Etiket arşivi: haftasonu bulgaristan

Sofya

23 Nisan’da kısa bir tatil bulunca yakın bir yere kaçsak dedik ve ne zamandır aklımızda olan Sofya’ya gitmeye karar verdik. Soğuk bir şehir bulmayı beklerken sıcacık ve yemyeşil bir şehirle karşılaştık. Çok sevdik ve İstanbul’dan rahatça gidebileceğiniz bu şehri size de anlatmak istedik. Bizi bilen bilir, yine kendi aracımızla gittik. Yurtdışına arabayla çıkma konusundan daha önce çok bahsettik, siz yine de yukarıdaki arama kutusundan bulamazsanız şuradan okuyabilirsiniz. Bunu da söyledikten sonra daha önce bahsetmediğimiz Kapıkule sınır kapısından başlayalım.

Ülkemizin en büyük sınır kapılarından olan ve Avrupa’ya ana çıkış yolu olan Kapıkule’den oldukça sakin bir günde çıktık. TEM’den Edirne’ye vardıktan sonra düz devam ederek 20 km sonra sınıra varıyorsunuz. Bizim için rahat bir geçişti ancak son 15 km boyunca bekleyen TIR’lar için durum pek rahat olmasa gerek. Şurada bununla ilgili de kısa bir yorum yaptık. Kapıkule’de yeşil sigorta yaptırabiliyorsunuz ve yurtdışı çıkış pulu alabiliyorsunuz. Kocaman da bir duty free mevcut.

Bulgaristan tarafındaki kapının adı ise Kapitan Andreevo. Oldukça büyük bir kapı. Yunanistan’ın kapısından sonra burası gerçekten çok modern geliyor. Bulgar tarafında duty free mağazası yok, zaten pek gerek de yok, marketler yeterince ucuz.

Bulgaristan’a geçince yol kullanım ücreti için herkes gibi arabanıza bir Vinetka alıp yapıştırmanız gerekiyor. Bununla ilgili bilgileri Nessebar yazımızda bulabilirsiniz, bir haftalık otomobil etiketi güncelde 15 leva. Hem etiket almak, hem de öğle yemeği yemek için kapıdan sonra otoyola devam etmeyip en yakın kent olan Svilengrad’a girdik. Burada çok memnun kaldığımız yeşillikler içinde bir restoran bulduk. Adı Parka ve basit bir aramayla rahatlıkla bulabilirsiniz. Tavsiye ederiz, öyle ki dönüşte yine geldik ve hatta sırf burası yüzünden bu kente aramızda artık Sevilengrad diyoruz.

Dolar bozduracaksanız Svilengrad’da Sofya’dan daha iyi fiyata bozduklarını da not düşelim. Yemek sonrası otoyola çıkarak yaklaşık 3 saatte Sofya’ya vardık. Bizim gibi sınırda şansınız yaver giderse İstanbul’dan çıkıp 6-7 saatte Sofya’ya varabilirsiniz. Sofya’da Samuil Apartment isimli küçük bir evde kaldık. Şehrin tam merkezinde bulunan bu evde çok rahat ettik. Eskice bir binada ama evin içi çok iyi durumda ve civarda iki tane büyük otopark var. Bulgaristan’da arabanızı gece sokakta bırakmamanız önemli çünkü özellikle Türk plakalı araçlara karşı bir hırsızlık eğilimi olduğu söyleniyor. Tek dairelik bir tesis ama yer bulabilirseniz tavsiye ederiz. Apartmanın sokaktan girişi aşağıda.

Eve akşam üzeri vardığımızdan eşyalarımızı bırakıp dışarıya çıktık. Binanın 50 m yanındaki trafiğe kapalı olan Pirotska sokağına çıktık.

Sakin bir sokak ve üzerinde birçok mağaza bulunuyor. Sokağın başındaki caddeye yaklaştığımızda solda Sofya merkez sabit pazarı binasını gördük. İçini dolaştık, oldukça ferah bir yapı ancak düşündüğümüz kadar kalabalık değildi.

