Etiket arşivi: turizm

Lvıv

Ukrayna’nın herhangi bir yeri ile ilgili bir yazı yazmak kanaatimce büyük bir risk almaktır. “Ön yargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan zordur” diyor, Albert Einstein. Bizim ülkemizin bakışını yansıtan en doğru söz bu sanırım. Çabamız ön yargınızı kıracak bir yazı kaleme almak.

Bir grup seyahati olarak 12:30’da Türk Hava Yolları ile Ukrayna’nın Polonya sınırında bulunan Lviv’e seyahatimiz başlıyor.

Lviv 1

Atatürk Havaalanında rahat bir çıkış işlemleri süresi geçiriyoruz. Bu zamanın kısalması ve sorunsuz geçmesi seyahatimizi organize eden İnventive House daki arkadaşlarında çabası ile olduğu muhakkak. Yolculuğumuz 2 saat sürüyor.

lviv 2

Lviv, Ukrayna’nın en batısı ve rahatlıkla en Avrupalı şehri diyebiliriz. Havalimanından 1 saat süren bir otobüs yolculuğu ile şehir merkezine varılıyor. Otelimiz ise şehre 15 dakika yürüme mesafesinde, nefis, dev bir korunun ucundaki, 4 yıldızlı Dnister Premier Otel.

lviv 3

Otel odası gayet iyi durumdaydı, çok rahat ettiğimi söyleyebilirim. Ayrıca tur firmamızın burayı tercih etmesine merkeze uzak diye ilk başta şikayetçi olduysak da, öylesine bol bir oksijenle uyandım ki, her sabah öylesine dinç ve dinlenmiş kalktım ki sonrasından şükranlarımı sundum burasını tercih edenlere.

Lviv, Ukrayna’nın özellikle iç turizminde hayli ciddi bir yer tutuyor. Şehir başkent Kiev’den sonra en çok turist alan yer. Şehir merkezi olarak kabul edilen Rynok (Pazar) Meydanını görünce buna hiç şaşırmıyor insan, her yer sanki özenle dizayn edilmiş gibi duruyor.

Lviv 4

Şehir 2014 yılı itibari ile 758 yıllık. 1256 yılında kurulduğu söyleniyor. 2008 yılında şehir merkezi UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilmiş.

Birinci gün otele yerleştikten sonra akşam yemeğine kadar çıkıp şehrin kokusunu almaya çalıştım. Sokaklarını boş boş dolaştım. Öylesine rahat bir şehir ki Lviv, gezerken dinleniyorsunuz sanki.

Lviv 33

Ayrıca devasa şehirlerden değil, tempolu bir yürüyüşle, merkezin etrafındaki tüm sokakları 3-4 saatte gezebiliyorsunuz.

Lviv 6

Turizmden beslendiği daha ilk bakışta belli oluyor. Sokaklarının düzenli ve temiz oluşu, her ayrıntıya dikkat edilerek, tabelaların, görsel sanat ürünlerinin yerleştirilmesi, geniş araç girişi olmayan alanlar ve heykeller ile süslü köşeler…

Lviv 34

Galiçya-Volinya Prensi Danylo Halytsky’nin kurduğu söylenen bu şehre prens oğlu Leo’nun adını vermiş. Rusça’da Lvov, Ukraynaca’da Lviv kelimesi aslan anlamına geldiğinden şehirde aslanlı heykellerin oranı da oldukça fazla.

Lviv 7

Özellikle şehrin merkezindeki binaların kenarları bile çeşitli figürlerle süslenmiş.

Lviv 8

Tarihi dokunun çok iyi korunmuş ve çok iyi restore edilmiş olduğu göze çarpan ilk unsur.

Lviv 35

Bu korunmuşlukla birlikte, sokaklara görsel açıdan da estetik katan bir ekip var ve bu ekip sürekli bir şeyleri dizayn ediyor gibi. Bu durum şehrin sokaklarını gezerken, açık hava müzesindeymişsiniz ve hiç bir ayrıntıyı kaçırmamalıymışsınız gibi hissetmenize neden oluyor. Ben çok keyif aldım.

Lviv 9

Lviv’de sokaklarda o kadar fazla irili ufaklı sanat eseri ve sanat eseri diyebileceğimiz güzellikte objeler var ki, (yukarıdaki fotoğraf gibi) şehirde görsel olarak doyuyorsunuz. Aşağıdaki videoda  da House of Legends adlı binanın ünlü cephesini görebilirsiniz.

