Etiket arşivi: istanbula yakın deniz

Motosikletle Kıyıköy

Şuradaki yazımızda anlattığımız gibi güvenli sürüş eğitimini Honda’da aldıktan sonra öğrendiklerimizi tecrübe etmek için yakına bir seyahat yapmak istedik. Bir pazar sabahı buluşup Kıyıköy’e gidip döndük. Anadolu yakasından ve Avrupa yakasından gelen toplam 9 motosiklet ve 11 kişi olduğumuzdan, Bahçeşehir’de buluşup kahvaltı yaptıktan sonra yola çıkmaya karar verdik. Kahvaltı sırasında hangi rotadan gideceğimizi, kimin önden gideceğini, hangi şekilde hareket edeceğimizi kararlaştırıp yola düştük.

Gidiş ve dönüş rotamızı aşağıdaki haritada işaretledim. Giderken daha yavaş bir rota olan, Çatalca – Subaşı – Saray – Kıyıköy rotasını takip ettik. Dönüşte ise Kıyıköy – Saray – Çerkezköy – Velimeşe – İstanbul rotasını yaptık.

Kıyıköy Rota

Motosikletle bu kadar kalabalık yola çıkınca, en öndeki ve en arkadaki kişilerin birbiriyle konuşabilmesi gerekiyor. Trafiğin olağan akışında grup dağılırsa arkadakinin öne haber verip yavaşlatması, ayrıca özellikle kavşaklarda herkesin geçtiğini öne haber vermesi çok önemli. Bu nedenle kaskında interkom bağlantısı olan kişiler öne ve arkaya geçerek yol boyunca grubu sağlıklı bir şekilde gideceğimiz yere ulaştırdı. Çatalca ile Subaşı arasında bir miktar trafik olsa da, Subaşı ile Saray arasındaki yol gerçekten çok keyifliydi.

Subaşı Saray Yolu

Yol tabii ki böyle dümdüz değil ama virajlarda fotoğraf çekmek biraz zor. Aşağıda biraz titreşimli olsa da Saray’a varmak üzereyken çekilmiş bazı görüntüler var.

Bilindiği gibi motosikletle seyahat etmenin en keyifli yanlarından biri yolda bolca durup dinlenmek ve sohbet etmek. Bu nedenle Bahçeşehir’den bu yana yaklaşık 120 km yol yapmış olduğumuzdan Saray çıkışında bir yol kenarı tesisinde mola verip büyük bir demlik çay içtik. Sonrasında Kıyıköy’e 40 km yol vardı ve bu yol önceki kısımdan daha da keyifliydi. Aşağıda bu yolda çekilmiş bazı görüntüler var.

Kıyıköy’den Vize tarafına giden yolu da görmek istediğimizden, köye girmeden önce Vize tarafına biraz yol yaptık. Buralarda her yol kesimi birbirinden farklı, bu taraf ise gerçekten en keyifli kesim sayılabilir. Fazla ilerlemeden köye geri dönsek de aşağıda bazı görüntüleri paylaşayım, bu yoldan da bir seyahat planlamak lazım.

Kıyıköy, eski adı Midye olan, kalesi de bulunan antik bir köy. Bugüne görünürde pek bir eser kalmamış olsa da, köyün giriş kapısı ilk anda bu tarihi hissettiriyor. Kapıdan girdikten sonra, 200 metre kadar ileriden sağa limana doğru iniliyor. Köye giriş ve liman görüntülerini aşağıda görebilirsiniz.

Kıyıköy’ün oldukça büyük bir limanı var. Balıkçı tekneleriyle dolu olan limanda motosikletleri parkedip mendireğe doğru biraz yürüyüş yaptık.

Kıyıköy Liman

Mendireğin ucuna gidildiğinde limanın büyüklüğü, sağ tarafta yukarıda köy merkezi, solda yazın çok kalabalık olacağına inandığım plaj çok güzel görünüyor.

