Etiket arşivi: yunan adaları

Kos ve Kalymnos

Ya da Türkçe isimleriyle İstanköy ve Kilimli adaları. Yazılarımızı takip edenler bilir, yukarıdan aşağıya Taşöz, Midilli, Sakız, Samos derken artık bu adaları da görme zamanımız gelmişti. Yine bilenler bilir, eğer bir adaya arabayla gidilebiliyorsa, biz arabamızla gideriz. Bu sefer de Bodrum’dan Kos’a ve Kos’tan Kalymnos’a araba ile gidip geldik. Hem de tek başımıza değil 3 aile, 3 araba ile. Çok da rahat gidip geldik. Anlatalım. Ama önce ne nerededir diye genel bir bakış sağlamanız için aşağıdaki haritaya bir göz atın.

Bu iki ada Bodrum yarımadasını çevreliyorlar. Her iki adada da üçer gün kaldık, o nedenle tek tek anlatsak daha doğru olacaktır. Aradığı konuya daha hızlı gitmek isteyenler, aşağıdaki listeden seçim yaparak ilgili konuya atlayabilirler.

Arabayla Kos’a gidiş

Kos’a arabayla gitmek için sadece Bodrum’dan kalkan feribotları kullanabilirsiniz. Arabasız gidecekler için ise Turgutreis’ten de hem Kos’a hem de Kalymnos’a seferler var. Biz Bodrum Express Lines ile internetten bilet alarak gittik. Gidiş-dönüş, araba için 100 €, kişi başı ise 30 € ücret ödedik. Ağustos sonunda gideceğimiz için biletlerimizi erkenden temmuz ortası gibi aldık ve bu sayede 3 araç için rahatça yer bulduk. Feribot sabah 9:30’da kalkıyordu, o nedenle erken bir kahvaltının ardından 7:30 gibi limanda olduk. Feribotun kalktığı liman Bodrum Kale diye geçiyor, ki tam da kalenin önünde. Çevreyolundan ayrılıp otogardan devam ederek deniz kenarına indiğiniz noktada, tam caminin önünden sola kaleye doğru girmeniz gerekiyor.

Yukarıda gördüğünüz noktada belediye görevlilerine Kos feribotuna gideceğinizi söylediğinizde bariyeri açarak yol veriyorlar. Genişçe kaldırımın üzerinden devam ederek liman girişine geliyorsunuz.

Arabanızı uygun bir yere parkedip tam karşıda Bodrum Ferryboat tabelası bulunan ofisten pasaport ve ruhsatlarınızla gemiye biniş kartlarınızı almanız gerekiyor. Sonrasında aracınızla binanın yanındaki dar aralıktan gümrüğe doğru giriyorsunuz.

Az ileride gümrük girişinde arabayı park edip valizlerinizi indiriyorsunuz ve güvenlik kontrolünden geçirip tekrar arabaya yerleştiriyorsunuz. Sonra arabanın evraklarını da yanınıza alarak pasaport kontrolüne geçiyorsunuz. Pasaport kontrolünden sonra binadan çıkar çıkmaz soldaki odada arabanın çıkış işlemlerini yapıyorsunuz ve tüm araçlar tamamlanınca gümrük görevlileri kapıyı açarak arabaları içeriye kabul ediyorlar.

Burası oldukça dar bir alan ve feribotun girişi biraz zahmetli. Ancak görevlilerin de yardımlarıyla arabalar gemiye düzenli bir şekilde yerleştiriliyor.

Tüm araçlar ve yolcular bindikten sonra bir saat kadar sürecek olan yolculuk başlıyor. Kos’a yaklaştıkça uzaktan heybetli kale görünüyor.

Limana yanaşıktan sonra pasaport kuyruğuna giriyorsunuz. Biz gitmeden kısa süre önce büyük bir deprem olduğundan polisler geçici kulübelerde görev yapıyorlardı. Aynı anda üç gemi geldiğinden pasaport işlemleri epey uzun sürdü.

Herkes girdikten sonra arabaların işlemlerini yapıyorlar, o nedenle gemide gölgede beklemek en iyisi.

Kos adasında konaklama

Konaklamaya geçmeden önce biraz adadan bahsedelim. Kos oldukça düz bir ada. Öyle ki bisikletle yolculuk eden bolca kişi var. Hani neredeyse Amsterdam gibi herkes bisiklete biniyor ve bisiklet kiralamak da oldukça yaygın. Ancak oldukça büyük bir ada ve güney kenarı çok dağlık. O nedenle o tarafta kuzeye bakan dağ köyleri haricinde pek yerleşim yok. Kuzey tarafı uzun kumsallara sahip ama kuzey rüzgarı nedeniyle neredeyse her zaman dalgalı. Adanın en doğusu olan Kos merkezden adanın ortasında bulunan ve Kalymnos gemilerinin de kalktığı Mastichari’ye kadar olan aşağıda görülen düz ovada bolca otel var.

Ancak bu otellerin çoğu deniz kenarı değil. Denize yakınlar ama daha çok bolca turistin geleceği, güzel havuzlara sahip ve merkezden ve diğer köylerden uzağa yerleşmiş tatil köyleri bulunmakta. Biz büyük otel pek sevmeyiz, bu nedenle Tigaki’ye yakın olan Byron Hotel‘de kaldık. Adayı tanıdıkça ne kadar şanslı bir tercih yaptığımızı daha iyi anladık.

Deniz bir gün hariç hep dalgalıydı. Plaj ince kum, girişte çok kısa bir bölgede iri çakıl taşları var ama sonrası yine kum. Dalga olmadığında şahane bir deniz. Yan bahçede Irına Beach Hotel var, onun havuzunu ve geniş bahçesini de kullanabiliyorsunuz.

