünmüş ama bizim zamanımız yoktu.

Barselona’da serbest bir gün

Turumuzun üçüncü gününde serbest kaldık. Bu günü baştan programladığımız için Barselona’da görülmesi gereken yerleri görmek amacıyla erkenden yola düştük. Otelimiz merkeze biraz uzak olduğundan, metroya ulaşmak için 10 dakika kadar yürüdük. Yürüyüşümüz içinde geçtiğimiz Cervantes Parkı ve içindeki gül bahçesi çok güzeldi.

Cervantes Parkı

Metro’ya vardığımızda, 4 kişi olduğumuz için tek tek bilet alacağımıza, 10’lu bilet aldık ve yola çıktık. Bu bileti peş peşe 4 kez turnikeden geçirerek kullanabiliyorsunuz, tek biletlerden daha ekonomik. Bilet makinelerinden ingilizceniz varsa kolayca alabilirsiniz. Tüm gün dolaştığımız rotayı aşağıda veriyoruz.

Barselona Rota

İlk durağımız muhteşem La Sagrada Familia katedrali idi. Metrodan inip sokaklarda yürümeye başlayınca Barselona’nın yeşilliği daha iyi anlaşılıyor.

Barselona sokak

Biraz erken geldiğimiz için bir durak önce inip yürümeyi tercih ettik. Katedral uzaktan göründükçe insanı gerçekten heyecanlandırıyor.

Sagrada familia

Daha önce bahsettiğim gibi katedralin içine girmek için biletlerimizi gelmeden önce internetten almıştık. Bu linkteki adresten Rehbersiz Sagrada Familia turu bileti alıyorsunuz. Her saat için belli sayıda bilet satıyorlar. Biletin yazıcıdan çıktısını alıp o saatte ön taraftaki kapıda olursanız, barkodu okutarak içeriye hemen giriyorsunuz. Ön kapı hangi taraf derseniz, aşağıdaki resimdeki taraf.

La sagrada familia

Bileti olmayanlar arka kapıda uzun bir kuyruk bekliyorlar. Uzun derken öyle böyle değil, en az 2 saat sürer. Kesinlikle gelmeden biletinizi alın deriz. Bizi önceden uyaran arkadaşım Gökhan’a orada binlerce kez teşekkür ettik. İçeriye girince cephenin yakından ne kadar güzel olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Sagrada familia

İlk gün ziyaretimizde rehberimizin bahsettiği bir hikaye burada aklımıza geldi. Bu taraftaki heykellerden bir kısmı bir sebeple kırılmış ve uzakdoğulu bir heykeltraş yeniden yapmış. Biraz taraf tutmuş belli ki, artık heykellerdeki kişiler çekik gözlüymüş. Bu heykelleri bulduk, aşağıda görebilirsiniz.

Sagrada familia

Gelelim katedralin içine. Tek kelimeyle söylemek gerekirse “inanılmaz”. Buraya gelip de içine girmeden dönmemek lazım. Bir çok fotoğraftan önce, girer girmez çektiğimiz şu videoyu bir izleyin deriz.

Burayı anlatmak için yeterli kelimeleri bulmak çok zor.

Sagrada familia

Bugüne kadar gördüğümüz hiç bir yapıya benzemiyor.

Sagrada familia

Yukarıya bakmaktan vazgeçemiyorsunuz.

Sagrada familia

Sandalyelere oturup tavana baktığınızda şu garip görüntü çıkıyor önünüze.

Sagrada familia

Alt kattaki müzede, kilisenin bir maketini gördük. Bu maket biraz daha kolay anlamanızı sağlayabilir. Güzel bir kesit yapmışlar, buyrunuz.

Sagrada familia

Detaylara baktıkça insan daha çok şaşırıyor.

Sagrada familia

Her köşede farklı bir geometrik hareket var.

Sagrada familia

Bu kadar karışık bir yapının bir bütün halinde nasıl bu kadar güzel göründüğüne insan şaşırıyor.

Sagrada familia

Diğer yandan inşaatin hala bitmemiş olması da biraz anlaşılır geliyor insana.

Sagrada familia

Kilisenin arka tarafına geçtiğinizde ise daha değişik bir mimari ile karşılaşıyorsunuz.

Sagrada familia

Bu taraftan yukarıda bahsettiğim alt kata iniliyor ve binanın tarihi ve yapım prensiplerini gösterdikleri müze gezilebiliyor. Çıkış da buradan.

Bir sonraki durağımız olan Park Güell’e yakın bir metro durağı yok. En yakın metrodan bir müddet yürümeniz lazım. Biz 4 kişi olduğumuz için bir taksiye bindik, 10 dakikada kapıya geldik, 8 € verdik.

Park guell

Bu park da Barselona’ya Gaudi’nin armağanı. Girişteki sevimli yapılar bir masal dünyasına gelmişsiniz gibi hissettiriyor. Bu parkın en önemli kısmı olan merdivenlere giriş için de bilet almak gerekiyor. Gelmeden önce şuradan biletinizi almanızı tavsiye ederiz, çünkü kapıdan almak için en az 2 saat beklemeniz gerekir. Bilet ücreti 7 €. Parkın geneli ücretsiz ancak ortadaki merdivenleri görmek ve üstteki terasa çıkmak için bilet almanız gerekiyor.