Dışarı çıktığımızda ana cadde üzerinde Sofya’daki Osmanlı izlerinin en güzeli olan Banyabaşı Camii ile karşılaştık. İleride anlatacağımız görkemli kiliselerin yanında bu caminin ağırbaşlı bir güzelliği var.

Caminin üzerinde bulunduğu cadde Sofya’nın tipik bir bulvarı gibiydi. Troleybüsü, büyük binaları, indirim mağazaları, kebapçısı, ara sokakta arap mahallesi, yan tarafta Sinagogu ile burası şehrin yerli yaşamını ifade eden bir bölge gibi geldi bize.

Caddede biraz yürüdükten sonra eve arka sokaklardan dönmeye karar verdik ve karşımıza Zhenski Pazar ya da diğer adıyla kadınlar pazarı çıktı.

Eskiden Banyabaşı caminin önündeki meydanda kurulan bu pazar oradaki antik kazılar başlayınca buraya taşınmış ve sabit hale gelmiş. Kadınlar pazarı da denen markette her gün taze sebze ve diğer yiyecekler satılıyor.

Açıkcası satılan ürünler çok ilginç değiller ancak hoş bir atmosferi var. Yeterince zamanınız varsa uğrayabilirsiniz veya bizim gibi evde kalıyorsanız kahvaltı için taze sebze almaya gelebilirsiniz. Bize değişik gelen bir yiyecek ise aşağıda gördüğünüz kızarmış balıklar. Çerez niyetine yenen bu balıkların en çok tercih edileni en sağda gördüğünüz ve tsatsa diye okunan hamsiymiş.

Böylece akşam oldu ve biz de şehrin bu eski bölgesini gezmeyi tamamlamış olduk. Sofya’nın asıl turistik yerlerine de ertesi gün gittik. Anlatmaya başlamadan önce rotamızı kısaca aşağıdaki haritada özetleyelim.

Gezimize şehrin en alçak gönüllü kiliselerinden olan Sveta Nedelya’dan başladık. Pazar sabahı olduğundan içeride kalabalık bir ayin vardı.

Bu kilise şehrin en ünlü bulvarı olan Vitosha bulvarının başlangıcında. İsmini Sofya’nın sırtını dayadığı büyük Vitosha dağından alan bu bulvardan dönüşte geçeceğiz, şimdilik dağa doğru baktığınızdaki görünüşünü gösterip yolumuza devam edelim. Karşıdaki zirvesinde kar olan büyük dağ Vitosha.

Kilisenin hemen yanındaki sokağa devam edince binalarla çevrilmiş olan ünlü Rotunda St. George ile karşılaşıyorsunuz. Sofya’daki en eski yapı olduğu söylenen yapının etrafındaki binalar pek sevimli değil ama bir köşesinin devlet başkanlığı olması verilen önemi gösteriyor.

Binaların arasından geçip diğer tarafa çıktık ve az ileride sağda şahane bir parkla karşılaştık. Sofya Şehir Bahçesi adındaki bu park çok güzeldi. Zaten Sofya çok yeşil bir şehir ve neredeyse her yerde güzel parklar var.

Parkın içinde pazar gezmesine çıkan aileler ve canlı müzik yapan bir grup vardı. Etrafta çocuklar dans ediyordu. Hatırladıkça insanın tekrar gidesi geliyor. Bahçenin bir kenarında da Bulgar Milli Tiyatrosu binası var.

Bu güzel yapı bir buluşma noktası olmuş. Önündeki havuz ve bahsettiğimiz güzel bahçenin kenarındaki kafelerde oturan aileler ve etrafta oynayan çocuklar unutulmaz.

Buradan çıkınca ana cadde üstündeki adını çok duyduğumuz Ulusal Doğa Tarihi Müzesi’ne girdik. Açıkcası bahçelerde gezerken müzeye girmek zor geliyor ama bu müze çok enteresan. Kuşlar, balıklar, ayılar, aslanlar, geyikler ve hatta penguenler derken neredeyse tüm vahşi hayvanlar doldurulmuş halde sergileniyor. Zaman yaratıp ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Özellikle yanınızda çocuğunuz varsa emin olun hayvanat bahçesinden daha güzel.