Tigaki, adanın merkezine ve büyük marketlerine yakın bir bölge, o nedenle kalınabilecek makul bir lokasyon. Merkezden uzaklaştıkça her türlü imkanın azaldığı bu adada bu bölgeyi tercih etmek iyi bir fikir ve denize kıyısı olan fazla tesis yok. Diğer yandan üstteki resimde karşıda görülen yer Turgutreis olduğundan bu tarafta Turkcell ve Vodafone çekiyor.

Kos –  merkez, köyler ve plajlar

Kos adasının merkezi 3-4 saatte gezilebilecek bir büyüklüğe sahip. Gümrükten çıkınca vardığınız sahilde hem sıra sıra tavernalarda yemek yiyebilirsiniz hem de biraz ilerideki plajdan denize girebilirsiniz.

Ancak şunu belirtmeden geçmeyelim, bu bölge bolca Türk turistin kısa süreliğine geldiği bir bölge olduğundan fiyatlar nispeten pahalı. Aynı zamanda Türkçe bilen de çok, o nedenle günü birlik gelenler için oldukça pratik. Ancak, aşağıdaki gezinti treni haritasında göreceğiniz gibi asıl dolaşılacak bölge aşağıda. İndiğiniz iskelenin yerini kırmızı daire ile işaretledik.

Dolayısıyla, iskele civarında yemektense denizi solunuza alıp kaleye doğru yürümenizi tavsiye ederiz. Bu bölgede keyifli sokaklarda dolaşarak zaman geçirebilirsiniz.

Hediyelik eşya mağazaları ile dolu sokaklarda zaman geçirmek oldukça keyifli ve dinlendirici.

Arada nefes almak için bir kafede kahve içmeye ve dinlenmeye de durabilirsiniz. Aşağıdaki büyük ağacın altı gibi.

Genişçe bir meydana bakan aşağıdaki cami, son büyük depremde minaresi yıkılan cami. Depremde bir tek bu yıkımda can kaybı olmuştu.

Ancak bu cami adadaki tek cami değil. Kaleye daha yakın br başka cami daha var ve onun minaresi hala sağlam.

Cami sağlam ama önündeki çeşme yıkılmış. Tamir etmeyi düşünüyorlar mı bilinmez ama şimdilik tüm caminin etrafını korumaya alıp bırakmışlar.

Kos’un ünlü dondurmacısının adı Special. Merkez de dahil bir çok şubesi var. Biz adanın ana yolu üzerinde Zipari köyünde bulunan şubesine neredeyse her geçişimizde uğradık. Normalde çok da dondurma düşkünü değiliz ama buraya uğramanızı tavsiye ederiz.

Kos’un diğer bir ünlü etkinliği de bir dağ köyü olan Zia’dan güneşin batışını izlemek. Oldukça turistik hale getirilmiş olan bu manzarayı izlemek için adanın dört bir yanından turistler geliyor ve köy çok kalabalık oluyor. Aşağıda hem kalabalığı hem de manzaranın bir kısmını görebilirsiniz.

Bu nedenle erken gitmekte fayda var. Bizim gibi Zia’ya yetişemezseniz de dağa tırmanırken yeterince yüksek bir noktadan güneşin batışını izleyebilirsiniz. Açıkcası biraz şişirilmiş bir etkinlik. Gidemezseniz de üzülmeyin.

Gelelim plajlara. Otelimizi anlatırken basettiğimiz plaj Tigaki. Uzun ve geniş bir kumsala sahip. Sörf yapmayı sevenler için iyi olsa gerek, biz bu bölgede kalmasak burada denize girmezdik.

Batıya devam edince gelinen bir diğer sahil bölgesi ise Mastichari. Kalymnos feribotu da buradan kalktığından buradan geçerken plajı da gördük. Bir özelliği yok, Tigaki’den farkı da yok.

Ancak, adanın her yerinde yemek yemiş olmasak da, geçirdiğimiz üç gün içinde en lezzetli ve en doğru fiyatlı bulduğumuz taverna buradaydı. Zamanınız olursa Kali Kardia isimli bu tavernayı tavsiye ederiz.

Adanın batısına doğru devam ettiğinizde havaalanını geçince solda Paradise Beach de denen, yine geniş bir plajlar bölgesine geliyorsunuz.

Bölge diyoruz çünkü yan yana bir çok plaj var. Hepsinin farklı farklı isimleri var. Bizim bir günümüzü geçirdiğimiz plajda bir çok su sporu imkanı vardı. Deniz ise tek kelimeyle muhteşemdi. İnce kumdan oluşuyordu, giriş epey sığ, ileriye gittikçe de üç dört metre civarında bir derinliğe sabitlenen keyifli bir denizdi.

Adanın daha da batısına gittiğinizde ise, Kefalos’a geliyorsunuz. Durmayıp dağları aşarak adanın batıya bakan sahiline indiğinizde, Kavo Paradise denen bir plaja geliyorsunuz. Tamamen açık denize bakan bu bölge oldukça tenha. Yalnızlığı seviyorsanız buraya kadar gelmeye değer.

Plaj derken, enteresan bir plajdan daha bahsederek bitirelim. Empros Thermes denen ve içinde kaplıca olan plaj. Aslında kaplıca suyu denize akıyor ve tam bu noktaya kayalarla bir havuz yapmışlar, dolayısıyla kaplıca suyuna girip sonra denize geçebiliyorsunuz. Sülfür kokusunun yoğun olduğu bölgeye ulaşmak çok kolay değil, suda zaman geçirmek de pek keyifli değil ama her yerde böyle bir yapı görülmüyor, zamanınız kalırsa uğrayabilirsiniz.