Kıyıköy Liman

Mendireğin dış tarafına geçtiğinizde ise köyün kayalıklar üstünde yükseldiği denize bakan tarafı görüyorsunuz. Bu tarafın oldukça kayalık olduğunu, tehlikeli görünse de insanda yüzme isteği uyandırdığını belirtmeden geçmeyeyim.

Kıyıköy Liman

Yürüyüş sonrası limanın diğer tarafına geçmek için motosikletlerimize bindik ancak o tarafta nehir olduğunu, sağlam bir köprü olmadığı için karşı tarafa geçemeyeceğimizi anladık. Biz de bunun üzerine, nehire parelel giden toprak yola girdik. Bu yol biraz bozuk ve çukurlarla doluydu, su birikmiş çukurlardan geçerken biraz çamur da görmüş olduk. Asfaltta uzun yol geldikten sonra çamurdan geçmek insana iyi hissettiriyor.

Kiyikoy-OffRoad

Çamurdan çıktıktan sonra yukarıya köye çıktık ve yol bizi köyün sol tarafındaki tepeye götürdü. Çimlerin üzerinden motosikletlerimizi sürüp yolun bittiği yerde parkettik.

Kiyikoy-SolKoy1

Bu tarafın manzarası diğer taraftan daha güzeldi. Denize inen kayalıklara karşı biraz dinlendik.

Kiyikoy-SolKoy2

Kıyıköy’de gezilecek bir kaç yer daha olduğunu duymuştuk ama bu kadar yoldan sonra karnımız iyice acıktığı için bir restorana oturup yemek yemek bize çok cazip geldi. Yemekten sonra geldiğimiz yoldan dönmektense Çerkezköy üzerinden gidip otoyol sürüş mesafesini arttırmak istedik. Hazır o tarafa gitmişken, çoğu kişinin bilmediği bozasıyla ünlü Velimeşe’ye de uğradık ve birer bardak boza içtikten sonra İstanbul’a döndük.

Bu güzel turdaki tüm ekip arkadaşlarıma, ama özellikle artçı olarak katıldığı turda cesur bir şekilde cep telefonu ile arkadan bu kadar videoyu çeken Umut’a teşekkür ederim.

Gürkan, Mart 2016

 

Hafta Sonu Bulgaristan | Nessebar

“Hazır vizemiz varken” serimizin yeni rotası Bulgaristan oldu. Sakız Adası‘nda uzun bir tatil yaptıktan sonra bir de Bulgar tarafını görmek istiyorduk. Cumartesi sabahı İstanbul’dan çıkıp pazar gecesi döndüğümüz bu kısa ziyaret ile Burgaz’dan geçerek Ravda, Nessebar ve Sunny Beach hakkında bilgi sahibi olduk. Nasıl gittik, neler gördük detaylıca anlatalım.

Arabayla Bulgaristan’a Gidiş

Sakız Adası yazımızda arabamızla yurtdışına gidişi detaylıca anlatmıştık. Buraya tıklayarak hazırlamanız gereken evrakları okuyabilirsiniz. Sakız Adası’na girerken sorulmasa da, Yunanistan’a İpsala’dan girerken gerektiği gibi, Bulgaristan’a girerken de uluslararası ehliyet isteniyor. Ancak, bu ehliyetin de bir alternatifi var. Bizim taraftan başlayarak anlatalım…

Bulgaristan’ın Burgaz bölgesine en yakın kapı Dereköy Sınır Kapısı. Kırklareli’nden yarım saatlik bir mesafede bulunuyor. İstanbul’dan en fazla 3 saatte sınıra varabilirsiniz. Sınır girişinde yol bitiyor, bir güvenlik noktası var, siz yanaşınca bariyeri açıyorlar ve içeriye giriyorsunuz. Az ileride bulunan gümrük binasının önünde sıraya park ediyorsunuz.

