Etiket arşivi: istanbula yakın yurtdışı

Thassos (Taşoz) Adası

Samos, Sakız, Midilli derken Thassos’a gitmeden olmaz dedik ve bir cesaretle bayram tatilinde yola düştük. İpsala sınır kapısından çıkarak kendi aracımızla gittik. İyi ki de gitmişiz, çok beğendik. Adada 5 gece geçirdiğimiz bu gezide neler gördüğümüzü anlatalım.

Aradığı konuya daha hızlı gitmek isteyenler aşağıdaki listeden seçim yaparak ilgili konuya atlayabilirler.

Arabayla adaya gidiş

Yurtdışına arabayla çıkmayı daha önce Sakız ve Bulgaristan gezilerimizde detaylı şekilde anlattığımızdan, burada tekrar etmeyeceğiz. İstanbul’dan İpsala sınır kapısına gidiş 3 saat kadar sürüyor. Döneme ve saate göre değişen bir sürede sınırları geçtikten sonra Yunanistan’ın geniş ve boş otoyolunda 2 saat kadar yol almanız gerekiyor.

yunan-otoyol

Otoyolun uzunca bir kısmı ücretsiz ancak Thassos’a varmak için kullanacağınız kesiminde 2.40 € ödemeniz gereken bir gişeden geçiliyor, bu nedenle yanınızda bozuk olmasa da bir miktar euro bulundurmanızda fayda var.

Thassos’a hem Kavala’dan hem de Keramoti’den feribot seferleri var. Kavala hem daha uzakta hem de seferler daha seyrek, bu nedenle Keramoti’den geçmek daha mantıklı. Keramoti’ye varmak için otoyolda Xanthi (İskeçe) çıkışlarını geçtikten 20-30 km kadar sonra tabelalardaki yazıları takip etmeniz yeterli. Otoyoldan çıktıktan sonra da, feribota kadar tabelalarla rahatlıkla geliniyor.

Feribotlar oldukça sık ve kısa arabalar için 16 €, uzun arabalar için 20 €, kişi başı da 3.50 € olan biletler sadece limanda feribota binmeden önce alınabiliyor. Feribotlar oldukça büyük ve güverte altına da araç aldıklarından kapasiteleri oldukça yüksek.

keramoti-feribot

Biz gelir gelmez feribota binsek de, Keramoti limanında zaman geçirmek için birçok imkanın bulunduğunu hissettik.

keramoti-liman

Feribotun adaya varması 45 dakika kadar sürüyor. Gümrük geçişleri ve beklemeleri de dahil ettiğinizde adaya toplam gidiş süresinin toplamda 7-8 saati rahatlıkla bulacağını söylemek isterim. Ancak bu kadar yoldan sonra varacağınız yer emin olun buna değer.

thassos-liman

Thassos, çevresi yaklaşık 90 km olan ve tümünü arabayla rahatça 1.5-2 saatte dönebileceğiniz temiz yollara sahip bir ada. Keramoti’den gelen feribot, adanın kuzeyindeki adaya adını veren Thassos kentine yanaşıyor.

Thassos adasında konaklama

Adanın her tarafında konaklamak mümkün. Ancak görülmesi gereken koylar, yakında bol market olması, civarda birçok tavernanın bulunması gibi kriterler düşünüldüğünde seçenekler azalıyor. Kuzeyde Thassos civarında, doğuda Chrisi Ammoudia (Golden Beach) civarında, ya da güneyde Limenaria civarında kalmak seçenekler arasında. Denize girilecek yerleri de ileride anlatacağımızdan, size en uygun yeri seçmeniz kolay olacaktır. Biz Limenaria civarını tercih ettik ve ilk 3 geceyi geçireceğimiz Thassos’tan 40 km kadar uzakta bulunan Potos’taki otelimiz Studios Panagiota‘ya yaklaşık 50 dakikalık bir sürüşten sonra vardık.

potos-sahil

Potos, küçük ve kalabalık bir limanı olan, bolca kafe, taverna, fırın, market ve mağaza bulunan sevimli bir köy. Samimi ve güleryüzlü halkıyla, bol yiyecek seçeneği ve lezzetli tavernalarıyla bize adanın en güzel yerini seçmiş olduğumuz hissini verdi. Köşedeki mısırcıdan akşamları haşlanmış mısır almak ve hatta yıllar sonra çarpışan arabalarla karşılaşmak bizi evimizde hissettirdi.

