Etiket arşivi: turkey

Heybelİada

İstanbul’a gezmeye gelenlerin muhakkak gittiği, İstanbul’da yaşayanların ise sıkça gitmeyi ertelediği Adalar’ın en ünlüsü Büyükada. Bu nedenle genelde çok kalabalık olur. Biz Burgazada’yı daha çok ziyaret etsek de bu sefer Heybeliada’ya gitmeye karar verdik.

Heybeliada hakkında bir yazı yazınca tarihinden, kiliselerinden, ruhban okulundan, ne yenip ne içileceğinden bahsetmek lazım ama biz öyle yazmadık. Zaten öyle de yapmadık. Bol bol yürüdük, sizi de motive ederiz belki diye de yürüyüşümüzü anlattık.

Anadolu yakasında oturanlar için Adalar yolu malum Bostancı’dan geçer. Avrupa yakasındakiler ise Kabataş’ı kullanmalılar. Son zamanlarda Bostancı iskelesine sefer sayısı iyice azaltıldığından güzelim ada vapuru ile gitmek zor ama iskelenin hemen yanından kalkan motorların seferleri epey sık. Buradan kalkan iki hat var, birisi Büyükada-Heybeliada seferi, diğeri ise Kınalıada-Burgazada seferi. Güncel sefer tarifelerini Şehir Hatları ve Mavi Marmara web sitelerinden öğrenebilirsiniz.

Motora bindiğinizde her zamanki gibi martılar etrafınızda uçuyor ve İstanbul uzaklaşıyor.

Açıldıkça adalar daha belirgin hale geliyor. Nedense her seferinde tatile gidiyormuşuz duygusu doluyor içimize.

Motor sefer tipine göre ya önce Büyükada’ya uğruyor ya da direkt Heybeliada’ya gidiyor. Bizim sefer önce Büyükada’ya uğradı ve çoğu yolcu burada indi. Ancak bu seferler aynı zamanda adalardan dönüş seferi de olduğundan binenler boş yerleri dolduruyorlar. Heybeliada’ya yaklaştıkça ada daha net görünüyor.

Adaya indiğimizde her ne kadar ufak bir kalabalık olsa da, İstanbul’da alışmış olduğumuz telaş hali yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor, insan sakinleşiyor.

Ben şöyle bir etrafta dolaşıp otursak bir şeyler içsek derken Ceren ufak ufak beni sola doğru çekiştirdi. Sol tarafta Askeri Deniz Lisesi var ve yol orada bitip sağa tepeye doğru çıkıyor. 50 metre kadar yukarıda Lozan meydanı ve parkına varıyor. Parkın arka tarafında adanın muhteşem ahşap evleri göz alıyor.

Parkın üstünde ise 1917 yılında açılmış olan Bahriye Nezareti Çeşmesi tüm güzelliği ile duruyor.

Çeşmenin önünden sağa doğru gidip bir yerde oturalım derken bir şekilde yine kandırılıyorum ve sola yokuş yukarı askeri bölgenin duvarını takip ederek yürümeye devam ediyoruz. Meğerse günümüzün güzel geçmesi bu anda başlamış. Yokuş diyorum ama aslında çok da uzun sürmüyor çıkması, rahat bir yokuş yani. Ya da işin sonunda bana öyle geliyor.

Biraz yürüyünce askeri tesisler azalıyor ve solda deniz ile Büyükada görünüyor. Burada Uçurum Kilisesi de denen Aya Yorgi Kilisesi’nin üstüne varıyorsunuz.

Manzara burada çok güzel. Kilisenin uçurum adıyla bilinmesinin sebebi uçurumun kenarında kurulmuş olmasıymış. Biraz daha ilerleyince yol uçuruma epey yaklaşıyor ve yüksekliği anlıyorsunuz.