Kos’tan Kalymnos’a geçiş

Kos ile Kalymnos’un en yakın olduğu köy olan Mastichari’nin büyükçe limanından Kalymnos’a hem arabalı feribot hem de yaya taşıyan deniz otobüsleri kalkıyor.

Yukarıda gördüğünüz meydanda solda küçük bir kulübede gemi kalkış saatinden bir saat öncesinde açılan bir gişe var. Firmanın adı Anem Ferries ve buradaki linkten güncel kalkış saatlerine ulaşabilirsiniz. Genelde haftanın her günü sabah, öğlen ve akşam seferleri var, bir iki gün ise öğlen seferi yok. Gemi kalabalık olmuyor, saatinden yarım saat önce gitseniz rahatlıkla binersiniz.

En azından bizim gidip geldiğimiz öğlen seferleri çok boştu. Bilet fiyatları tek yön araba için 17 €, kişi başı da 6 € idi. Bileti önceden online almak mümkün değil, zaten bizim Harem-Sirkeci gibi olduğundan bileti olan gemiye biniyor.

Yaklaşık 45 dakika süren yolculuk sırasında yakınlaştıkça Kalymnos’un ne kadar çorak bir ada olduğu dikkatinizi çekiyor.

Tam karşıda görülen iki dağın arasındaki vadinin denizle buluştuğu korunaklı noktada Kalymnos limanı bulunuyor.

Kahverengi yamaçların altındaki beyaz evler pek alışkın olmadığımız bir görüntü. Kos gibi oldukça yeşil bir adadan bu kadar yakında böylesi çorak bir ada beklemiyor insan. Yemyeşil Bodrum yarımadasının da çok yakınında bulunan bu ada, bizi gerçekten çok şaşırttı.


Kalymnos adasında konaklama

Kalymnos oldukça küçük bir ada. Merkez ve Masouri köylerinden ve bir kaç küçük yerleşim yerinden oluşuyor desek yanlış olmaz. Merkezin yerleştiği vadi adanın yukarısına doğru devam ediyor ve batı kıyısında tekrar denize kavuşuyor. Bu vadi sağlı sollu evlerle dolu ve adanın tümü neredeyse bu vadiye yerleşmiş. Kalymnos merkezde konaklama imkanı az olduğundan Masouri’de kalmaktan başka pek seçenek kalmıyor. Biz de Masouri civarında Elena Village adlı tesiste konakladık. Sabah kahvaltısı, havuzu, kocaman odası ve aşağıda gördüğünüz şahane manzarasıyla gerçekten çok memnun kaldık.

Karşıdaki ada Telendos. Adanın batı tarafının hakim manzarası bu küçük adadan teşkil. Teknelerle karşıya geçilebiliyor ancak biz geçmedik. Kalymnos’tan gelirken vadinin sonunda aşağıdaki manzarayı gördüğünüz anda bu küçük adayı seviyorsunuz.

Bu bölgeye adanın en yeşil bölgesi desek yanlış olmaz. Adanın oldukça zengin olduğunu ve doğanın insan gücüyle nasıl değişebileceğinin sağlam bir örneği olduğunu da belirtelim.

Şunu da belirtmeden geçmeyelim, bu adada deniz kenarında kalma şansı pek yok. Çorak olduğu kadar kayalık bir ada ve bizim otelimiz de denizden 30 metre kadar yukarıda, oldukça yaman bir sahilin üstünde bulunuyordu. Otele varana kadar deniz kenarında olduğunu düşündüğümüz için özellikle belirtmekte fayda var. Yine de Kalymnos’ta konaklamak için en merkezi, en ferah, en manzaralı ve en denize girilebilir bölgenin Masouri bölgesi olduğunu tekrar söyleyelim.

Kalymnos – merkez ve adanın plajları

Kalymnos adasının merkezi dar sokaklardan oluşuyor. Vadiyi kaplayan kent yukarıdan şöyle görünüyor.

Önünde limanı var ve bu ada yüzyılarca sünger ticaretinden para kazanmış. Artık süngerin çok bir ekonomik değeri yok ama hala tezgahlarda hediyelik olarak bulmak mümkün.

Deniz kenarında yakın bölge restoranlar, kafeler ve tavernalar ile dolu.

Genel olarak görülecek pek bir şey yok, herkes işinde gücünde. Turist sayısı fena değil ama hayat turiste göre düzenlenmemiş. Kos gibi değil yani, daha yerel bir hayat var.

Ara sokaklar ise labirent gibi. Daracık aralıklardan biraz ilerleyince hemen sokak yükseliyor ve tırmanmaya başlıyorsunuz.

Ancak adanın batı tarafına, yani Masouri’ye geçtiğinizde daha turistik bir bölgeyle karşılaşıyorsunuz. Adanın en ünlü etkinliği ise kaya tırmanışı. Bir çok tırmanış şirketi ve tırmanış aksesuarları satan mağazalar bulunuyor. Ada yollarının kenarında aşağıda gördüğünüz gibi nişan taşları, üzerlerinde de tırmanış rotaları ile ilgili bilgiler bulunuyor.

Özellikle sabah erken saatlerde bu rotalardan yukarıya doğru tırmanışa geçen ekiplerle karşılaşabiliyorsunuz. Aşağıdaki resimde tırmanmaya başlarken görülen kişileri, bir müddet sonra arka planda gördüğünüz oyuklara tırmanırken uzaktan gördük ama o kadar uzaktan insanlar minicik kaldığından fotoğraflayamadık.

Masouri tarafında restoranlar ve diğer mağazalar denizin yukarısından geçen yolun kenarında bulunuyorlar. Plaja inmek için daracık sokaklardan aşağıya inmek gerekiyor.