Park guell

Biz maalesef önceden buraya bilet almayı akıl edemediğimiz için biletli kısıma giremedik. Kapıdan yukarıdaki fotoğrafı çekmekle yetindik. Ama parkta başka güzellikler de var.

Park guell

Çok güzel bir park ve şehri tepeden görebiliyorsunuz.

Park guell

Biletli kısımdan ulaşılan terası da üstten yine görebiliyorsunuz. Esasen bu kısıma girmeniz çok da önemli değil, ama merdivenleri yakından görmek güzel olabilir. Teras dediğimiz de şöyle bir şey.

Park guell

Biletli girenlerin de burada fazla zaman geçirdiklerini sanmıyoruz.

Park guell

Bu arada terasın üst kısmındaki seyyar satıcılarda en ucuz hediyelikleri bulabileceğinizi de söyleyelim.

Parkı gezdikten sonra tekrar taksiye binip Casa Mila’ya en yakın yere, Passeig de Gracia caddesine 9 €’ya geri döndük.

Casa Mila

Casa Mila, Gaudi’nin en ünlü eseri. Binanın içini gezebiliyorsunuz ama bizim gibi sadece bir günlük serbest zamanınız varsa buna fırsat bulamıyorsunuz. Kişi başı 20,50 € ücretle giriliyor, özellikle çatısı görmeye değer. Mimariye meraklıysanız içerideki mobilyalar sizi çok etkileyecektir, Art Nouveau’nun en güzel eserleri Gaudi imzalı. Caddenin biraz aşağısında yine Gaudi’nin Casa Batllo binası bulunuyor.

Casa Batllo

Bu binayı da gezmek için kişi başı 21,50 € ödemeniz gerekiyor. Tabi biraz da kuyruk beklemek ve gezmek için zaman ayırmalısınız. Maalesef biz zamansızlıktan giremedik. Caddenin sonunda Plaça de Catalunya, yani Katalonya meydanına geliyorsunuz. Barselona’nın merkezi işte tam burası. Meydandan katedrale giden Portal de l’Angel bulvarına girerek devam ettik.

Barselona

Sağlı sollu mağazalarla dolu olan bu caddede bir kaç yere girip çıkmadan olmuyor. İndirim zamanı olmadığından fiyatlar çok uygun değildi ama özellikle Massimo Dutti mağazası Türkiye’ye göre çok ucuzdu. Eski şehire girdikçe sokaklar daralıyor.

Barselona katedrali

Geniş bir meydanda bulunan Barselona Katedrali, her Avrupa şehrinde görmeye alıştığımız türden bir kilise.

Barselona katedrali

Cephesine ve içerisine çok özenilmiş.

Barselona katedrali

Epey turist gezdiğinden pek sakin değil ama yine de sıralara oturup biraz dinlenmek iyi geliyor.

Barselona katedrali

İhtişamlı ve etkileyici bir kilise. Genelde bu tip kiliselere girerken pek bakmazlar ama buraya kadınları kısa şortla almıyorlar, diz üstü eteğe de izin vermiyorlar, aklınızda olsun.

Barselona

Katedralin arkasında klasik dar sokaklarda yürümek ve mağazalara girip çıkmak çok keyifli.

Barselona

Bu bölgeden ünlü Les Rambles, Rambla caddesine yürümeye devam ettik ve Barselona ile ilgili her yerde karşımıza çıkan ve çok merak ettiğimiz ünlü sabit pazar Mercado de La Boqueria’ya geldik.

La Boqueria

Burası meyvesiyle ünlü, 1,50 € verip taze meyve salatası alıp, atıştırarak dolaşıyorsunuz.

La Boqueria

Ancak aslında meyve yanında et satan yerler de mevcut, burada oturup bir şeyler yiyip içebiliyorsunuz.

La Boqueria

Ama bize en ilgi çekici gelen kısım deniz mahsülleri satılan kısım oldu.

La Boqueria

Hani evimiz yakın olsa torbalar dolusu deniz mahsülü alıp eve koşarak giderdik, çok bol çeşit vardı ve hepsi çok taze görünüyordu.

La Boqueria

Sonuçta alıp getiremedik ama o akşam yemeği için ayarlanmış olan restorana gittiğimizde bolca karides, kerevit ve midye yeme fırsatını da bulduk.

Deniz Mahsulleri

Son gününde her yeri görme telaşıyla koşturduğumuz Barselona’yı biz çok sevdik. Keşke daha çok zamanımız olsaydı diyerek ertesi gün öğlen uçağıyla İstanbul’a döndük. Son bir not, havaalanı duty free mağazası şehirdeki marketlerden daha pahalı, alışverişinizi havaalanına bırakmayın.

Bir fırsat daha yaratıp Barselona’ya bir haftalığına gitmek ve doya doya tadını çıkarmak lazım.

Gürkan, Mayıs 2015