İşte buralara kadar gelince Ceren asıl niyetini açıklıyor. Meğerse adada dağ çileklerinin olduğunu duymuş ve bulup yemeden dönmeyeceğini ilan ediyor. Meyve için neler yapabileceğini bildiğimden en yakın dağ çileğini bulup geri dönebilme umuduyla yola devam ediyorum. Karşımıza terkedilmiş halde Sanatoryum çıkıyor.

Atatürk’ün talimatıyla açılmış, yıllarca çalıştıktan sonra 2005 yılında kullanıma kapanmış. Gezilemiyor ama arka tarafına geçince ne kadar güzel bir yere yapılmış olduğu anlaşılıyor. Sanatoryum’un arkasında şahane Çam Limanı var.

Buradan bakınca ne kadar güzel olduğu pek belli olmuyor ama sonraki fotoğraflardan anlaşılacaktır. Bu limana yaz döneminde tekneler sık sık uğruyormuş. Denize de giriliyormuş ama biz pek uygun bir yer görmedik. Denizin dibi kum ama tipik Marmara yosunları bol.

Deniz seviyesine indikten sonra tabii ki tekrar bir yokuş çıkıyor önümüze.

Bu kadar yürüyünce insan bol oksijeni ne kadar özlediğini anlıyor. Bu tip yollardan genelde hep arabayla geçtiğimizden, yürümenin enerjisini unutuyoruz. Bu arada dağ çileğini henüz bulamadığımızdan, sağa sola bakınarak ilerlemek de iyice yavaşlatıyor. Zaten artık adanın tam arkasına geçmiş olduğumuzdan geri dönmek de mümkün değil, o nedenle yürüyüşe devam ediyoruz.

Faytonla geçenlere biraz özeniyorum tabi ama diğer yandan yürümek de iyi geliyor. İyice açıldık artık rahat yürüyoruz. Heybeliada diğer adalar kadar fazla yokuşu olmayan bir ada, yokuşlar uzak aralıklarla o nedenle fazla hırpalamıyor. Yukarıya çıktığımızda Çam Limanı’nın güzelliği gözlerimizin önüne seriliyor.

Koyun iki tarafındaki tepelerin bir tarafında Sanatoryum, diğer tarafında Terk-i Dünya Manastırı var.

İşte tam buraya geldiğimizde dağ çileklerini görüyoruz. Yolun az yukarısındaki bir kaç ağaçta bol meyve var ama henüz tam olmamışlar. Ceren elbette yine de tadına bakıyor ve çok memnun olmasa da bana da yediriyor.

Yoldan çıkıp ağaçların arasına girmek insana daha da iyi geliyor. Ağaçların canlılığı, renkler, havanın güzelliği hepsi birden mutluluk veriyor. Küçük pelitler açmış dallarda.

Koyun diğer tarafına geçince Terk-i Dünya Manastırına doğru sola saptık. Yoldan 300 metre kadar içeride, bir uçurumun kıyısında yapılmış.

Alışkın olduğumuz ihtişamlı yapılardan değil. Hayata veda etmek için adaya gelen bir keşişin kulubesini sonradan manastıra çevirmişler. Girişteki mezar herhalde o keşişindir. Güzel yer seçmiş kendisine.

Mezarın sol ve sağ tarafında bahçe duvarı olarak yapılmış alçak duvar dikkatimizi çekti. Duvar taşlar dizilerek yapılmış ama kullanılan taşlar arasında mermer parçaları da bulunuyor. Sanki tarihi kullanarak yapmışlar duvarı.

Basit bir bina yapılmış. Muhtemelen buranın bakımını yapan birileri burada yaşıyor çünkü bahçede sebze ekili bir çok yer var. İçeride küçük bir ışık da vardı ama etrafta kimseyi görmedik.

Rahatça girip bahçede dolaşıp, burunun en ucunda oturup yüksekten denizi seyredebiliyorsunuz. Yazın çok keyifli olur.

Buradan ayrılınca tabii ki adanın diğer tarafına doğru yürüyüp bari adayı dolaşmış olalım diyerek yola devam ettik. Artık Burgazada göründü.