İlk günümüzü geçirdiğimiz Masouri plajı çakıl taşlı ve girmek için deniz ayakkabısı oldukça faydalı. Aşağıdaki fotoğraftaki geniş kısımdan başlayan plaj ileride oldukça daralıyor.

Her yerde olduğu gibi burada da kafelerde bir şeyler içtiğinizde şezlonga para vermiyorsunuz. Akşam üstü karşıdaki Telendos adası üzerinden batan güneş çok güzel bir manzara sunuyor.

Kalymnos ile ilgili bir diğer notumuz da tavernalarla ilgili. Hem porsiyonları küçük, hem fiyatları pahalı, hem de garip garip yemekler hazırlıyorlar. Diğer adalarda her tavernada rahatlıkla bulabileceğiniz basit sardalya bile bulunmuyor. Ahtapot isteseniz küçük geliyor, kalamar yarım geliyor, değişik artistik tabaklar hazırlamışlar, dolayısıyla doya doya deniz mahsülü yiyemiyorsunuz. Bizim Masouri’de gittiğimiz ve değişik olsa da lezzetinden memnun kaldığımız Kokkinidis tavernasının bir görünüşünü burada paylaşalım, tavsiye edelim ve plajlara devam edelim.

Otelimizin 200 metre kadar ilerisinde bulunan, yürüyerek gidip geldiğimiz Kastelli plajı tam bir doğa harikası. Küçük çakıllardan oluşan plajdan özellikle aşağıdaki gibi dalgalıyken denize girmek biraz ürkütücü olsa da çok keyifli.

Kastelli’den kuzeye doğru ilerlediğinizde Arginonta koyuna geliyorsunuz. iki dağın arasında kalan bu koyda sakin bir deniz umarken hakim rüzgara karşı durduğundan dalga ile karşılaşmak hoş olmuyor.

Bu plajın akşam üstü güneş batışında çok güzel bir manzarası olduğundan biz de bir akşam güneşi burada batırdık. Sol tarafındaki yüksek dağ nedeniyle gölgenin çabuk gelmesini saymazsak burada akşam etmek çok keyifli.

Daha ileriye gittiğinizde Emporios köyüne doğru yol alıyorsunuz. Yol üzerinde güzel manzaralarla karşılaşıyorsunuz.

Emporios köyüne geldiğinizde deniz kenarında sağa doğru bir taverna ve deniz kenarına atılmış şezlonglar bulunuyor. Burası çok küçük bir köy.

Aynı plajın sol tarafında ise ağaçların altında oturup denize girebiliyorsunuz. Bu taraf daha keyifli göründüğünden biz burada denize girdik. Deniz pırıl pırıl görünse de şnorkel ile yüzdüğünüzde o kadar da berrak olmadığını anlıyorsunuz. İlerideki koylarda uzaktan bir balık çiftliği görünüyordu, muhtemelen onun yüzündendir. Özetle, bu kadar yolu gelmeye değmeyecek bir yer.

Emporios’tan dönüşte Arginonta’ya gelmeden sola dönüp adanın doğu sahiline giden yola girdiğinizde kısa sürede döne döne dağın zirvesine varıyorsunuz. Arkanızı dönüp baktığınızda adanın belki de en etkileyici manzarasını görüyorsunuz.

Bu yolun da üzerinde bir çok tırmanış rotası mevcut. Dağın diğer tarafından yine döne döne indiğinizde yolun bittiği yerde Pailonnisou plajına geliyorsunuz. Dalgasız, sakin ve sessiz bir koy. İki taverna var, şezlonglar ücretsiz, telefon çekmiyor, şnorkel için güzel ama su çok berrak değil. Dağlardan dolayı akşam güneş çok erken batıyor.

Adada gittiğimiz son plaj ise Kalymnos merkezden güneye doğru tepenin üstünden atlayarak gidilen Vlichadia plajı. Girişte solda ve sağda iki koy var. Biz soldakinde denize girdik. Sakin bir koy ve solda ileride görülen kayalıklar koy çıkışına kadar şnorkel için çok uygun. Ama yine erken güneş batıyor.

Sağ taraftaki koyda ise güneş daha uzun kalıyor, ama en çok yirmi dakika fark eder. Bu tarafta denize girmedik ama çok farklı olacağını düşünmüyoruz.

Gidemediğimiz bir iki plaj daha kaldı ama onların da bu plajlardan çok farklı olacağını düşünmüyoruz. Sakinliğin hakim olduğu bu adada en iyisi eğitimini alıp tırmanış yapmak sanki.

Dönüş zamanı geldiğinde limanda bekleyen ve yine oldukça boş olan gemimize bindik.

Sonrası Kalymnos’a el sallayarak Kos’a doğru yola çıkış.

Kos’tan Bodrum’a dönüş feribotu için limana geldiğinizde öncelikle deniz kenarındaki kulübelerden biniş kartlarınızı almanız gerekiyor. Sonra pasaport kuyruğuna geçerek çıkış yapıyorsunuz. Pasaport sonrası aracınız olduğunu söyleyerek aracın işlemlerini de tamamlıyorsunuz ve gidip arabanızı getirip gemiye alıyorsunuz. Yani işlemler bizim taraftan daha basit. Bu arada Kos tarafında da Duty Free var, Bodrum tarafında da. Bodrum girişinde kontrol biraz fazla sıkı, o nedenle fazla içki ya da sigara getirmenizi tavsiye etmeyiz.

Gürkan, Ağustos 2017

 

 

Yunanistan ile ilgili diğer yazılarımıza da göz atmak isterseniz buyrunuz ⇒ Yunanistan Yazıları

Cruıse ile Rodos, Mıkanos, Santorını

Misafir yazarımız Eda, ne gördüğünü anlatıyor.