Derekoy Sinir Kapisi

Oldukça eski görünen bu tesiste sağda görülen binada yan yana 3 pencere var. İkinci pencereden yurtdışı çıkış pulu alınıyor. Sonra birinciye dönüp pasaport çıkış işlemleri yapılıyor. Tekrar ikinci pencereye geçip arabanın çıkış kaydı yapılıyor. En son üçüncü pencereden araba için gümrük çıkışı yapılıyor. Daha önce görmediğimiz bir damga olan araba için çıkış damgası şöförün pasaportuna basılıyor. Gümrüğe tabi eşyanız var mı diye sorulsa da arabaya bakan yok. Biz geldiğimizde bekleyen 4-5 araç vardı, işlemlerimiz 15 dakikada tamamlandı.

Bu işlemler bittikten sonra arabanıza binip devam ediyorsunuz ve son kontrol noktasında bir görevli pasaportları kontrol ediyor. Az ilerisi Bulgaristan tarafı.

Bulgaristan tarafındaki ilk noktada, her zaman yapılmadığını sonradan öğrendiğimiz bir uygulama ile karşılaştık. Burada yolun içinden geçtiği sığ bir havuz ve oto yıkama kılıklı bir geçit var. Bunun içinden geçmek zorundasınız. Girişinde Bulgar görevliler makbuz karşılığı 3 € ücret alıyorlar. Geçitte dört bir yandan bir sıvı püskürtülüyor. Bir nevi ilaçlama herhalde. Burada maalesef fotoğraf çekemedik.

Geçitten sonra pasaport ve gümrük işlemlerinin yapıldığı sıraya giriyorsunuz.

Derekoy Bulgar Tarafi

Burası da oldukça eski görünümlü. Sağdaki kulubede polis, geçince soldaki noktada da gümrük görevlileri var. Sıranız gelince arabadan inip pasaportlar ve arabanın evraklarıyla polise gidiyorsunuz. Vizeden sonra ilk kontrol edilen uluslararası ehliyet. Polisten öğrendiğim kadarıyla, uluslararası ehliyetiniz yoksa, Türk ehliyetinizin yeminli tercüman tarafından tercüme edilmiş çevirisi de kabul ediliyormuş. Çok iyi Türkçe bilen görevlilerle anlaşmanın başka yolları da var tabi.

Giriş damgaları ve araç kaydından sonra sol taraftaki gümrük görevlileri arabanın bagajına bakıp beyan edilecek eşya var mı diye soruyorlar. Pek sıkı bir kontrol yok, ki biz zaten meraktan geldik, yarın döneceğiz dedik, hoşgeldiniz dediler ve yolumuza devam ettik. Dereköy kapısına geldikten 45 dakika sonra Bulgaristan’a geçmiştik.

Bulgar tarafına geçince oldukça sık bir orman içinden yol almaya başlıyorsunuz. Karadeniz’in tipik yeşil hali burada da mevcut. Hatta bizim taraftan çok daha yeşil.

Bulgaristan yol

Bulgaristan yollarıyla ilgili birkaç kuralı burada belirtelim. Arabanızın farı gündüz de sürekli yanmak zorunda. Bu bir trafik kuralı.

Ayrıca Bulgaristan’daki tüm yollar ücretli. Bizim otoyollar gibi bazı yollar değil, tüm yollar ücretli. Bu ücreti ödemek için Vinetka denen bir etiket satın almanız ve arabanızın ön camına yapıştırmanız gerekiyor. Otomobiller için K3 tipi haftalık vinetka 10 leva’ya satılıyor. Genelde benzinliklerde bulabiliyorsunuz ancak girişteki ilk benzinlikte yok. Her ne kadar ingilizce anlaşılabilse de, bulgarcada haftalık “sedmiçna”, araba da “kola” olarak söyleniyor, işinize yarayabilir.

Bulgar tarafındaki ilk köy olan Malko Tarnovo köyüne 10 dakika sonra varıyorsunuz. Girişte bir miktar dağınık görünse de, merkezde çok güzel evleri bulunan bir köy.

Bulgaristan Malko Tarnovo

Euro ya da Dolar gibi ülkemizde bulunabilen para birimlerinin haricinde para birimi kullanan her ülkede yaptığımız gibi, Bulgaristan’da da ATM’den yerel parayı yani Leva’yı çekmek için bu köyün merkezine girdik. Merkezi de çok hoş. Sessiz ve sakin bir köy, sadece birkaç kafe bulunuyor.