potos-carpisan-araba

Son iki gecemizi ise, Limenaria’daki Konstantinos Beach 1 adlı tesiste geçirdik. Bu tesis denize sıfır olduğundan daha keyifliydi ama Limenaria’yı Potos kadar çok sevemedik. Sahile sıralanmış evler ve otellerden oluşan, daha yokuşlu, büyükçe bir kent.

limenaria

Burada da birçok market, taverna, fırın ve mağaza mevcut ama daha sıkışık ve yokuşlu bir kent.

Thassos adasının plajları

Gelelim adanın en sevdiğimiz yanına. Eylül ortasında gittiğimiz halde ılık bir denizle karşılaştığımızdan mı, neredeyse her köşe başında müthiş bir koy olduğundan mı bilmiyoruz ama bu ada deniz konusunda çok bol seçenek sunuyor. Tümüne gidememiş olsak da gittiğimiz sırayla plajları anlatalım.

Notos

Yanı başında adanın beş yıldızlı otellerinden birisi bulunan sakin bir koy. Yolun kenarına arabanızı parkedip denize doğru taşlık bir patikadan yokuş aşağı inmeniz gerekiyor.

notos-1

Bir miktar şezlong bulunuyor, kiralayan amca bir köşede oturuyor ve tesis yok. Pırıl pırıl bir deniz, sahil ve deniz ince kum, balıklar etrafınızda yüzüyor ve şnorkel kullanmasanız bile onları görebiliyorsunuz. Çok derin değil ve ılık. Sağ ve soldaki kayalık kesimlerde bolca balık görebilirsiniz.

notos-2

Hemen belirteyim, biz yine katlanır sandalyelerimiz ve şemsiyemizle gittik, o nedenle boş şezlong bulma derdimiz olmadı. Hazırlıksız iseniz erken gitmenizi tavsiye ederim.

Agia Anna

Notos’un bir kilometre kadar ilerisinde, yine yolun kenarına parkedip bir miktar yürünerek inilen ve çok etkileyici bir koy. Yoldan bakınca ağaçların arkasında bir güzellik olduğu hemen belli oluyor.

agia-anna-1

Bir özel mülkün çitlerinin kenarındaki patikadan aşağıya indiğinizde denizin müthiş rengiyle karşılaşıyorsunuz.

agia-anna-2

Yunanistan’da sahili kapatmak kimsenin hakkı olmadığından, koyu sarmalayan dev bahçenin kenarından yürüyerek koyun kumsalına ulaşabiliyorsunuz. Yine üç beş şezlong var, yine kiralayan bir amca var ve yine tesis yok. Ama muhteşem bir deniz var.

agia-anna-3

Etraftaki çam ağaçlarının altında gölge bulmanız kolay. Plaj ve deniz kum, derin değil, su pırıl pırıl ve kenarlardaki kayalıklar çok renkli. Yüzmesi ve zaman geçirmesi çok keyifli bir yer. Muhtemelen rüzgarlı havalarda bile sakinliğini koruyordur.

Psili Ammos

Her yunan adasında olduğu gibi, kumsalı büyük olan bir Psili Ammos da burada var. Ama iğne atsan yere düşmeyecek, popüler olduğundan arabayı park edeceğiniz yer bulmakta zorlanacağınız, tesisi olan, bol şezlonglu bir plaj.

psili-ammos

Durduk, baktık ve koşarak uzaklaştık. Sadece kum olduğunu ve kalabalık olduğunu hatırlıyoruz.

Astrida (Astris)

Psili Ammos’tan bir kilometre kadar ileride, uzunca bir sahil. Sakin insanların tercih ettiği, çok güzel bir tavernası olan, bol şezlong ve şemsiye olan ama kalabalık olmayan bir plaj.

astris

Sahili kum ama deniz iri taşlı. Deniz ayakkabısı tavsiye edilir. Su biraz serince ve çok keyifli değil ama yine de pırıl pırıl. Tesis olsun diyenlerdenseniz Psili Ammos’a gideceğinize buraya gidin deriz. Tavernadan içecek bir şeyler aldığınızda ya da yemek yediğinizde elbette şezlonga ücret ödemiyorsunuz.