Bu tarafta bir yaban hayat merkezi kurulmuş. Adalara özel bazı hayvanlar koruma altında tutuluyor. Etrafı çitlerle çevrilmiş ve insanların girmemesi umulmuş ama elbette çitler yıkılarak ilerideki düzlükte bolca piknik yapılmış. Yerlerdeki çöplerden belli oluyor. Yaban hayvanlarla ilgili bir takım tabelalar asılmış olduğundan bir şekilde ilgilenildiğini düşünüyoruz.

Bu tarafta yol denizden uzak devam ediyor. Sık bir ormanın içinden yürüyorsunuz. Yürüyüş hala çok keyifli ve insan sık sık gelmesi gerektiğini düşünüyor.

Yavaş yavaş etrafta yürüyen ve bisiklete binen kişi sayısı artıyor, dinlenenlere sorduğumuzda merkeze 20 dakika kadar yolumuz kaldığını öğreniyoruz. Bir buçuk saattir yürüyoruz ve artık yorulmaya başladık. Biraz daha ilerledikçe karşıdan Burgazada’nın merkezi görünüyor.

Artık merkeze iyice yaklaştığımız bir noktada ağaçların arasından Heybeliada Ruhban Okulu görünüyor. Heybeliada’yı yazıp da Ruhban Okulu’nu yazmamak olmaz ama o tarafa doğru yürümek bizim için artık imkansız.

Adanın o tarafında Değirmen Burnu, Heybeliada Spor Kulübü ve Ruhban Okulu var ama biz o tarafa gidemedik. Zaten Değirmen Burnu hariç diğerlerini ziyaret edemeyeceğimizden, bir sonraki ziyaretimize bıraktık.

Kent merkezine girdikçe güzelim yapılar tekrar başlıyor.

Bu tarafta adanın ünlü oteli Halki Palas Oteli var. Bir çok badire atlatmış olan bu otel şu anda Merit Otelleri tarafından işletiliyor.

Otelden biraz daha inince sağda İnönü Evi Müzesi’ne geliyoruz. Maalesef ziyaret saatini geçirdiğimizden gezemiyoruz.

Adanın renkli kısımları buralar. Güzel evlere baka baka sahile doğru iniyoruz. Bakımlı bahçelerden sarkan çiçekler çok hoş.

Sağda solda sokaklar, sokaklarda güzel evler var. Her sokağa giresi geliyor insanın ancak biz iki saatten fazla yürüdüğümüzden önlerinden geçip yolumuza devam ediyoruz..

Sonunda tekrar sahile geliyoruz. En yakın motora kırk dakika olduğundan küçük bir sahil yürüyüşü daha yapıp bir kafeye oturuyoruz ve birer çay içiyoruz. Sonrası motora biniş ve İstanbul’un telaşına dönüş.

Biz Heybeliada’ya tekrar tekrar gitmeye devam edeceğiz. Sadece pazar yürüyüşü yapmak için bile gidilebilecek bir yer burası. Sahilde yürüyeceğinize geçin Heybeliada’ya, yürüyün adanın etrafını, dönüşte motorda bir çay için, bakın ne kadar dinleneceksiniz.

Gürkan, Kasım 2014

 

Köprülü Kanyon’da Rafting

Antalya’nın sıcağından kurtulmak için denize girmekten daha keyifli bir alternatif var. Köprü Çayı’nın yarattığı kanyon ve çevresindeki doğal güzellikleri yani Köprülü Kanyon Milli Parkı’nı ziyaret etmek, hızla akan soğuk sularda rafting yapmak ve rafting sonrası lezzetli bir alabalık yemek.

Antalya Alanya yolunda, Serik’i geçtikten sonra yönlendirme tabelalarını takip ederek Köprülü Kanyon’a ulaşabilirsiniz. Gayet rahat ve keyifli bir yolu var, ana yoldan ayrıldıktan sonra 45 dakika kadar bir yol kalıyor. Bu civardaki otellerden tur düzenleyen bir çok firma da var.