Müzeden çıkınca az ilerideki Sveti Nikolay kilisesinin önüne çıktık. Rus kilisesi de denen bu yapı diğer kiliselerden çok farklı.

Buradan az ileride soldaki tepenin üstünde ise Sofya’nın en ünlü katedrali olan Alexander Nevski Katedrali bulunuyor.

Dışarıdan oldukça ihtişamlı görünen katedralin içi o kadar etkileyici değil. Güzel bir yapı ama alıştığımız aşırı ihtişamlı katedraller gibi değil ve ortada oturacak banklar yerine açık bir alan var. Girişte fotoğraf çekmek için 10 leva ödemeniz gerekiyor gibi bir not vardı ama kimsenin para verdiğini görmedim.

1904’e inşaatına başlanan yapı 1916’da tamamlanmış ve 1924’de kullanıma açılmış. Asıl güzelliği yan taraftan belli olan yapıyı çok sayıda turist ziyaret ediyor.

Buradan da çıkınca biraz yorulmuş gibiydik ama şehrin en büyük parkı olan Borisova parkına çok da uzak olmadığımızı görünce o tarafa gitmeye karar verdik.

Yukarıda gördüğünüz güzel caddeden yürüyerek parka doğru giderken yol üzerindeki bir başka küçük parkın önünde uzun bir kuyrukla karşılaştık. Nedir diye merakla baktığımızda insanların ellerinde biriktirdikleri pet şişeleri geri dönüşüme getirdiklerini anladık.

Bu uzun kuyruğu bekleyenler ellerindeki pet şişeleri görevlilere tarttırıyorlar ve aldıkları fişlerle yandaki çadırdan ücretsiz kitap alıyorlardı. Kitap almak için bu kadar çabaya giren herkese hayran hayran bakarak yolumuza devam ettik ve Kartal Köprüsü’ne geldik.

Şehrin eski giriş kapılarından biri olan bu köprü Bulgar özgürlük tarihinde önemli bir role sahipmiş. Köprüden hemen sonra da Borisova parkına geldik.

O kadar büyük bir park ki Sofya haritasında ciddi bir yer kaplıyor ve içinde iki tane stadyum var. Parkın içindeki çocuk parkı dev gibi ve aynı oyuncaklardan 4-5 set bulunuyor. Etraf oynayan çocuklar ve onları izleyen ebeveynlerle dolu. Oldukça renkli bir alan.

Parktaki sayısız ağacın altında dolaşmak çok keyifli. Aşağıdaki ağaç da bu güzelliklerden birisi.

Parktan çıkınca çok da uzakta olmayan Vitosha Bulvarına gittik. Birçok kafe, restoran ve mağazayla dolu olan bu bulvar için Sofya’nın en güzel caddesi diyorlar.

Bulvar epey uzun ve araç trafiğine kapalı. Oldukça yeşil olan yolun sonunda ise güne başlangıç noktamız olan Sveta Nedelya kilisesi bulunuyor.

Böylece yaya şehir turumuzu tamamlamış olduk. Öğlende bulvarın arka sokağında Made in Home isimli bir yerde de öyle bir yemek yedik ki sormayın gitsin, tek kelimeyle muhteşemdi.

Yorgunluğumuzu atmak için eve dönüp biraz dinlendikten sonra arabamıza atlayıp Vitosha dağı eteklerindeki UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Boyana kilisesini görmeye gittik. 11. yüzyıldan kalma kısımları da olan bu kiliseyi maalesef gezemedik çünkü saat geç olmuştu. Sadece bahçesinin etrafından dolaşıp bir fotoğrafını çekebildik. Vitosha eteklerinde de biraz dolaştık, zamanımız kalmadığı için tepeye çıkamadık ama aşağıda bile yeterince yeşillik gördük.

Geniş bulvarları, büyük parkları, güzel kiliseleri ve bol yeşilliği olan Sofya, özellikle çocuklu aileler için zevkle zaman geçirilecek bir şehir. Küçük bir kaçamak için ideal mesafede ve güzellikte.