Bulgaristan Malko Tarnovo

Şunu da söyleyelim, Prag seyahatimizde bahsettiğimiz gibi, Bulgaristan’da da Uni Credit bankası var ve eğer Yapı Kredi hesabınız varsa Uni Credit ATM’lerinden ilave ücret olmadan günlük kurdan Leva çekebiliyorsunuz. Uni Credit’in de Malko Tarnovo meydandaki şubesinde 24 saat çalışan bir ATM mevcut. Vinetka almadan önce buraya uğrayıp bir miktar Leva çekmeniz işinize yarayacak ve döviz bürosu aramak ve ekstra masraf vermekten kurtaracaktır.

Malko Tarnovo çıkışındaki ilk benzincide de vinetka yok ancak sonraki soldaki benzinlikte bulunuyor. Zaten artık buradan almanız gerekiyor çünkü Burgaz yolunda 10-15 dakika kadar ilerlediğinizde gelen her yabancı plakalı aracı durduran bir polis noktası var ve pasaportlarla birlikte vinetka kontrolü de yapıyorlar.

Bu köyden çıkınca Burgaz’a 65 km kadar yolunuz kalıyor. Yaklaşık bir saatte gidilen, birkaç köyün içinden geçilen keyifli bir yol. Burgaz’a geldiğinizde kalabalık ve trafik sizi karşılıyor. Büyükçe bir liman şehri ve tipik Doğu Avrupa şehri görüntüsünde.

Bulgaristan Burgaz

Biz Ravda’ya doğru devam edeceğimizden Burgaz’da zaman geçiremedik. Sadece içinden geçerken birkaç fotoğraf çekebildik.

Bulgaristan Burgas

Burgaz’dan kuzeye Varna yoluna devam ettik. Karadeniz kıyısından devam eden bu yol ciddi trafik taşıyor. Burgaz havaalanından sonra Pomorie isimli bir kentin dışından geçiyorsunuz, çevre yolu olduğundan rahat geçiliyor. Ancak Ravda’dan hemen önce Aheloy isminde bir köyün içinden geçmeniz lazım. Biz cumartesi öğlen gibi buradan geçtiğimizden ciddi trafikle karşılaştık. Köy içindeki trafik ışıklarından dolayı köye girmemiz yaklaşık 45 dakika sürdü. İstanbul’da yazlıklara giden trafik gibi yoğun bir trafikle karşılaştık.

Sonunda saat 13:00 civarı Ravda’ya ulaştığımızda oldukça kalabalık bir sahil kentiyle karşılaştık. Bir süre otelimizi aradıktan sonra mayolarımızı giyip deniz kenarına indik.

Ravda Bulgaristan

Ravda genelde yerli turistlerle dolu olan bir tatil kasabası görünümünde. Epey kalabalık. Araba park etmek epey zor. Bolca otel var, genelde 3 yıldızlı ve temel ihtiyaçları barındırıyorlar. Üç dört katlı binalardan oluşmuş kalabalık bir kent. Pek bir özelliği olmadığından fotoğraf bile çekmemişiz.

Ravda Bulgaristan

Bizim otelimiz nispeten daha sakin ve kumluk olan güney sahilindeydi. Geniş bir parkın içinden geçilerek inilen plajda şezlong ve şemsiye kiralanabiliyor ancak neredeyse herkesin kendi şemsiyesi vardı ve şezlong kiralayan da yoktu. Yanlarında yiyecek ve içecekleriyle Bulgarların deniz alışkanlıkları bize pek benziyor.

Ravda Plaj

Denizin bildiğimiz Karadeniz olduğunu ve pek de güzel olmadığını söyleyelim. Hatta daha büyük otellerin olduğu batı plajında deniz daha da yosunlu ve kayalıktı. Biz deniz kenarında rahat ettik ama denizden keyif alamadık.