Arsanas

Muhteşem bir koy. Astris’ten 4-5 kilometre kadar doğuda yolun dağın tepesinden geçtiği bir noktada aşağıda görünüyor ve sizi davet ediyor. Ormanın içinden küçük bir tabelayla sağa ayrılıyorsunuz ve önce uzaktan Livadi plajını görüyorsunuz.

livadi

Ama asıl amaç orası değil, biz gidip görmedik bile. Yol sola kıvrılarak hafif tepeye çıkıyor ve bitiyor. Arabanızı bir köşeye bırakarak taşlara çizilmiş okları takip etmeye başlıyorsunuz. Adadaki en yaman plaj inişi burada.

arsanas-1

Bu merdivenlerden indiğinizde, yukarıdan görmüş olduğunuzdan çok daha güzel bir koyla karşılaşıyorsunuz.

arsanas-2

İki şezlong ve bir şemsiyeyi 5 €’ya kiralayıp az yukarıdaki derme çatma tesisten frappenizi alabilirsiniz. Plaj kum, deniz ise taşlık. Ancak yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi denizin girişine rahat yürünebilsin diye ince bir patika yapmışlar, dolayısıyla deniz ayakkabısı olmadan rahatlıkla girilebiliyor.

arsanas-3

Deniz hızla derinleşiyor ve birazcık serin. Ancak bir şnorkelci için cennet denebilecek kadar güzel bir yer. Deniz dibinde kocaman kayalar, bol balık, uzun bir görüş mesafesi ile özellikle sol taraftan açık denize kadar gidesiniz gelir. Sağ taraf da güzel ancak Livadi’ye doğru gittikçe biraz bulanıklaşıyor. Denizden çıkmak istemeyeceğiniz muhteşem bir plaj, kesinlikle gitmeye değer.

Marble Beach

Bir efsaneye göre yolu çok kötüymüş, gitmeye de değmezmiş. Sakın inanmayın, muhakkak gidin. Yolu sadece biraz tozlu, arabanıza zarar vermez. Aşağıda bozuk denen yolun neye benzediğini görebilirsiniz.

marble-beach-yol

Bu görüntü Thassos’tan Panagia’ya giderken sola ayrılan yoldan. Makriammos üzerinden de gelen bir yol varmış, onu bilmiyoruz. Siz bizim yoldan gidin, rahat edin. Ana yol üzerinde büyük mermer blokların üzerindeki Marble Beach yazılarını takip ederek gidebilirsiniz. Yolun sonunda varacağınız cennet şöyle bir şey.

marble-beach-1

Evet, kalabalık ve müzik var ama böyle bir güzellik her yerde bulunmaz. Sadece plaj değil, denizin içi de bembeyaz mermer tanelerinden oluşuyor. Çok değişik bir yer. Deniz ılık ve çabuk derinleşiyor, şnorkel için çok uygun değil ama denemek lazım, çok enteresan. Mermer tanelerine basmak ve denizi bembeyaz görmek gerçekten çok garip.

marble-beach-2

Şunu da söylemeden geçmeyelim, burada yiyecek satan bir tesis yok ancak içecek ve şezlong bulabilirsiniz. Gidin, üşenmeyin.

Porto Vathy

Aslında Marble Beach’in yan koyu. Hatta yukarıda bahsettiğimiz yol önce buraya geliyor, sonra Marble Beach’e geçiliyor. Biz bu koyda denize girmedik ama Marble’da bir kez denize girip, gelip burada uzun süreli kalınabilir.

marble-beach-porto-vathy

Burada hem tesis var, hem de daha geniş bir yer. Az çok da denizi mermer taşlı. Diğer yandan, Marble’dan çıkarken de bu koydan geçip dümdüz devam edilen yolu kullanabilirsiniz. Bu yol da yine biraz tozlu ama çok güzel manzaralara sahip.

marble-beach-cikis

Golden Beach

Uzun bir plaj. Biz denize girmedik, sadece Marble Beach çıkışında içinden geçtik. Sahile inip bakındık. Kaldığımız bölgeye çok ters olduğundan zaman geçiremedikse de en azından bir fotoğrafını koyalım dedik.

golden-beach

Sığ görünüyordu. Aslında bu bölge, bizim kaldığımız güney bölgenin alternatifi. Biraz daha ilerideki Paradise Beach ile beraber bu bölge uzun kum plajları ile ünlü. Çok sayıda konaklama tesisi de bulunmakta. Bu tarafla ilgili çok bilgi veremedik çünkü diğer yazılarımızı okuyanlar bilirler, uzun kumsallardansa küçük koyları daha çok severiz.