Ceren, Nisan 2018

Hafta Sonu Bulgaristan | Nessebar

“Hazır vizemiz varken” serimizin yeni rotası Bulgaristan oldu. Sakız Adası‘nda uzun bir tatil yaptıktan sonra bir de Bulgar tarafını görmek istiyorduk. Cumartesi sabahı İstanbul’dan çıkıp pazar gecesi döndüğümüz bu kısa ziyaret ile Burgaz’dan geçerek Ravda, Nessebar ve Sunny Beach hakkında bilgi sahibi olduk. Nasıl gittik, neler gördük detaylıca anlatalım.

Arabayla Bulgaristan’a Gidiş

Sakız Adası yazımızda arabamızla yurtdışına gidişi detaylıca anlatmıştık. Buraya tıklayarak hazırlamanız gereken evrakları okuyabilirsiniz. Sakız Adası’na girerken sorulmasa da, Yunanistan’a İpsala’dan girerken gerektiği gibi, Bulgaristan’a girerken de uluslararası ehliyet isteniyor. Ancak, bu ehliyetin de bir alternatifi var. Bizim taraftan başlayarak anlatalım…

Bulgaristan’ın Burgaz bölgesine en yakın kapı Dereköy Sınır Kapısı. Kırklareli’nden yarım saatlik bir mesafede bulunuyor. İstanbul’dan en fazla 3 saatte sınıra varabilirsiniz. Sınır girişinde yol bitiyor, bir güvenlik noktası var, siz yanaşınca bariyeri açıyorlar ve içeriye giriyorsunuz. Az ileride bulunan gümrük binasının önünde sıraya park ediyorsunuz.

Derekoy Sinir Kapisi

Oldukça eski görünen bu tesiste sağda görülen binada yan yana 3 pencere var. İkinci pencereden yurtdışı çıkış pulu alınıyor. Sonra birinciye dönüp pasaport çıkış işlemleri yapılıyor. Tekrar ikinci pencereye geçip arabanın çıkış kaydı yapılıyor. En son üçüncü pencereden araba için gümrük çıkışı yapılıyor. Daha önce görmediğimiz bir damga olan araba için çıkış damgası şöförün pasaportuna basılıyor. Gümrüğe tabi eşyanız var mı diye sorulsa da arabaya bakan yok. Biz geldiğimizde bekleyen 4-5 araç vardı, işlemlerimiz 15 dakikada tamamlandı.

Bu işlemler bittikten sonra arabanıza binip devam ediyorsunuz ve son kontrol noktasında bir görevli pasaportları kontrol ediyor. Az ilerisi Bulgaristan tarafı.

Bulgaristan tarafındaki ilk noktada, her zaman yapılmadığını sonradan öğrendiğimiz bir uygulama ile karşılaştık. Burada yolun içinden geçtiği sığ bir havuz ve oto yıkama kılıklı bir geçit var. Bunun içinden geçmek zorundasınız. Girişinde Bulgar görevliler makbuz karşılığı 3 € ücret alıyorlar. Geçitte dört bir yandan bir sıvı püskürtülüyor. Bir nevi ilaçlama herhalde. Burada maalesef fotoğraf çekemedik.

Geçitten sonra pasaport ve gümrük işlemlerinin yapıldığı sıraya giriyorsunuz.

Derekoy Bulgar Tarafi

Burası da oldukça eski görünümlü. Sağdaki kulubede polis, geçince soldaki noktada da gümrük görevlileri var. Sıranız gelince arabadan inip pasaportlar ve arabanın evraklarıyla polise gidiyorsunuz. Vizeden sonra ilk kontrol edilen uluslararası ehliyet. Polisten öğrendiğim kadarıyla, uluslararası ehliyetiniz yoksa, Türk ehliyetinizin yeminli tercüman tarafından tercüme edilmiş çevirisi de kabul ediliyormuş. Çok iyi Türkçe bilen görevlilerle anlaşmanın başka yolları da var tabi.