Akşam bu bölgenin en önemli turistik cazibe merkezi olan Nessebar’a gittik. Nessebar, UNESCO Dünya Mirası listesinde olan bir ortaçağ köyü. Eskiden ada olan ama sonradan dar bir geçit ile anakaraya bağlanmış olan bir yarımada.

Nessebar Bulgaristan

Adaya arabayla girmek mümkün ancak sokakları çok dar ve park yeri bulmanız neredeyse imkansız. Bu nedenle anakaranın son noktasındaki otoparka park edip yürüyerek geçmek gerekiyor. Hatta biz orada da yer bulamadık, tepedeki başka bir otoparka arabayı bıraktık. Zaten bol yürüyüş gerektiren bir gezi, ayrıca köprüyü yürüyerek geçmek de pek keyifli.

Nessebar köprü

Köprünün sol tarafında güzel bir yel değirmeni bulunuyor. Diğer tarafta da bir anıt var.

Nessebar Bulgaristan

Köprüyü geçtikten sonra kentin surları sizi karşılıyor. Kalın ve yüksek surlar belli ki vaktinde kenti birçok saldırıdan korumuş.

Nessebar Surları

Kapıdan girince antik görünüm sizi etkiliyor. Gerçekten çok iyi korunmuş bir yer. Evler, sokaklar, antik yapılar, hepsi çok iyi durumda. Girer girmez üzerine önemli yapıların işlendiği adanın küçük bir maketi ile karşılaşıyorsunuz.

Nessebar Ada Planı

Köyde geleneksel evler çok bakımlı. Sokaklarda gezerken sanki eski zamanlardaymış gibi hissediyorsunuz.

Nessebar Bulgaristan

Hediyelik eşya dükkanları, restoranlar ve kafelerle dolu sokaklar oldukça kalabalık.

Nessebar Bulgaristan

Adanın etrafını geze geze dolaşmak oldukça keyifli. Köy sakinleri evlerinin önüne tezgah açmışlar, kimi basit hediyelikleri kimi ise kendi hazırladıkları el işi ürünleri satıyorlar.

Nessebar Bulgaristan

Sokaklarda dolaşırken bazı evlerin sokak kapılarının üzerinde resimli yazılar gördük. Sonra köyün kilisesinin önünde bunlardan bolca görünce fotoğrafını çektik. Meğerse kaybettikleri sevdiklerini kaç yıl geçtiğini de belirterek bu şekilde anıyorlarmış.

Nessebar Bulgaristan

Köydeki önemli antik yapılar çok başarılı bir şekilde restore edilmiş.

Nessebar Bulgaristan

Gece aydınlatmalarıyla bu yapılar daha da ihtişamlı görünüyorlar. Küçük adada sokaklarda dolaşırken tüm önemli yapıları rahatça görebiliyorsunuz.

Nessebar Bulgaristan

Biz Nessebar’ı çok sevdik. Ravda’nın telaşından ve gürültülü kalabalığından uzak çok sevimli ve güzel bir köy. Kısa Bulgaristan gezisinde ziyaret edilmesi gereken bir yer.

Nessebar Bulgaristan

Pazar sabahı denize girip çıktıktan sonra otelden ayrıldık ve buraların en popüler yeri olan Sunny Beach’e geçtik. Nessebar’ın batısında kalan koy diğer bölgelerden tamamen farklı bir görünüme sahip.

Sunny Beach Bulgaristan

Geniş bir bulvarın kenarına kurulmuş beş yıldızlı oteller, casinolar ve pahalı arabalarla dolu bir yer burası.

Sunny Beach Bulgaristan

Büyük sermayenin yarattığı bu yapay yerde bolca genç turist var. Gece hayatıyla ve casinolarıyla ünlü bu bölgeye öğleden sonra geldiğimiz için gecesini göremedik ama sokaklardaki kişilerden gecelerin oldukça eğlenceli geçtiği hisediliyor. Bölgenin plajı oldukça geniş.