Her sene Ege’de tatil yapardım. Ancak bu sene çok merak ettiğim Yunan Adaları’nı görmek istedim. Uçak ile gitmek hem pahalı hem de zahmetli olacağından, Cruise ile Rodos, Mikanos ve Santorini’yi dolaşmanın daha mantıklı olduğuna karar verdim. Rodos’un tarihi, Mikanos’un gece hayatı, Santorini’de güneş batımının izlenmesi hakkında çok güzel şeyler duyduğumdan, aylar öncesinden tatilimi planladım. Bu tur için vize gerekmediğinden, vize çıkarmak için uğraşmama da gerek kalmadı.

Pazar günü saat 15:00’de Ulusoy Çeşme Limanı‘nda bizi bekleyen Etstur yetkililerine valizlerimi teslim edip pasaport kontrolü sonrası saat 16.00 gibi Aegean Paradise adlı 1.200 kişi kapasiteli 350 personeli olan gemiye giriş yaptım ve 4 gece – 5 gün sürecek olan yolculuk başladı.

Cruise-1

Gemi ile seyahat etmenin bazı avantajları ve dezavantajları var. Geminin sallanması nedeniyle ilk gün çok zorluk yaşadığımı söyleyebilirim. Odalar temiz ve konforluydu. Yemekleri gerçekten güzeldi ve çeşit fazlaydı. Gemi içinde bazı aktiviteler de vardı. İlk gün geminin üst katındaki roof barda bir grup çıktı. Güzel ve keyifli bir ortam sundular. Dezavantajlara gelecek olursak, adaları gezmek için gemiden iniş ve kalkış saatlerini iyi takip etmek ve kalkış saatinden 30 dakika once gemide olmak gerekiyor. Tur rehberleri ekstra turlar düzenliyor ancak fiyatları oldukça yüksek. Bu sebeple ben seyahatim boyunca herhangi bir tur almadan kendim dolaşmayı tercih ettim.

Gemiyle seyahat etmek için süresi bitmiş olsa da bir Schengen vizeniz olması yeterli. Bu durumda 40 € gibi bir ücret vermeniz gerekiyor. Süresi geçerli bir Schengen vizenizin varsa bu ücreti ödemiyorsunuz. Gemiye binerken pasaportları toplayarak herkese bir kart veriyorlar. Bu kart, Yunan adalarına inişlerde pasaport yerine geçiyor ve gemiye inip binerken yanınızda olması gerekiyor. Casino hariç gemi içinde yapacağınız tüm ekstralar da bu karta yansıtılıyor. Gemide su dışında tüm içecekler ücretli. Ancak fiyatlar çok pahalı değil. Bira 3 €, kola 2.75 €, viski 4 €, çay 1.25 €, kahve ise 2 €. Aldığınız tüm ekstra içecekler kartınıza işleniyor ve gemiden ayrılırken check out sırasında kartınızda biriken hesabınızı nakit veya kredi kartınız ile ödeyebiliyorsunuz.

Gemide bir alakart restoran da mevcut. Burada yemek isterseniz kişi başı 10 € vererek rezervasyon yaptırıyorsunuz. Sabah kahvaltıları 08:00-10:00 arasında oluyor. Öğle yemeklerini yakalayamıyorsunuz çünkü Yunan adalarına inmiş oluyorsunuz. Akşam yemekleri ise 19:00-21:45 arasında. Gemide olduğunuz süre boyunca her gün için kişi başı 7 € bahşiş vermek zorundasınız. Bu bahşiş, her gün için kartınıza yansıtılıyor.

Gemide Casino da var ancak sadece gemi hareket halindeyken açık, limana yanaştığı an kapanıyor. Slot makinelerinin çoğunda euro geçerli.

Rodos

Ertesi gün sabah saat 08:00’de Rodos Mandraki Limanına vardık. Rodos adası 115.000 nüfuslu ve diğer adalara gore yüzölçümü oldukça büyük. St.John şövalyeleri tarafından kurulmuş ve 1522 yılında Kanuni tarafından fethedilerek 400 yıl boyunca Osmanlı himayesinde kalmış.

Gerekli çıkış işlemleri gerçekleştikten sonra yapılan anonsun peşine gemiden ayrıldım ve turistik otobüs turuna katılmaya karar verdim. Kişi başı 9 € vererek alınan tek bir biletle istediğiniz durakta inip tekrar binebiliyorsunuz.

Cruise-Rodos-2

Gezime önce Akropolis’ten başlamaya karar verdim. Akropolis, Rodos’un Gios Stefanos tepesinde bulunuyor. Gitmeden once internetten yaptığım araştırmada, Akropolis’in Tanrı Helios şerefine M.Ö. 3. yüzyılda yapıldığını ve Hellenistik stadyumunun bir çok spor oyunlarıne ev sahipliği yaptığını öğrendim. Yaklaşık 20 dakika süren otobüs yolculuğundan sonra Akropolis’e vardım.

Cruise-Rodos-Akropolis-1

Akropolis’e girdiğim andan itibaren tarih kokan yapısı karşısında büyülendiğimi söyleyebilirim. Spor oyunlarına ev sahipliği yapan Hellenistik Stadyum, konserlerin verildiği Theatron ve tiyatronun yanında kentin koruyucu tanrısı Pythios Apollon’un Dor tarzındaki tapınağı yükseliyor.

Cruise-Rodos-Akropolis-2

Akropolis’i dolaştıktan sonra tekrar turistik otobüse binerek Mandraki Limanı’na geldim. Mandraki, eski çağlarda ünlü Rodos Heykeli’nin de bulunduğu Rodos’un ana limanı. Günümüzde de bu heykeli simgeleyen “Elefos” ve “Elefina” isimlerinde iki geyik heykeli bulunuyor.