Bizim şehircilik anlayışımız ile Avrupalının şehircilik anlayışı arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Biz tarihi şehirlerimizi bile özensiz ve estetikten yoksun binalarla, insanların yaya olarak gezmesi gereken yerleri taşıtlarla, sokaklarımızı çirkin tabelalarla boğuyoruz. Oysa Avrupa’nın normal şehirleri bile düzenli yerleştirilmiş sanatsal objelerle ve binaların yapısı ile korunuyor. Hele, şehir tarihi bir dokuya sahipse… Misal Prag. Sadece resimleri inceleyin söylemeye çalıştığım şeyi daha iyi anlayacaksınız.

Lviv 15

İkinci güne şehre tepeden bakan bir noktadan başlıyoruz. Bu nokta şehrin yüksek yerlerinden ve tüm şehri yukarıdan görüyor. Ayrıca buraya çıkış tam bir doğa yürüyüşü gibi.

Otobüsten tepe noktasına 10 dakikalık yürüyüşümüz esnasında etrafımızdaki heykeller dikkatimi çekiyor. Bilgim yok maalesef ama dini objeler olduğu kesin.

Lviv 10

Tepeden şehrin görünüşü çok etkileyici değil. Şehrin içi tepesinden daha göz alıcı ise de tepe noktasının güzel kısmı yeşillik ve ağaçlık olması. Bu noktadan çektiğim fotoğraflar pek başarılı değil fakat birini daha anlaşılır olması için ekleyelim.

Lviv 11

Tepeden inişi yaya olarak yapmayı tercih ettik. Otobüsümüzü bırakarak şehrin dışından merkeze doğru yürüyüşümüz esnasında şehrin arkalarda kalmış sokaklarını da gezme şansı bulmuş olduk.Bu rota içinde benim için en güzel kısım, eski kitapların satıldığı alan oldu.

Lviv 20

Lviv’in ilk matbaasını kuran İvan Bodaroviç’in heykeli etrafında toplanan satıcı ve alıcı kitap severler, bizim sahaflar tadında.

Kitap alanının yakınlarında Meryem’in Yükselişi Kilisesi (Assumption Church) tarihi bir değere ve Romanesk tarzı diye adlandırılan çan kulesi ile de görsel bir güzelliğe sahip. Aslında yapının bulunduğu alan bir kompleks ve içinde farklı yapılar mevcut.

Lviv 21

Rehberimizin eşliğinde Lviv’in meşhur Kültür Mirası Rynok (Pazar) Meydanı”na yürüyoruz. Yürüyüşümüz esnasında ara bir sokak ve dükkan örneği aşağıdaki gibi.

Lviv 22

Meydan ile ilgili yazımızın üst kısmında kısa bir bilgi vermiştim. Hakikaten gördüğüm en güzel korunmuş ve restore edilmiş yerlerden biri.

Lviv 32

Pazar (Rynok) Meydanının dört köşesini 4 Mitolojik heykel Diana, Neptün, Adonis ve Amphitria heykelleri süslüyor.

Lviv 31

Tam ortasında ise restorasyonu tamamlanmış belediye binası var.

Lviv 5

Meydana çıkan sokaklar arnavut kaldırımı taşları ile döşenmiş ve temizliğine çok önem verildiği belli oluyor. Belediye binasını merkez aldığımızda etrafındaki tüm binalar restorasyon geçirmiş ve hala geçiriyor.

Lviv 37

Meydanın en önemli yapılarından biri de Barok,Gotik ve Rönesans mimarisinin birleşimi Latin Kilisesi (The Latin Cathedral). Ortaçağın en önemli yapılarından biri. Ben gezerken içeride ayin vardı, kenardan sessizce izledik. İçeride fotoğraf çekilmesini istemiyorlardı, çekmedim. Dışarıda da çekmediğimi daha sonra farkettim :) Sadece şu vasat resim var elimde.

Lviv 38

Meydanla ilgili tek tek her ayrıntıyı verme şansım maalesef yok ama gezebildiğimiz kadarı ile Rynok Meydanı kabaca budur. Fakat şunu söyleyebilirim tüm binalarının değişik bir hikayesi var. Bazılarına girilip en üst katına kadar çıkılabiliyor. Benim böyle bir şansım olmadı.

Artık yorulduk ve yemek saati geldi. Öğle yemeği için tur firmamiz Darwin restoranı tercih etmiş. Cok leziz bir balık ve çok iyi bir Massandra kırmızı şarabı içtik. Tercih ederseniz memnun kalırsınız. Restoranı bulmak çok kolay, çok ünlü Oil Lamp Restaurant and Muse’ün hemen yanında.

lviv 25

Lviv bu konuda kafeleri ile ünlü olduğu kadar restoranlarıyla da kayda değer bir şehir. Sizler tercihinizi, çok başarılı bulduğum Ukraine All About U sitesini inceleyerek yapabilirsiniz.