Sunny beach bulgaristan

Otellerden deniz kenarına yaklaşık 500 metre kadar bir mesafe var. Kumların üzerine ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış, rahatça sahile iniliyor. Deniz kenarında sıra sıra beach club’lar bulunuyor.

Sunny beach bulgaristan

Yüksek müzik seviyesi ile gençleri cezbeden bir yapıda olan plajda ücretli şezlong ve şemsiyeler genelde boştu ve Ravda’dan 6 leva olan ücret burada 8 leva idi.

Sunny beach bulgaristan

Her yerde olduğu gibi burada da halkın kullanımı için ayrılmış ücretsiz bir bölge bulunuyordu. Bu bölgedeki kalabalık Sunny Beach’in popülerliğini ifade etmeye yetiyor.

Sunny beach nessebar

Biraz sıcaktan, biraz da artık dönüşe geçme isteğinden plaja yakın bir otelin restoranında yemek yedik. Şansımıza Türk bir garsonla karşılaştık ve konforlu bir yemek yedik. Bu bölgenin restoranları da çok güzel tasarlanmış keyifli yerler.

Sunny Beach

Sunny Beach’in çıkışındaki Janet adlı yerel süpermarkete uğrayıp biraz alışveriş yaptıktan sonra dönüşe geçtik. Dönüşte Bulgar gümrüğünde arabadan bile inmeden rahatça çıkış yaptık. Bir görevli bizim alışveriş merkezlerindeki güvenlik görevlileri gibi laf olsun diye sadece bagaja şöyle bir baktı. Türkiye tarafında da gümrükten oldukça hızlı geçtik. Bu tarafta gümrük memuru bagaj ve arka koltuğa epey detaylı baktı. Gereğinden fazla eşya ile geri gelmemek lazım. Gümrük memurunun pasaporta bastığı son damga olmadan Türkiye’ye giriş yapılamayacağını da hatırlatmak lazım.

Cumartesi sabahtan pazar gecesine yaptığımız bu kısa seyahatte Bulgaristan’ın bir kısmını görme şansımız oldu. Çok merak edilmesi gereken bir yer olmasa da, İstanbul’a yakınlığı nedeniyle bir kez görmekte fayda olduğunu düşünüyoruz.

Gürkan, Ağustos 2015

 

 

Saros Körfezi

İstanbul’da yaşayan ve yazın hafta sonlarında denize girmek isteyenler için birçok seçenek mevcut. Karadeniz ve Marmara Denizi’ne ulaşmak kolay ama ikisi de Ege Denizi’nin yerini tutamaz. İstanbul’a en yakın Ege Denizi kıyısı ise, daha önce sualtı dünyasında bahsettiğimiz Saros Körfezi. Yakın olsa da birçoğumuz tarafından yeterince bilinmiyor. Biz de yeni keşfettik. Hava güzel olduğunda Saros’a kaçıyoruz.

Saros Körfezi derken, biz burada Gökçetepe ile Erikli arasından bahsedeceğiz. Körfezin bu yakasında daha başka birçok güzel yer olduğu gibi, karşı yakasında da harika yerler varmış. Biz o tarafları henüz görmedik, bildiğimiz yerleri yazıyoruz.

İstanbul’dan Saros’a gitmek yaklaşık 4 saat sürüyor. TEM otoyolundan Kınalı’ya kadar gidip, oradan Tekirdağ yoluna ayrılıyorsunuz. Sonrasında Malkara ve Keşan. Keşan’dan Çanakkale tarafına döndüğünüzde şehri çıkarken sağda Erikli ayrımını görürsünüz. Ayrıldıktan bir kilometre kadar sonra iki alternatifiniz var. Gökçetepe ya da Erikli. İkisine de yaklaşık 30 km uzaktasınız ve arabanıza çok özen gösteriyorsanız birisini seçmek zorundasınız. Çünkü Gökçetepe ile Erikli arası sahilden 10 km kadar olduğu halde aralarında düzgün bir yol yok. Toprak bir orman yolu var ve biraz bozuk. Biz bu aradaki yoldan geçtiğimiz için o yolun güzelliğinden de bahsedeceğiz, o nedenle Gökçetepe’ye devam edip anlatmaya başlıyoruz.