Plajları burada bitirirken, bir gün de kuzeyde, Thassos’un batısında, ünlü La Scala plajının bir kaç koy yanında denize girdiğimizi belirtelim. Güzeldi, biraz serindi, ama güney kadar şahane değildi. Ne tarafta kalacağınızı planlarken işinize yarayabilir. La Scala’ya gitmedik, sosyal imkanları belli ki çok güzel ancak yorum yapamıyoruz.

Thassos adasının köyleri

Thassos gittiğimiz diğer Yunan adaları gibi değil. Çok fazla dolaşacak köy yok. Potos ve Limenaria’yı konaklama bölümünde biraz anlatmıştım, burada bir de Limenaria’da gün batımını göstereyim, biraz daha hissedersiniz.

limenaria-sunset

Bir de her gelenin gitmesi gerektiği söylenen bir köy var. Aşağıda anlatalım.

Panagia

Zamanınız varsa gidin. Başka Yunan adasının, hatta Gökçeada’nın rum köylerini görmediyseniz gidin. Tipik bir rum köyü neye benzere en yakın köyü görmek için gidin.

panagia-2

Biraz sokaklarında dolaşın, arabanızı park etmenin zor olduğu belki de tek köyü görmüş olun. Ara sokaklardan aşağıdaki Golden Beach manzarasını görmeden dönmeyin.

panagia-1

Ama sakın ünlü denilen ve her giden yemeli denen oğlak çevirme ve kokoreçi yemek için gitmeyin. Kuyrukta masa beklemek ve sonra da arılardan kaçınarak çok da müthiş olmayan bir yemeği yemek zorunda kalırsınız. O kadar ki, garson masanıza tabakları atarcasına bırakır, içkinizi getirmeyi unutur, hatırlattığınızda bahçeden içeriye bağırarak söyler. Açık söylüyorum, şu aşağıdaki görüntü hiç de umulan lezzeti barındırmıyordu.

panagia-3

Thassos adasında ne yenir?

Diğer ada yazılarımızda çok uzun anlatmıştık ancak bu sefer çok kısa geçeceğiz. Çok net. Aşağıda gördüğünüz yenir.

limenaria-ahtapot

Özetle, Thassos merkezinde Mouses çok iyi, Potos’ta Taverna Irene çok iyi, yukarıda dediğim gibi Panagia’da Elena kötü, Limenaria’da Ağkistri muhteşem. Yukarıdaki resim oradan. Limenaria merkezden 400 metre kadar batıda, sahilden yürüyün bulursunuz. Buralara gidebilirsiniz, gördüğünüz bir yerde de yiyebilirsiniz. Biz oğlak haricinde kötü bir şey yemedik.

Son Söz

Öncelikle bu kadar çok yerden bahsetmişken adanın bir haritası üzerinde nerelerden bahsettiğimizi gösterelim.

[geo_mashup_map]
Thassos adası gezdiğimiz diğer Yunan adalarından çok farklı. Öncelikle çok yeşil. Sahil yolunun orman içinden geçmesi büyük bir fark. Neredeyse her adım başında bir başka güzel koyla karşılaşabilirsiniz. Merkezleri bizim tatil merkezlerimize çok benziyor. Türk turist kadar Bulgar, Romen ve Slovak turist var, dolayısıyla pahalı değil. Yeme içme konusunda basit alternatifler de mevcut ve birçok pastane bulunuyor. Biz çok rahat ettik.

Ufak bir eksik ise adada birçok market olsa da büyük market yok. Ancak neredeyse her ihtiyacınızı bu marketlerden karşılayabilirsiniz. Bir de pek ATM cihazı görmedik, yanınızda nakit bulundursanız iyi olur. Kredi kartı ise neredeyse her yerde geçiyor.