Burada Ignacy Lukasiewicz’e de kısaca değinelim. Modern anlamda gaz lambasının keşfini, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz binada yani Lviv’de yaptığı söyleniyor.

Lviv 26

Buraya gelen herkesin yaptığını doğal olarak ben de yaptım.

Lviv 27

Öğle yemeğimizin ardından şehri gezmeyi sürdürdük, kiliselere girdik, sokaklarını gezdik. Dükkanları inceledik.

Lviv 28

Lviv beğenilmeyi hakeden bir şehir olarak tüm güzelliğini sunuyor size.

Lviv 23

Yukarıdaki fotoğraf Lviv’in meşhur çikolata dükkanının cephesi. 2014 yılından sonra belediye kararı ile kaldırılacakmış. Belediye dış cephelerde tarihi olmayan hiç bir yapılaşmaya müsaade etmiyor dediler. Lviv’e gittiğinizde buraya uğramanızı ve en üst katında kahve içip, çikolata yemenizi öneririm.

Lviv 24

En üst kata çıkış merdivenleri sizi de büyüleyebilir.

Üçüncü ve son günümüzde, sabah otobüsle hızlı bir şehir turu atıyoruz. Özellikle Aziz George Katedrali (St. George Cathedral) görülmeye değer. Yunan katolik katedrali, rokoko tarzı mimarisi ile şehre tepeden bakıyor.

Lviv 16

Ermeni Katedrali (The Armenian Cathedral) şehrin bir diğer görsel değeri. 1500’lu yıllarda yapılmış. Ağırlıklı Gotik tarz kullanılmış.

Lviv 29

Bu kilisenin şöyle bir hikayesi var, Osmanlı şehri kuşattığı zaman kulesi yıkılıyor. Orijinal çan kulesi 1571 yılında yapılmış. Yıkıldıktan sonra 19. yy’da aslına uygun olarak restore edilmiş.

Son olarak  Aziz Kilisesi (The Church of Sts. Olha and Elizabeth) 1911 yılında yapılmış. Roma ve Yunan Katolik kilise örneği.

Lviv 17

Lviv’de son gün öğle yemeğimizi, şehrin dışına Sovyetler zamanından kalma kahve ve bira tadımı için gittiğimiz Galician Restoranda yiyoruz. Turumuza bu restoranda yemek dahil olduğundan, yemek fiyatlarını bilmiyorum ama duyduklarım doğru ise şehrin en pahalı restoranı burasıymış. Pazarlık yapmadan, fiyat öğrenmeden sakın bir şey yiyip içmeyin dediler.

Bu bölge madenler gibi bir yapı içerisinde değişik bir atmosfer. Ben çok kasvetli bulduğum için beğenmedim.

Öğleden sonra Svoboda Meydanına geliyoruz. Avrupa’nın en güzel opera binalarından biri Svoboda meydanında, The Lviv Theatre of Opera and Ballet.

Lviv 30

Bina muhteşem mimarisi ile Ukrayna’nın da simgelerinden biri, dışı kadar içerisi de mükemmel işlenmiş bir yapı.

Lviv 12

Özellikle damat ve gelinler günün her saati burada. Opera’nın içini 10 grivna (yaklaşık 2,5 TL) vererek gezebiliyorsunuz.

Meydanın üzerinde Ukrayna’nın milli kahramanı Shevchenko’nun heykeli bulunuyor. Meydanın etrafı restore edilmiş sokak ve binalar ile Rynok Meydanına bağlanıyor.

Gece Hayatı

Lviv’in gece hayatı için her ne kadar canlıdır derlerse de, Ukrayna’nın diğer şehirlerindeki dev disko, kumarhane, karaoke konsepti bu şehirde yok. Ben özellikle son gece yemek yediğimiz Fashion Clup‘ı beğendim. Burası saat 22:00’ye kadar restoran olarak hizmet verdikten sonra alt katın orta alanı boşaltılarak disko bar oluyor. Bileğinize bir kağıt bant takılıyor ve kalabiliyorsunuz. Bu bant 100 grivna (25 TL). Ust katta karaoke bar var. Rynok Meydanında bulunan mekan çok büyük bir yer değil.