Keşan’dan Gökçetepe’ye inen yol çok keyifli. Ayçiçeği tarlaları içinden geçen yolun kenarında, mevsimine göre, tarlasından kavun ve karpuz satan köylüler görebilirsiniz.

Saros-Aycicegi

Gökçetepe küçük bir köy. Deniz kenarında bolca yazlık var. Aracınızı rahatça park edip denize girebilirsiniz. Ancak köyün ve yolun bittiği noktada Gökçetepe Tabiat Park‘ı var. Köy içinde durmayıp Tabiat Park’ına girmenizi tavsiye ederiz. Otomobil giriş ücreti uygun, düşünmeyin. Çam ağaçları arasından yola devam ettiğinizde muhteşem bir koya geliyorsunuz.

Saros-Gokcetepe-1

Parkta çadırla ya da karavanıyla konaklayanlar da var ama biz sadece denize girdik. Cumartesi günleri sakin oluyor ama pazar günleri epey kalabalık oluyor. Gerçi her yer böyle. Koyun sol tarafı daha sığ.

Saros-Gokcetepe-2

Sağ tarafı ise biraz daha kayalık. Ortadaki park alanının arkasında ise soyunma kabinleri ve tuvaletler, bir de kafe var.

Saros-Gokcetepe-3

Kafe olsa da tipik hazır yiyecekler sattıklarından yanınızda sandviç, içecek ve biraz meyve bulundursanız iyi olur. Yol üzerinden karpuz aldıysanız, denizde soğutup afiyetle yiyebilirsiniz.

Deniz kenarı çakıl, denize giriş kolay, deniz ayakkabısına ihtiyaç yok. Çabuk derinleşiyor ve derinlik neredeyse sabit kalıyor. Su çok berrak ve şnorkel ile çok uzak mesafeleri görebilirsiniz. Sitemizin sualtı dünyası kısmında burada çekilmiş birkaç resim göstermiştik.

Saros-Gokcetepe-4

Denizin berraklığı sizi şaşırtabilir. Deniz suyu biraz serince ama uzun süre rahatça yüzülebiliyor. İstanbul’dan sabah erken çıkıp saat 11 gibi serin ve berrak Ege Denizi’ne girebilmek zaten yeterince güzel. Burada bir tam günü geçirmek mümkün. Hiç sıkılmadan dinlenip denize girebilirsiniz.

Biz yolumuza devam edip Erikli’ye kadar gitmek istiyoruz ve Tabiat Parkı’ndan çıkar çıkmaz sola dönüp, parkın çit duvarı boyunca devam eden toprak yola giriyoruz. Yol yükselerek tekrar deniz kenarına geldiğinde az önce yüzdüğümüz koyun güzelliği tekrar önümüze çıkıyor.

Saros-Gokcetepe-5

Bu toprak yol, başta bahsettiğimiz gibi 10 km kadar devam ediyor, ta ki İbrice’de asfalta kavuşana kadar. Döne döne giden dar ve biraz da bozuk olan bu yol boyunca denize yaklaştıkça çok güzel koylarla karşılaşıyorsunuz. Biz şu güzelliği görünce arabayı yol kenarına bırakıp deniz kenarına iniyoruz.

Saros-Yol-1

Burada deniz daha da güzel. Ama açık deniz olduğundan biraz dalgalı. Ayrıca daha çabuk derinleşiyor. Ama denizin altı çok daha berrak ve canlı.

Saros-Yol-3

Yüzme konusunda bir sıkıntınız yoksa burada da denize girebilirsiniz ama yanınızda şemsiye getirmeniz lazım. Biz yarım saat kadar suda kaldıktan sonra arabaya binip yola devam ettik. Aslında pek edemedik çünkü şu güzelliğe denk geldik.