Giriş damgaları ve araç kaydından sonra sol taraftaki gümrük görevlileri arabanın bagajına bakıp beyan edilecek eşya var mı diye soruyorlar. Pek sıkı bir kontrol yok, ki biz zaten meraktan geldik, yarın döneceğiz dedik, hoşgeldiniz dediler ve yolumuza devam ettik. Dereköy kapısına geldikten 45 dakika sonra Bulgaristan’a geçmiştik.

Bulgar tarafına geçince oldukça sık bir orman içinden yol almaya başlıyorsunuz. Karadeniz’in tipik yeşil hali burada da mevcut. Hatta bizim taraftan çok daha yeşil.

Bulgaristan yol

Bulgaristan yollarıyla ilgili birkaç kuralı burada belirtelim. Arabanızın farı gündüz de sürekli yanmak zorunda. Bu bir trafik kuralı.

Ayrıca Bulgaristan’daki tüm yollar ücretli. Bizim otoyollar gibi bazı yollar değil, tüm yollar ücretli. Bu ücreti ödemek için Vinetka denen bir etiket satın almanız ve arabanızın ön camına yapıştırmanız gerekiyor. Otomobiller için K3 tipi haftalık vinetka 10 leva’ya satılıyor. Genelde benzinliklerde bulabiliyorsunuz ancak girişteki ilk benzinlikte yok. Her ne kadar ingilizce anlaşılabilse de, bulgarcada haftalık “sedmiçna”, araba da “kola” olarak söyleniyor, işinize yarayabilir.

Bulgar tarafındaki ilk köy olan Malko Tarnovo köyüne 10 dakika sonra varıyorsunuz. Girişte bir miktar dağınık görünse de, merkezde çok güzel evleri bulunan bir köy.

Bulgaristan Malko Tarnovo

Euro ya da Dolar gibi ülkemizde bulunabilen para birimlerinin haricinde para birimi kullanan her ülkede yaptığımız gibi, Bulgaristan’da da ATM’den yerel parayı yani Leva’yı çekmek için bu köyün merkezine girdik. Merkezi de çok hoş. Sessiz ve sakin bir köy, sadece birkaç kafe bulunuyor.

Bulgaristan Malko Tarnovo

Şunu da söyleyelim, Prag seyahatimizde bahsettiğimiz gibi, Bulgaristan’da da Uni Credit bankası var ve eğer Yapı Kredi hesabınız varsa Uni Credit ATM’lerinden ilave ücret olmadan günlük kurdan Leva çekebiliyorsunuz. Uni Credit’in de Malko Tarnovo meydandaki şubesinde 24 saat çalışan bir ATM mevcut. Vinetka almadan önce buraya uğrayıp bir miktar Leva çekmeniz işinize yarayacak ve döviz bürosu aramak ve ekstra masraf vermekten kurtaracaktır.

Malko Tarnovo çıkışındaki ilk benzincide de vinetka yok ancak sonraki soldaki benzinlikte bulunuyor. Zaten artık buradan almanız gerekiyor çünkü Burgaz yolunda 10-15 dakika kadar ilerlediğinizde gelen her yabancı plakalı aracı durduran bir polis noktası var ve pasaportlarla birlikte vinetka kontrolü de yapıyorlar.

Bu köyden çıkınca Burgaz’a 65 km kadar yolunuz kalıyor. Yaklaşık bir saatte gidilen, birkaç köyün içinden geçilen keyifli bir yol. Burgaz’a geldiğinizde kalabalık ve trafik sizi karşılıyor. Büyükçe bir liman şehri ve tipik Doğu Avrupa şehri görüntüsünde.

Bulgaristan Burgaz

Biz Ravda’ya doğru devam edeceğimizden Burgaz’da zaman geçiremedik. Sadece içinden geçerken birkaç fotoğraf çekebildik.