Cruise-Rodos-3

Ayrıca Mandraki Limanı, marina olarak da kullanılıyor.

Cruise-Rodos-5

Bu heykellerin önünde resim çekildikten sonra yel değirmenlerine doğru yürüdüm. Mandraki Limanı’ndaki buyük yel değirmenleri limanın en belirgin simgelerinden biri.

Cruise-Rodos-6

Yel değirmenlerinde biraz oturup soluklandıktan ve resim çektikten sonra gezime devam ettim. Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra Rodos kalesine vardım. Rodos “Eski şehir” ve “Yeni şehir” olmak üzere ikiye ayrılıyor. Eski şehir Ortaçağ’a ait 6 kapısı olan bir kaleden oluşuyor. Kumtaşı duvarlardan yapılmış olan Rodos kalesi buram buram tarih kokuyor.

Cruise-Rodos-7

Kale kapısından girince turistik eşya satan dükkanlar, tavernalar, mağazalar ve kuyumcular dikkatinizi çekiyor. Rodos’a varmadan bir gece önce gemide yaptığım araştırmalara göre, 1480 yılında, Fatih Sultan Mehmet dönemindeki Osmanlı saldırılarına ragmen ayakta kalabildiğini öğrendim. Rodos, 1522 senesinde Kanuni Sultan Süleyman’ın ordusuna yenik düşerek 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu mülkiyetinde kalmış.

Buradan kısa bir yürüyüş sonrasında Hipokrat Meydanı’na ulaştım. Meydanda bulunan çeşme, dikkat çeken yapılarından biri.

Cruise-Rodos-8

Bir şeyler yemek için girdiğim, meydanda bulunan bir restoranda çok güzel ağırlandım. Türk olduğumu öğrendiklerinde bir kaç türkçe kelime bile söylediler. Menüdeki domuz eti olan yemekleri belirttiler ve bazı önerilerde bulundular. Hatta yemek sonrasında meyve ikram ettiler. Fiyatlara gelirsek, çok yüksek rakamlarla karşılaşmıyorsunuz. Tıka basa yiyerek, üstelik bira da içerek kişi başı 15 € hesap gelince acaba bir şeyleri yazmayı mı unuttular diye kontrol ettim ama herhangi bir yanlış yoktu. Kısacası fiyatlar gerçekten makul.

Meydanın köşesinde 1507 senesinde inşa edilen şövalyelerin mahkeme binasını görebilirsiniz. Hipokrat Meydanı’nından kısa bir sure yürüdükten sonra İbrahim Paşa Camii’ni görebilirsiniz. Ana caddeden ilerlerseniz saat kulesi’ne varıyorsunuz.

Cruise-Rodos-9

Tur rehberlerinin mutlaka görmemizi önerdiği yerlerden birisi de Şövalyeler Sokağı idi. Büyük Üstadlar Sarayı’nın yanında yer alan sokakta karşılıklı hanlar var. Bu sokakta kendinizi şövalyeler döneminde hissediyorsunuz. Burası,14. yüzyılda şövalyelerin bir araya geldikleri ve konakladıkları yerler. Binaların üzerinde bulunan bayraklardan, hangi hanın hangi ülkenin şövalyesinin evi olduğu anlaşılıyor.

Cruise-Rodos-10

Şövalyeler Sokağı’nın hemen yanında bulunan Büyük Üstadlar Sarayı’nı dolaşmadan gitmek tabi ki olmazdı.

Cruise-Rodos-12

Giriş ücreti 6 € olan bu sarayda şövalyelerin ve askerlerin kıyafetlerini ve zırhlarını görebilirsiniz.

Cruise-Rodos-14

Sarayda bir çok güzel sanat eseri de mevcut.

Cruise-Rodos-11

Gemiyle gitmenin dezavantajı olan kısıtlı zamandan dolayı, sadece Rodos’u gezebildim ve maalesef güzel plajlarından yararlanamadım. Rodos tarih kokan bir ada olduğu için günümü gezerek değerlendirmek istedim. Ancak zamanı kalanlar limanın hemen yanındaki plajlara giderek denizin tadını çıkartabilirler.

Cruise-Rodos-1

19:00’da gemide olunması gerektiğinden küçük bir telaşla gemiye ulaşabildim. Saat 20:00 gibi gemimiz Rodos Limanı’ndan ayrıldı. Odamdan Rodos’a son kez bakarken, Mikanos’da neler yapmalıyım diye küçük bir araştırmaya başladım. Akşam yemeği saatinde tur rehberleri Mikanos turu ve servisler hakkında bilgi vermek ve isteyenlere satış yapmak için toplantıya çağırdılar. Fiyatlar gidilecek plajlara göre değişiyordu ve ortalama kişi başı 60 € gibi fiyatları vardı. Ben sadece servisten yararlanmak istediğim için yemek sonrası tur rehberlerine giderek gerekli işlemleri yaptım.

Mikanos

Salı sabahı saat 07:00’de gemimiz Mikanos’a yanaştı. Çarşamba sabahı 06:00’da gemide olmamız gerektiği söylendi ve çıkış işlemlerinin ardından yapılan anons ile gemiden çıktık. Tur rehberleri Mikanos’da taksi sayısının az olduğunu ve bulamayacağımızı söylediler ve limandan Mikanos’un merkezine yakın bir yere kadar yarım saatte bir servisler düzenlediler. Aynı zamanda kiralamak isteyenler için atv ve arabalar da mevcut. Gemiden iner inmez servise bindim. Servisten indikten sonra yaklaşık 5 dakika yürüyüp Mikanos’un merkezine ulaştım.