Biz o sabah Kaş’tan çıkmış Side’ye gidiyorduk. Yolda aklıma rafting geldi. Ceren daha önce yapmadığı için biraz korkuyordu ama eğleneceğinden emindim. Yine de tur harici gidiliyor mu diye google’a sorup, bulduğum Klas Rafting‘i aradığımda, istediğimiz saatte gidebileceğimizi söylediler. Biz de rotayı kanyona çevirdik.

Rafting firmaları Köprü Çayı’nın (artık ırmak diyeceğim) alt tarafına yerleşmişler. Botları ve sizi yukarıdaki kanyona çıkarıp bırakıyorlar, aşağıya indiğinizde tesise dönmüş oluyorsunuz.

İki kişi olduğumuz için çift kişilik kanolardan önerdiler. Ama biz yanımızda işi bilen bir rehberimiz olsun diye büyük bota binmek istedik. Sonradan anladık ki, büyük bota üç kişi binmek doğru değilmiş. Bot hafif kaldığından sulara yeterince batmıyor ve az ıslanılıyor. Rafting’in keyfi ıslanmak ne de olsa…

Arabamızı tesiste bırakıp, tesisin minibüsüne bindik. Botu da aracın arkasında çekerek yukarıya çıktık. Köprülü Kanyon’un köprüsü epey yüksekte.

Koprulu-Start-1

Turlar genelde köprüye kadar çıkmıyormuş. Biz rehberimizi ve botu kanyonun çıkış noktasına bırakıp minibüsle köprüye çıktık. Alttaki resimde uzakta gördüğünüz nokta botu bıraktığımız yer.

Koprulu-Start-2

Oradan yukarıya doğru bir halat çekmişler. Rehberler o halata tutunarak botu akıntıya doğru çekiyorlar ve yukarıya geliyorlar. Zor bir iş ama sağolsunlar biz de bu sayede şu muhteşem noktadan bota binebildik.

Koprulu-Start-3

Bu noktada suyun debisi ve temizliği daha iyi anlaşılıyor. Biz Temmuz sonu gittik ama keşke Mayıs sonu gitseymişiz. Su miktarı çok daha fazla oluyormuş o mevsimde. Tabi daha da soğuk olur ama rafting kısmı daha heyecanlı olur.

Botumuza bindikten sonra geldiğimiz suyun sakin aktığı kısımda biraz ne yapmamız gerektiğini öğrendik. Sıcakkanlı rehberimiz ve Köprülü Kanyon’un köprüsü aşağıda.

Koprulu-Start-Kopru

İşin özü botu akıntıya parelel tutmakta. Suyun akışının hızlandığı 3-4 nokta var. Buralarda derinlik azalıyor ve sular kayaların üstünden aşıyor. Bu sırada bot da epey hızlanıyor. Bir anda yüksekten aşağıya düşüyor, siz de bu arada ufak kürek darbeleriyle botun yönünü kontrol ediyorsunuz. Basit.

Koprulu-Rafting-1

Zaten bot kendi yolunu buluyor. Burada mesele, rehberin söylediği taraftan giriş yapmak. Suyu ve akışını çok iyi bildikleri için tempoya girmeden önce sağa yanaş, sola yanaş gibi yönlendirmelerle en keyifli ve en güvenli yerden gitmenizi sağlıyorlar.

Koprulu-Rafting-2

Asıl sıkıntı akıntının az olduğu yerlerde. Biz botta sadece 3 kişi olduğumuzdan, bot suya az batıyordu ve akıntıdan fazla etkilenmediği için pek ilerlemiyordu. O yüzden epey kürek çektik. İki kişilik kanolar ise pek kürek çekmeden bizi geçip gittiler.