Saros-Yol-2

Buraya bir isim veren olmamış herhalde, İbrice’ye yakın koy diyenler ver. Biz arılı koy dedik çünkü toprak yoldan buraya inen patikada birçok arı vardı. Fotoğrafta deniz kenarında arabalar olduğu görülüyor ama biz inemedik, patika epey bozuk, yukarıya park edip sahile yürüdük. Arıların bol olması da bu yüzden galiba. Halkımız çöplerini oturduğu yerde bırakmayı sevdiğinden ve muhtemelen bu patika yüzünden çöplerin alınması uzun aralıklarla olduğundan, birçok sinek ve arı etrafta dolanıyor. Biz neyse ki arı sokmadan denize indik ve muhteşem denizin tadına vardık.

Burada da deniz muhteşem. Yine de biz fazla zaman geçirmeden yola devam ettik ve İbrice Limanı’na varıp asfalt yola çıktık. İbrice Limanı dalış okulları ile dolu ve teknelerle dalışa gidip gelenler var. Limanın arkasında denize girecek küçük bir yer de var ama bize gereksiz geldi, Erikli’ye doğru devam ettik.

İbrice’den çıkan asfalt yoldan giderken sola denize doğru girdiğinizde, taş kırma tesislerinin arasından geçip Uzunkum Plajı’na geliyorsunuz. Biz burayı biraz kalabalık bulup devam ettik ve muhteşem İtalyan Koyu’na geldik.

Saros-Italyan-2

Erikli Belediyesi, her iki plajdan da girişte ücret alıyor. Ücretler makul ve karşılığında plajdaki şezlong ve gölgeliklerden faydalanabiliyorsunuz. Tabii boşta kaldıysa. Kalmama olasılığı çok olduğundan yanınızda şemsiye ve plaj sandalyesi bulundursanız iyi olur. Tamamen ince kum olan bu koyun sağ tarafı epey sakinken sol tarafı daha kalabalık.

Saros-Italyan-3

Bunun sebebi biraz da arabaya yakın olmak çünkü burada yiyecek ya da içecek bulabileceğiniz bir tesis olmadığından, herkes yanında getirdiklerini plaja taşıyor. Suyunuzu bile yanınızda getirmelisiniz. Ama tuvalet, duş ve soyunma kabini var. Koyun hemen arkasına akan küçük dere de plajın sağ tarafının arkasında küçük bir gölet oluşturmuş. Rüzgarsız günlerde bu tarafta rahatsız edici küçük sinekler olabiliyor.

Saros-Italyan-1

Biz sakin tarafı yani sağ tarafı seçtik. Denizin girişi ve içi kum. Şnorkel ile yüzerken sağdaki kayalık tarafta bir mürekkep balığı bile gördük. Deniz çok temiz ve berrak. Koyun arkası sazlık olduğundan, karadan esen rüzgarla denize uçuşan yapraklar denizin dibinde birikiyor. Dalga ile hareket ediyorlar ve sanki deniz yosunluymuş gibi görünüyor ama öyle değil. Tertemiz bir deniz var burada. Hem de nispeten sığ olduğundan çocuklar da rahatça yüzüyorlar. Bu yazının kapağındaki resim de buradan.

İtalyan Koyu’ndan sonra Mecidiye’nin sahili başlıyor. Peşine de Erikli plajı. Toplamda 3-4 km uzunluğunda bir plaj. Erikli sahiline de indik ama denize girmedik. Muhtemelen orası da çok güzeldir ama çok kalabalıktı.

 

İstanbul’dan günübirlik bile gidebileceğiniz bu güzel yerler henüz yeterince turistik olmamış. Erikli çok kalabalık ve her şey bulunuyor ama diğer yerler henüz bakir. Bu nedenle kendi ekipmanlarınızla gidecek şekilde hazırlanırsanız çok memnun kalacağınıza eminiz. Gece kalmak için de fazla alternatif olmadığını belirtelim. Erikli ve Mecidiye’de birçok pansiyon var ama aradığınız konforu bulamayabilirsiniz. Yine de bir kez olsun gidip görmeniz lazım.

Gürkan, Eylül 2013