Biz bu adayı gerçekten çok sevdik. Eylül ayında bile deniz ılıktı ve çok yeşildi. Gidilecek birçok yeri, mesela Giola’yı ve Archangel manastırını göremedik ama elbet tekrar geliriz.

Adadan dönüşte yine limana gidip ilk feribota bindik. Bayram dönüşü olsa da çok beklemek zorunda kalmadan rahatça karşıya geçtik.

thassos-feribot

Sonrası geldiğimiz gibi otoyoldan dönüş ve İpsala. Ancak burada anlatmasak da, dönüşte yol üzerinde olan Dedeağaç’a uğrayıp son bir ahtapot yemeyi de ihmal etmedik. Siz de deneyebilirsiniz.

Gürkan, Eylül 2016

 

Yunanistan ile ilgili diğer yazılarımıza da göz atmak isterseniz buyrunuz ⇒ Yunanistan Yazıları

 

Hafta Sonu Bulgaristan | Nessebar

“Hazır vizemiz varken” serimizin yeni rotası Bulgaristan oldu. Sakız Adası‘nda uzun bir tatil yaptıktan sonra bir de Bulgar tarafını görmek istiyorduk. Cumartesi sabahı İstanbul’dan çıkıp pazar gecesi döndüğümüz bu kısa ziyaret ile Burgaz’dan geçerek Ravda, Nessebar ve Sunny Beach hakkında bilgi sahibi olduk. Nasıl gittik, neler gördük detaylıca anlatalım.

Arabayla Bulgaristan’a Gidiş

Sakız Adası yazımızda arabamızla yurtdışına gidişi detaylıca anlatmıştık. Buraya tıklayarak hazırlamanız gereken evrakları okuyabilirsiniz. Sakız Adası’na girerken sorulmasa da, Yunanistan’a İpsala’dan girerken gerektiği gibi, Bulgaristan’a girerken de uluslararası ehliyet isteniyor. Ancak, bu ehliyetin de bir alternatifi var. Bizim taraftan başlayarak anlatalım…

Bulgaristan’ın Burgaz bölgesine en yakın kapı Dereköy Sınır Kapısı. Kırklareli’nden yarım saatlik bir mesafede bulunuyor. İstanbul’dan en fazla 3 saatte sınıra varabilirsiniz. Sınır girişinde yol bitiyor, bir güvenlik noktası var, siz yanaşınca bariyeri açıyorlar ve içeriye giriyorsunuz. Az ileride bulunan gümrük binasının önünde sıraya park ediyorsunuz.

Derekoy Sinir Kapisi

Oldukça eski görünen bu tesiste sağda görülen binada yan yana 3 pencere var. İkinci pencereden yurtdışı çıkış pulu alınıyor. Sonra birinciye dönüp pasaport çıkış işlemleri yapılıyor. Tekrar ikinci pencereye geçip arabanın çıkış kaydı yapılıyor. En son üçüncü pencereden araba için gümrük çıkışı yapılıyor. Daha önce görmediğimiz bir damga olan araba için çıkış damgası şöförün pasaportuna basılıyor. Gümrüğe tabi eşyanız var mı diye sorulsa da arabaya bakan yok. Biz geldiğimizde bekleyen 4-5 araç vardı, işlemlerimiz 15 dakikada tamamlandı.

Bu işlemler bittikten sonra arabanıza binip devam ediyorsunuz ve son kontrol noktasında bir görevli pasaportları kontrol ediyor. Az ilerisi Bulgaristan tarafı.

Bulgaristan tarafındaki ilk noktada, her zaman yapılmadığını sonradan öğrendiğimiz bir uygulama ile karşılaştık. Burada yolun içinden geçtiği sığ bir havuz ve oto yıkama kılıklı bir geçit var. Bunun içinden geçmek zorundasınız. Girişinde Bulgar görevliler makbuz karşılığı 3 € ücret alıyorlar. Geçitte dört bir yandan bir sıvı püskürtülüyor. Bir nevi ilaçlama herhalde. Burada maalesef fotoğraf çekemedik.

Geçitten sonra pasaport ve gümrük işlemlerinin yapıldığı sıraya giriyorsunuz.