Cruise-Mikanos-1

Mikanos’un en dikkat çekici özelliği, bembeyaz evlerin arasındaki dar sokaklar ve sokaklar boyunca uzanan rengarenk dükkanlardı. Hatta bu daracık labirent gibi sokaklarda yürürken kaybolduğumu bile söyleyebilirim.

Cruise-Mikanos-2

Biraz dolaştıktan sonra Mikanos’un ünlü plajlarından birine gitmeye karar verdim. Otobüslerin kalktığı yerde plajlara gitmek için servisler vardı. Servise binerek yaklaşık yarım saat sonra Paradise Beach’e ulaştım. Mikanos’un dikkatimi çeken başka bir özelliği de yollarının çok dar olmasıydı. Hatta otobüs şöförlerinin o dar sokaklarda rahatlıkla otobüs kullanmaları karşısında hayrete düştüğümü de söylemeden edemeyeceğim.

Cruise-Mikanos-3

Paradise Beach’e vardığımda boş şezlong bulmakta güçlük çektim ama zor da olsa boş bir yer bularak denizin ve güneşin tadını çıkardım. İlerleyen saatlerde beach, ses seviyesi artan müzikle ve dans edenlerle hareketlenmeye başlıyor. Saat 16:00 gibi başlayan parti, havanın kararmasıyla birlikte daha da hareketlenerek sabahın ilk ışıklarına kadar sürüyor. Ancak ben gecemi burada değerlendirmek yerine Mikanos’un sokaklarında dolaşmayı ve Little Venice’de bir şeyler içerek müzik dinlemeyi tercih ettim.

Cruise-Mikanos-4

Little Venice’de akşam yemeğimi yerken güneşin batımını seyrettim. Yunanlıların rakısı olan Uzo’yu ilk defa burada denedim. Çok da sevdim. Daha sonra yine Little Venice’de manzaraya karşı müzik dinleyerek bir şeyler içmek çok keyifliydi. Mikanos Rodos’tan biraz daha pahalı. Yemekte adını çok duyduğumuz mousakki, bebek ahtapot, jumbo karides, sübye, grek salata ve balık yiyip, uzo içip, kişi başı 30 € civarında hesap ödedim.

Cruise-Mikanos-5

Mikanos’un simgelerinden olan Pelikan Petros’u görmek için 3 defa tur atsam da maalesef göremeden ayrılmak zorunda kaldım.
Gemimiz çarşamba sabahı saat 07:00’de limandan ayrılarak Santorini’ye doğru yol aldı.

Santorini

Saat 13:00’de gemimiz Santorini’ye vardı. 10.000 nüfuslu bu ada volkanik patlama sonucu oluştuğu için bir limanı yokmuş. Bu nedenle ücretsiz olan tenderboat ile kıyıya ulaşılıyor. Deniz seviyesinin 300 metre yukarısında bulunan Fira adlı kasaba aynı zamanda Santorini adasının başkenti. Santorini adası 1956 yılında büyük bir deprem ile yıkıldığı için tekrar inşa edilmiş.

Tenderboat’dan indikten sonra Fira’ya çıkmak için üç seçeneğiniz var. Ya teleferik ile çıkacaksınız, ya katırlarla çıkacaksınız, ya da 588 basamaklı merdiveni tırmanacaksınız. Ben bir çok kişi gibi teleferik ile çıkmayı tercih ettim. Teleferik sırasında biraz bekledikten sonra 2 dakikalık bir yolculukla Fira’ya varabiliyorsunuz. Teleferik çok dik tırmandığı için biraz tedirgin de olabiliyorsunuz, ancak manzara gerçekten muhteşem.

Cruise-Santorini-1

Fira’ya çıktığınızda yukarıdan görülen manzara ise daha da büyüleyici.

Cruise-Santorini-3

Öncelikle Fira’nın sokaklarında yürüyerek manzaranın keyfini çıkarmayı tercih ettim. Her yerde olduğu gibi kısıtlı zaman nedeniyle zamanımı doğru kullanmam gerekiyordu. Bu nedenle Fira’nın sokaklarında dolaşıp, muhteşem manzarada resim çektikten sonra Akrotiri müzesine gitmek için, Akrotiri Bölgesine giden otobüslerin durağına gittim.

Yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuk sonrasında otobüs şöförünün yönlendirmesi ile indim ama yanlış yöne yürüdüğümden kendimi bir çok teknenin olduğu bir yerde buldum. Bu teknelerin sırasıyla White beach, Red beach ve Black beach’i gezdirdiklerini öğrendim ve fikrimi değiştirerek bu plajları dolaşmaya karar verdim. Iyi ki de böyle bir karar almışım çünkü gerçekten muhteşem yerler gördüm. Bu plajlar volkanik olduğu için farklı bir havası var. White beach’de kayalar, kumlar ve taşlar bembeyazdı.

Cruise-Santorini-5

Önce bütün plajları görmek istediğimden tekneden inmedim. Red beach’e geldiğimizde manzara gerçekten şaşırtıcıydı. Burada da kayalar, taşlar ve kumlar kızıl renkteydi. En son Black beach’e vardığımızda ise kayalar, taşlar ve kum siyahtı. Black beach’de inerek yüzmeye karar verdim. Tekneler yarım saatte bir plajlara geliyor ve ben 1 saat kadar burada zaman geçirmeye karar verdim. Şezlong sayısı az olduğundan havlumu kuma sererek denize girdim.

Cruise-Santorini-4

Deniz gerçekten muhteşemdi. Deniz kadar manzara da büyüleyiciydi. Denizden çıkmak istemediğimi söylersem abartmış olmam. Ama kısıtlı zamandan dolayı denizden çıkarak gelen tekneye binmek zorundaydım çünkü gün batımını Oia’da izlemeden gitmek olmazdı. Tekne tekrar plajları dolaşıp insanları topladı ve bindiğimiz yere geri döndü.