Bulgaristan Burgas

Burgaz’dan kuzeye Varna yoluna devam ettik. Karadeniz kıyısından devam eden bu yol ciddi trafik taşıyor. Burgaz havaalanından sonra Pomorie isimli bir kentin dışından geçiyorsunuz, çevre yolu olduğundan rahat geçiliyor. Ancak Ravda’dan hemen önce Aheloy isminde bir köyün içinden geçmeniz lazım. Biz cumartesi öğlen gibi buradan geçtiğimizden ciddi trafikle karşılaştık. Köy içindeki trafik ışıklarından dolayı köye girmemiz yaklaşık 45 dakika sürdü. İstanbul’da yazlıklara giden trafik gibi yoğun bir trafikle karşılaştık.

Sonunda saat 13:00 civarı Ravda’ya ulaştığımızda oldukça kalabalık bir sahil kentiyle karşılaştık. Bir süre otelimizi aradıktan sonra mayolarımızı giyip deniz kenarına indik.

Ravda Bulgaristan

Ravda genelde yerli turistlerle dolu olan bir tatil kasabası görünümünde. Epey kalabalık. Araba park etmek epey zor. Bolca otel var, genelde 3 yıldızlı ve temel ihtiyaçları barındırıyorlar. Üç dört katlı binalardan oluşmuş kalabalık bir kent. Pek bir özelliği olmadığından fotoğraf bile çekmemişiz.

Ravda Bulgaristan

Bizim otelimiz nispeten daha sakin ve kumluk olan güney sahilindeydi. Geniş bir parkın içinden geçilerek inilen plajda şezlong ve şemsiye kiralanabiliyor ancak neredeyse herkesin kendi şemsiyesi vardı ve şezlong kiralayan da yoktu. Yanlarında yiyecek ve içecekleriyle Bulgarların deniz alışkanlıkları bize pek benziyor.

Ravda Plaj

Denizin bildiğimiz Karadeniz olduğunu ve pek de güzel olmadığını söyleyelim. Hatta daha büyük otellerin olduğu batı plajında deniz daha da yosunlu ve kayalıktı. Biz deniz kenarında rahat ettik ama denizden keyif alamadık.

Akşam bu bölgenin en önemli turistik cazibe merkezi olan Nessebar’a gittik. Nessebar, UNESCO Dünya Mirası listesinde olan bir ortaçağ köyü. Eskiden ada olan ama sonradan dar bir geçit ile anakaraya bağlanmış olan bir yarımada.

Nessebar Bulgaristan

Adaya arabayla girmek mümkün ancak sokakları çok dar ve park yeri bulmanız neredeyse imkansız. Bu nedenle anakaranın son noktasındaki otoparka park edip yürüyerek geçmek gerekiyor. Hatta biz orada da yer bulamadık, tepedeki başka bir otoparka arabayı bıraktık. Zaten bol yürüyüş gerektiren bir gezi, ayrıca köprüyü yürüyerek geçmek de pek keyifli.

Nessebar köprü

Köprünün sol tarafında güzel bir yel değirmeni bulunuyor. Diğer tarafta da bir anıt var.

Nessebar Bulgaristan

Köprüyü geçtikten sonra kentin surları sizi karşılıyor. Kalın ve yüksek surlar belli ki vaktinde kenti birçok saldırıdan korumuş.

Nessebar Surları

Kapıdan girince antik görünüm sizi etkiliyor. Gerçekten çok iyi korunmuş bir yer. Evler, sokaklar, antik yapılar, hepsi çok iyi durumda. Girer girmez üzerine önemli yapıların işlendiği adanın küçük bir maketi ile karşılaşıyorsunuz.

Nessebar Ada Planı

Köyde geleneksel evler çok bakımlı. Sokaklarda gezerken sanki eski zamanlardaymış gibi hissediyorsunuz.

Nessebar Bulgaristan

Hediyelik eşya dükkanları, restoranlar ve kafelerle dolu sokaklar oldukça kalabalık.

Nessebar Bulgaristan

Adanın etrafını geze geze dolaşmak oldukça keyifli. Köy sakinleri evlerinin önüne tezgah açmışlar, kimi basit hediyelikleri kimi ise kendi hazırladıkları el işi ürünleri satıyorlar.