Derekoy Bulgar Tarafi

Burası da oldukça eski görünümlü. Sağdaki kulubede polis, geçince soldaki noktada da gümrük görevlileri var. Sıranız gelince arabadan inip pasaportlar ve arabanın evraklarıyla polise gidiyorsunuz. Vizeden sonra ilk kontrol edilen uluslararası ehliyet. Polisten öğrendiğim kadarıyla, uluslararası ehliyetiniz yoksa, Türk ehliyetinizin yeminli tercüman tarafından tercüme edilmiş çevirisi de kabul ediliyormuş. Çok iyi Türkçe bilen görevlilerle anlaşmanın başka yolları da var tabi.

Giriş damgaları ve araç kaydından sonra sol taraftaki gümrük görevlileri arabanın bagajına bakıp beyan edilecek eşya var mı diye soruyorlar. Pek sıkı bir kontrol yok, ki biz zaten meraktan geldik, yarın döneceğiz dedik, hoşgeldiniz dediler ve yolumuza devam ettik. Dereköy kapısına geldikten 45 dakika sonra Bulgaristan’a geçmiştik.

Bulgar tarafına geçince oldukça sık bir orman içinden yol almaya başlıyorsunuz. Karadeniz’in tipik yeşil hali burada da mevcut. Hatta bizim taraftan çok daha yeşil.

Bulgaristan yol

Bulgaristan yollarıyla ilgili birkaç kuralı burada belirtelim. Arabanızın farı gündüz de sürekli yanmak zorunda. Bu bir trafik kuralı.

Ayrıca Bulgaristan’daki tüm yollar ücretli. Bizim otoyollar gibi bazı yollar değil, tüm yollar ücretli. Bu ücreti ödemek için Vinetka denen bir etiket satın almanız ve arabanızın ön camına yapıştırmanız gerekiyor. Otomobiller için K3 tipi haftalık vinetka 10 leva’ya satılıyor. Genelde benzinliklerde bulabiliyorsunuz ancak girişteki ilk benzinlikte yok. Her ne kadar ingilizce anlaşılabilse de, bulgarcada haftalık “sedmiçna”, araba da “kola” olarak söyleniyor, işinize yarayabilir.

Bulgar tarafındaki ilk köy olan Malko Tarnovo köyüne 10 dakika sonra varıyorsunuz. Girişte bir miktar dağınık görünse de, merkezde çok güzel evleri bulunan bir köy.

Bulgaristan Malko Tarnovo

Euro ya da Dolar gibi ülkemizde bulunabilen para birimlerinin haricinde para birimi kullanan her ülkede yaptığımız gibi, Bulgaristan’da da ATM’den yerel parayı yani Leva’yı çekmek için bu köyün merkezine girdik. Merkezi de çok hoş. Sessiz ve sakin bir köy, sadece birkaç kafe bulunuyor.

Bulgaristan Malko Tarnovo

Şunu da söyleyelim, Prag seyahatimizde bahsettiğimiz gibi, Bulgaristan’da da Uni Credit bankası var ve eğer Yapı Kredi hesabınız varsa Uni Credit ATM’lerinden ilave ücret olmadan günlük kurdan Leva çekebiliyorsunuz. Uni Credit’in de Malko Tarnovo meydandaki şubesinde 24 saat çalışan bir ATM mevcut. Vinetka almadan önce buraya uğrayıp bir miktar Leva çekmeniz işinize yarayacak ve döviz bürosu aramak ve ekstra masraf vermekten kurtaracaktır.

Malko Tarnovo çıkışındaki ilk benzincide de vinetka yok ancak sonraki soldaki benzinlikte bulunuyor. Zaten artık buradan almanız gerekiyor çünkü Burgaz yolunda 10-15 dakika kadar ilerlediğinizde gelen her yabancı plakalı aracı durduran bir polis noktası var ve pasaportlarla birlikte vinetka kontrolü de yapıyorlar.

Bu köyden çıkınca Burgaz’a 65 km kadar yolunuz kalıyor. Yaklaşık bir saatte gidilen, birkaç köyün içinden geçilen keyifli bir yol. Burgaz’a geldiğinizde kalabalık ve trafik sizi karşılıyor. Büyükçe bir liman şehri ve tipik Doğu Avrupa şehri görüntüsünde.