Otobüsten indiğim yere doğru yürüdüğümde Akrotiri müzesinin geride kaldığını anlamış oldum. Yaklaşık 5 dakika yürüdükten sonra Akrotiri müzesine girebiliyorsunuz.

Cruise-Santorini-6

Akrotiri antik kentinde, Profesör Spyridon tarafından 1967 yılında başlatılan çalışmalar hala sürmekteymiş. Santorini’deki ilk yerleşimin Akrotiri bölgesinde M.Ö. 5.000’li yıllarda olduğu tahmin ediliyor.

Cruise-Santorini-8

Akrotiri’de Minoan Uygarlığı yaşıyormış. Volkan patlaması sonucunda tamamen yıkılan kent günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda müze halini almış.

Cruise-Santorini-7

Burada gezerken, etkilenmemek mümkün değil. Binlerce yıl öncesinden kalan alışılmadık iki üç katlı evler, kanalizasyon sistemi, mobilyalar, duvara çizilmiş resimler insanı gerçekten şaşırtıyor.

Cruise-Santorini-9

Eğer Santorini’ye gelirseniz ve yolunuz Akrotiri Bölgesine düşerse, tarih ve arkeolojiyle de ilgileniyorsanız müzeyi görmeden gitmeyin derim.

Cruise-Santorini-10

Müzeden çıktıktan sonra otobüse binerek tekrar Fira’ya döndüm. Gün batımını seyretmek için Oia’ya giden otobüsleri buldum ancak herkes benim gibi düşündüğünden durak çok kalabalıktı, ancak ikinci otobüse binebildim. Yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra Oia köyüne varıyorsunuz. Indikten sonra 5 dakikalık bir yürüyüşle büyüleyici meşhur manzarayı görebiliyorsunuz.

Cruise-Santorini-12

Mavi kiliseleri, bembeyaz evleri ve yel değirmenleri ile insanı şaşırtan bir manzaraya sahip. Oia sokaklarında yürümek, manzaranın keyfini çıkarmak tek kelimeyle süperdi. Sokaklarda gezerken bir yandan da akşam yemeği için yer arıyordum. Beğendiğim birçok restoranda yer yoktu. Varsa bile manzaraya hakim olamayacağınız masalar kalmıştı. İnsanların günler öncesinden rezervasyon yaptırdıklarına eminim. Yer olmasa da restoranların menülerine baktım, sanki manzara güzelleştikçe fiyatlar artıyor gibiydi.

Cruise-Santorini-11

Moralim bozuk yürümeye devam ederken biraz geride kalan bir restoran dikkatimi çekti. İçeriye girerken, kesin yine yer yoktur diyordum kendi kendime ama şans bu sefer benden yanaydı. Sanırım biraz geride kalmasından ve merkezde olmamasından dolayı çok fazla kişinin dikkatini çekmiyordu. Ne yalan söyleyeyim benim de aklım diğerlerinde kalmıştı. Fakat Kyprida Restaurant’da çok iyi karşılandım. Garsonlar çok ilgiliydi ve restoranın en güzel masasını verdiklerini söylediler. Önce müşteri tutmak için söylüyorlar diye düşünmüştüm ama gün batımında haklı olduklarını gördüm.

Cruise-Santorini-14

Burada mezeler muhteşemdi. Hatta canlı müzik bile vardı. Tatil öncesi hayalini kurduğum şey son durakta gerçekleşmişti. Yunan müziği, uzo ve muhteşem manzara. İşte tam olarak istediğim buydu. Önerdikleri ahtapot karpaçyo ve mousakka denemeye değerdi. Ayrıca grek salata da çok güzeldi. Küçük ama sevimli olan bu restoranda 4 adet meze, salata, balık ve uzo içerek kişi başı 40 € hesap geldi. Canlı Yunan müzikleri dinleyerek muhteşem manzaraya karşı yediğim yemek için bu fiyatın makul olduğunu düşünüyorum ama yine de en pahalı ada Santorini oldu.

Gemiye dönmek için pek zamanım kalmamıştı çünkü önce Fira’ya gitmem, sonrasında teleferikle sahile inmem, sonra da tenderboat’a binmem gerekiyordu. Bir de Santorini şaraplarından alacaktım. Yani zorlu bir dönüş yolculuğu beni bekliyordu ama hiç kalkasım, gemiye dönesim yoktu. Neden gemi Santorini’de konaklamıyor diye çok söylendim. Bence kalması gereken yer Santorini idi.

İşte o keyifsiz an gelmişti, 20:30’daki son tenderboat’a yetişmem için kalkmam gerekiyordu. Hızlı bir şekilde yürüyerek otobüs duraklarına geldiğimde, kalabalık gözümü korkutmuştu. Geç kalacağımın endişesi başlamıştı, ancak zor da olsa otobüse binmeyi başardım. Otobüste de telaşlanmadım desem yalan olur. Koşa koşa teleferiklere geldiğimde kalabalık olmamasına çok sevinmiştim. Son kez manzaraya bakarak sahile indim. Zamanım kaldı ve buradaki free shoptan Santorini şaraplarından alabildim.

Gemi hareket ettiğinde içimde bir burukluk oldu. Gemi Santorini’de kalmalıydı diye diye valizimi toplamaya başladım. Bir sonraki yaz için uçakla gelip Santorini’de kalacağıma daha şimdiden karar vermiştim.

Eda Cingöz, Temmuz 2014

Yunanistan ile ilgili diğer yazılarımıza da göz atmak isterseniz buyrunuz ⇒ Yunanistan Yazıları