Nessebar Bulgaristan

Sokaklarda dolaşırken bazı evlerin sokak kapılarının üzerinde resimli yazılar gördük. Sonra köyün kilisesinin önünde bunlardan bolca görünce fotoğrafını çektik. Meğerse kaybettikleri sevdiklerini kaç yıl geçtiğini de belirterek bu şekilde anıyorlarmış.

Nessebar Bulgaristan

Köydeki önemli antik yapılar çok başarılı bir şekilde restore edilmiş.

Nessebar Bulgaristan

Gece aydınlatmalarıyla bu yapılar daha da ihtişamlı görünüyorlar. Küçük adada sokaklarda dolaşırken tüm önemli yapıları rahatça görebiliyorsunuz.

Nessebar Bulgaristan

Biz Nessebar’ı çok sevdik. Ravda’nın telaşından ve gürültülü kalabalığından uzak çok sevimli ve güzel bir köy. Kısa Bulgaristan gezisinde ziyaret edilmesi gereken bir yer.

Nessebar Bulgaristan

Pazar sabahı denize girip çıktıktan sonra otelden ayrıldık ve buraların en popüler yeri olan Sunny Beach’e geçtik. Nessebar’ın batısında kalan koy diğer bölgelerden tamamen farklı bir görünüme sahip.

Sunny Beach Bulgaristan

Geniş bir bulvarın kenarına kurulmuş beş yıldızlı oteller, casinolar ve pahalı arabalarla dolu bir yer burası.

Sunny Beach Bulgaristan

Büyük sermayenin yarattığı bu yapay yerde bolca genç turist var. Gece hayatıyla ve casinolarıyla ünlü bu bölgeye öğleden sonra geldiğimiz için gecesini göremedik ama sokaklardaki kişilerden gecelerin oldukça eğlenceli geçtiği hisediliyor. Bölgenin plajı oldukça geniş.

Sunny beach bulgaristan

Otellerden deniz kenarına yaklaşık 500 metre kadar bir mesafe var. Kumların üzerine ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış, rahatça sahile iniliyor. Deniz kenarında sıra sıra beach club’lar bulunuyor.

Sunny beach bulgaristan

Yüksek müzik seviyesi ile gençleri cezbeden bir yapıda olan plajda ücretli şezlong ve şemsiyeler genelde boştu ve Ravda’dan 6 leva olan ücret burada 8 leva idi.

Sunny beach bulgaristan

Her yerde olduğu gibi burada da halkın kullanımı için ayrılmış ücretsiz bir bölge bulunuyordu. Bu bölgedeki kalabalık Sunny Beach’in popülerliğini ifade etmeye yetiyor.

Sunny beach nessebar

Biraz sıcaktan, biraz da artık dönüşe geçme isteğinden plaja yakın bir otelin restoranında yemek yedik. Şansımıza Türk bir garsonla karşılaştık ve konforlu bir yemek yedik. Bu bölgenin restoranları da çok güzel tasarlanmış keyifli yerler.

Sunny Beach

Sunny Beach’in çıkışındaki Janet adlı yerel süpermarkete uğrayıp biraz alışveriş yaptıktan sonra dönüşe geçtik. Dönüşte Bulgar gümrüğünde arabadan bile inmeden rahatça çıkış yaptık. Bir görevli bizim alışveriş merkezlerindeki güvenlik görevlileri gibi laf olsun diye sadece bagaja şöyle bir baktı. Türkiye tarafında da gümrükten oldukça hızlı geçtik. Bu tarafta gümrük memuru bagaj ve arka koltuğa epey detaylı baktı. Gereğinden fazla eşya ile geri gelmemek lazım. Gümrük memurunun pasaporta bastığı son damga olmadan Türkiye’ye giriş yapılamayacağını da hatırlatmak lazım.

Cumartesi sabahtan pazar gecesine yaptığımız bu kısa seyahatte Bulgaristan’ın bir kısmını görme şansımız oldu. Çok merak edilmesi gereken bir yer olmasa da, İstanbul’a yakınlığı nedeniyle bir kez görmekte fayda olduğunu düşünüyoruz.

Gürkan, Ağustos 2015