İlk hareketli kısmı geçtikten sonra sağa botumuzu park edip ikinci köprüye yürüdük. Burada köylüler tezgah açmışlar, turistlere hediyelik eşya ve gözleme satıyorlar. Neyse ki grup değildik ve buralarda zaman kaybetmedik. İkinci köprü daha sakin bir yerde.

Koprulu-Kopru2-1

Altındaki su çok sakin ve pırıl pırıl. Deniz yatağına binen bir kaç kişi suyun üstünde sakin sakin geziniyorlardı.

Koprulu-Kopru2-2

Bu noktada su belli ki çok soğuk. Suyu yüzmek için değil, serinlemek için kullanıyorlar. Bizim gittiğimiz saatte etraf da pek kalabalık değildi. Biraz da bu nedenden olsa gerek, köylü teyzeler de suyun kenarında serinliyorlardı.

Koprulu-Kopru2-3

Buradan gelen su da Köprü Çayına karışıyor. Biraz dinlendikten sonra botumuza atladık ve yola devam ettik.

Suyun hızlandığı kısımlar dışında rafting yapmayı eğlenceli kılmak için burada bir ıslatma adeti gelişmiş. Genelde rehberler tarafından başlatılan botların birbirini ıslatması epey eğlenceli. Zararsız ve sadece ıslanmanıza yol açan bu aktivite sayesinde serinlemiş oluyorsunuz. Üzerinize doğru gelen şöyle bir bot görürseniz, bilin ki ıslanmak üzeresiniz.

Koprulu-Botlar-1

Biz pek kimseye bulaşmasak da, yine de epey ıslandık. Zaten az kişiydik, bir de yavaş kaldığımız için gelen geçen bizi suladı. Su hep şu aşağıdaki gibi aksaydı, biz de daha hızlı hareket ederdik.

Koprulu-Rafting-3

Hızlı akan yerlerde bota hakim olmak zorlaşabiliyor. Doğru yönden gidilmezse tehlikeli olabilir ama asıl tehlike bottan düşmek. Şöyle bir akıntıda suyu köpürten her engelin aslında bir kaya olduğunu düşününce gerçekten korkutucu.

Koprulu-Rafting-4

Ama sakin kısımlarda bottan düşmek ya da atlamanın da ayrı bir keyfi var. Suyun soğukluğunu ve akıntının gücünü çok daha iyi farkediyor insan. Ben bir cesaret atlayınca, peşimden Ceren de atladı. Botun yanında hiç hareket etmeden akıntıyla gitmek pek keyifliydi.

Koprulu-Rafting-5

Parkur boyunca ırmağın sakin aktığı yerlere restoranlar açılmış. Turist turları burada mola veriyor ve yemek yeniyor. Ağaç dalından ırmağa atlayanlar ve ırmakta yüzenler epey kalabalık yapıyorlar. Biz oralarda durmadan devam ettik ve tesise vardık.

Tesiste can yeleklerimizi çıkarıp üstümüzü değişene kadar, rafting ücretine dahil olan muhteşem Alabalık Sarma‘larımız da hazırdı. Köprü Çayı’nın lezzetli benekli alabalığını asma yaprağında pişirmişler ve çok lezzetliydi.

Koprulu-Botlar-2

Restoran ırmak kenarında olduğundan gelen geçen botları izleyerek karnımızı doyurduk. Bir de üstüne güzelim demleme çay, değmeyin keyfimize. Su savaşı yapa yapa geçen botları ıslanmadan izlemek güzeldi.

Koprulu-Botlar-3

Antalya’nın doğusunda tatil yapıyorsanız muhakkak Köprülü Kanyon’u ziyaret etmenizi öneririz. Bize tatildeyken denize girmeden gün geçirmek harcanmış zaman gibi geliyor ancak rafting öyle hissettirmedi. Sonuçta suyla içiçe geçti ve sıcaktan da etkilenmedik. Hatta rafting sonrası Side’de denize girecek epey de zaman kaldı.

Gürkan, Temmuz 2013