Bulgaristan Burgaz

Biz Ravda’ya doğru devam edeceğimizden Burgaz’da zaman geçiremedik. Sadece içinden geçerken birkaç fotoğraf çekebildik.

Bulgaristan Burgas

Burgaz’dan kuzeye Varna yoluna devam ettik. Karadeniz kıyısından devam eden bu yol ciddi trafik taşıyor. Burgaz havaalanından sonra Pomorie isimli bir kentin dışından geçiyorsunuz, çevre yolu olduğundan rahat geçiliyor. Ancak Ravda’dan hemen önce Aheloy isminde bir köyün içinden geçmeniz lazım. Biz cumartesi öğlen gibi buradan geçtiğimizden ciddi trafikle karşılaştık. Köy içindeki trafik ışıklarından dolayı köye girmemiz yaklaşık 45 dakika sürdü. İstanbul’da yazlıklara giden trafik gibi yoğun bir trafikle karşılaştık.

Sonunda saat 13:00 civarı Ravda’ya ulaştığımızda oldukça kalabalık bir sahil kentiyle karşılaştık. Bir süre otelimizi aradıktan sonra mayolarımızı giyip deniz kenarına indik.

Ravda Bulgaristan

Ravda genelde yerli turistlerle dolu olan bir tatil kasabası görünümünde. Epey kalabalık. Araba park etmek epey zor. Bolca otel var, genelde 3 yıldızlı ve temel ihtiyaçları barındırıyorlar. Üç dört katlı binalardan oluşmuş kalabalık bir kent. Pek bir özelliği olmadığından fotoğraf bile çekmemişiz.

Ravda Bulgaristan

Bizim otelimiz nispeten daha sakin ve kumluk olan güney sahilindeydi. Geniş bir parkın içinden geçilerek inilen plajda şezlong ve şemsiye kiralanabiliyor ancak neredeyse herkesin kendi şemsiyesi vardı ve şezlong kiralayan da yoktu. Yanlarında yiyecek ve içecekleriyle Bulgarların deniz alışkanlıkları bize pek benziyor.

Ravda Plaj

Denizin bildiğimiz Karadeniz olduğunu ve pek de güzel olmadığını söyleyelim. Hatta daha büyük otellerin olduğu batı plajında deniz daha da yosunlu ve kayalıktı. Biz deniz kenarında rahat ettik ama denizden keyif alamadık.

Akşam bu bölgenin en önemli turistik cazibe merkezi olan Nessebar’a gittik. Nessebar, UNESCO Dünya Mirası listesinde olan bir ortaçağ köyü. Eskiden ada olan ama sonradan dar bir geçit ile anakaraya bağlanmış olan bir yarımada.

Nessebar Bulgaristan

Adaya arabayla girmek mümkün ancak sokakları çok dar ve park yeri bulmanız neredeyse imkansız. Bu nedenle anakaranın son noktasındaki otoparka park edip yürüyerek geçmek gerekiyor. Hatta biz orada da yer bulamadık, tepedeki başka bir otoparka arabayı bıraktık. Zaten bol yürüyüş gerektiren bir gezi, ayrıca köprüyü yürüyerek geçmek de pek keyifli.

Nessebar köprü

Köprünün sol tarafında güzel bir yel değirmeni bulunuyor. Diğer tarafta da bir anıt var.

Nessebar Bulgaristan

Köprüyü geçtikten sonra kentin surları sizi karşılıyor. Kalın ve yüksek surlar belli ki vaktinde kenti birçok saldırıdan korumuş.

Nessebar Surları

Kapıdan girince antik görünüm sizi etkiliyor. Gerçekten çok iyi korunmuş bir yer. Evler, sokaklar, antik yapılar, hepsi çok iyi durumda. Girer girmez üzerine önemli yapıların işlendiği adanın küçük bir maketi ile karşılaşıyorsunuz.

Nessebar Ada Planı

Köyde geleneksel evler çok bakımlı. Sokaklarda gezerken sanki eski zamanlardaymış gibi hissediyorsunuz.

Nessebar Bulgaristan

Hediyelik eşya dükkanları, restoranlar ve kafelerle dolu sokaklar oldukça kalabalık.

Nessebar Bulgaristan

Adanın etrafını geze geze dolaşmak oldukça keyifli. Köy sakinleri evlerinin önüne tezgah açmışlar, kimi basit hediyelikleri kimi ise kendi hazırladıkları el işi ürünleri satıyorlar.

Nessebar Bulgaristan

Sokaklarda dolaşırken bazı evlerin sokak kapılarının üzerinde resimli yazılar gördük. Sonra köyün kilisesinin önünde bunlardan bolca görünce fotoğrafını çektik. Meğerse kaybettikleri sevdiklerini kaç yıl geçtiğini de belirterek bu şekilde anıyorlarmış.

Nessebar Bulgaristan

Köydeki önemli antik yapılar çok başarılı bir şekilde restore edilmiş.

Nessebar Bulgaristan

Gece aydınlatmalarıyla bu yapılar daha da ihtişamlı görünüyorlar. Küçük adada sokaklarda dolaşırken tüm önemli yapıları rahatça görebiliyorsunuz.

Nessebar Bulgaristan

Biz Nessebar’ı çok sevdik. Ravda’nın telaşından ve gürültülü kalabalığından uzak çok sevimli ve güzel bir köy. Kısa Bulgaristan gezisinde ziyaret edilmesi gereken bir yer.

Nessebar Bulgaristan

Pazar sabahı denize girip çıktıktan sonra otelden ayrıldık ve buraların en popüler yeri olan Sunny Beach’e geçtik. Nessebar’ın batısında kalan koy diğer bölgelerden tamamen farklı bir görünüme sahip.

Sunny Beach Bulgaristan

Geniş bir bulvarın kenarına kurulmuş beş yıldızlı oteller, casinolar ve pahalı arabalarla dolu bir yer burası.

Sunny Beach Bulgaristan

Büyük sermayenin yarattığı bu yapay yerde bolca genç turist var. Gece hayatıyla ve casinolarıyla ünlü bu bölgeye öğleden sonra geldiğimiz için gecesini göremedik ama sokaklardaki kişilerden gecelerin oldukça eğlenceli geçtiği hisediliyor. Bölgenin plajı oldukça geniş.

Sunny beach bulgaristan

Otellerden deniz kenarına yaklaşık 500 metre kadar bir mesafe var. Kumların üzerine ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış, rahatça sahile iniliyor. Deniz kenarında sıra sıra beach club’lar bulunuyor.

Sunny beach bulgaristan

Yüksek müzik seviyesi ile gençleri cezbeden bir yapıda olan plajda ücretli şezlong ve şemsiyeler genelde boştu ve Ravda’dan 6 leva olan ücret burada 8 leva idi.

Sunny beach bulgaristan

Her yerde olduğu gibi burada da halkın kullanımı için ayrılmış ücretsiz bir bölge bulunuyordu. Bu bölgedeki kalabalık Sunny Beach’in popülerliğini ifade etmeye yetiyor.

Sunny beach nessebar

Biraz sıcaktan, biraz da artık dönüşe geçme isteğinden plaja yakın bir otelin restoranında yemek yedik. Şansımıza Türk bir garsonla karşılaştık ve konforlu bir yemek yedik. Bu bölgenin restoranları da çok güzel tasarlanmış keyifli yerler.

Sunny Beach

Sunny Beach’in çıkışındaki Janet adlı yerel süpermarkete uğrayıp biraz alışveriş yaptıktan sonra dönüşe geçtik. Dönüşte Bulgar gümrüğünde arabadan bile inmeden rahatça çıkış yaptık. Bir görevli bizim alışveriş merkezlerindeki güvenlik görevlileri gibi laf olsun diye sadece bagaja şöyle bir baktı. Türkiye tarafında da gümrükten oldukça hızlı geçtik. Bu tarafta gümrük memuru bagaj ve arka koltuğa epey detaylı baktı. Gereğinden fazla eşya ile geri gelmemek lazım. Gümrük memurunun pasaporta bastığı son damga olmadan Türkiye’ye giriş yapılamayacağını da hatırlatmak lazım.

Cumartesi sabahtan pazar gecesine yaptığımız bu kısa seyahatte Bulgaristan’ın bir kısmını görme şansımız oldu. Çok merak edilmesi gereken bir yer olmasa da, İstanbul’a yakınlığı nedeniyle bir kez görmekte fayda olduğunu düşünüyoruz.

Gürkan, Ağustos 2015