Diğer çok bilinen bir disko bar ise Metro Clup. Gidenler çok kalabalık olduğunu söyledi. Ben gitmedim. Merkeze 10-15 dakika mesafede.

Merkezdeki diğer bir bar ise buraya gelen herkesin dilinde olan sado-mazo kafe (Masoch Cafe). İçeride kırbaçları ile gezen kızlar var. Sabah bir şey olmuyor ama akşam saatlerinde içeri girip çıkarken kırbacı yiyorsunuz. Yiyen arkadaşım oldu, ben kapısındaki Leopold Ritter von Sacher-Masoch heykeli ile ilgilenmeyi tercih ettim. Merak da bir yere kadar sonuçta.

Gece gezmelerine düşkünseniz ve şehrin gündüz gezmeleri sizi yormuyorsa, buradan bilgi alabilirsiniz.

Son Söz

Lviv için duyduğunuz efsaneleri unutun. Özellikle %65’i kadın efsanesi gerçek dışı, böyle bir durum yok.

Türk lirası Ukrayna parasına göre 4 kat değerli, bunun ne kadar büyük bir avantaj olduğunu alışverişlerinizde göreceksiniz. Alışveriş için normal dükkanları, marketleri tercih ederseniz daha az ödersiniz. Turistlik bölgeler daha pahalı olabiliyor.

İçiniz de rahat olsun, hiç bir dükkan sizi kazıklamaya çalışmaz ve yüksek fiyat çekmez. Bu barda da böyle, kafelerde de böyle.

Taksi kullanabilirsiniz ama net söylüyorum mutlaka pazarlık yapın 50 grivna diyorsa 25 veririm deyin. 25 olmasa da 30’a gidersiniz.

Ukrayna’ya Dolar veya Euro ile gitmeniz iyi olur. TL’yi bozacak yer bulamayabilirsiniz. 1 $ = 8 Grivna, 1 € = 10 Grivna olarak bozuluyordu.(Edit 28.03.2015: bugün şöyle bir bakayım dedim, değişen siyasi durumlardan sonra  1 $ = 21 Grivna, 1 € = 23 Grivna olmuş, 100 dolarınız var ise 2100 grivna alacaksınızki ye ye bitmez :))

Paranızı varsa otelinizin döviz bürosunda ya da havalimanında bozdurun, diğer yerlerde kur farkı çok olabiliyor.

Ukrayna’da İngilizce  az biliniyor. Rusça tek hakim dil. Lviv’de İngilizce ile anlaşma olasılığınız gençlerle var. Üst yaş grubu bilmiyor. Taksiciler de genellikle çat pat seviyesinde.

Lviv 18

Lviv beni büyüledi diyebilirim. Özellikle İstanbul’da yaşayan biri için başka bir şehri beğenmek neredeyse imkansızdır. İstanbulumuz bir yana Lviv’i görmek ve 3-4 günü bu şehirde geçirmek benim gibi sizleri de memnun edecektir.

Barış, Kasım 2013

Samos (Sİsam)

Her yaz Ege’de tatil yaparız. Bu yaz da tatil planımızı yaparken en çok sevdiğimiz Fethiye veya Datça’dan birini seçecektik. Buralarda uygun fiyatla kalıp her gün bir koya gitmek iyi bir alternatif. Ancak Datça Palamutbükü’ndeki düzgün bir bungalowun gecelik oda-kahvaltı 200 TL olan fiyatını öğrenince farklı bir rota yapmaya karar verdik.

Hazır vizemiz varken ve Halkidiki‘de 8 €’ya leziz ahtapotlar yemişken, Ege sahillerimize yakın yunan adalarında fiyatlar nasıl diye araştırmaya başladık. Nedense aklımıza ilk Samos geldi. Gerçi sonradan diğer adalara da biraz bakındık ama Samos hakkında okuduklarımız ve en önemlisi oda fiyatlarını gördükten sonra Samos seyahatini planlamaya başladık. Çok da iyi yapmışız. İyi ki Samos’a gitmişiz.

Adanın ismi Samos. Türkçe’de Sisam adası olarak geçiyor. Biz Samos demeyi daha çok sevdik.

samos-yukaridan

Nasıl gittik, ne kadar para harcadık, neler yaptık, neler yedik, nerelerde kaldık hepsini burada anlatacağız. 8 gece 9 gün süren bu Samos tatili bizim çok hoşumuza gitti. Umarız sizler de beğenirsiniz. Ama baştan uyaralım, epey uzun bir yazı oldu. Çok detaylı oldu ama meraklısının işine yarayabilir. Aşağıdaki konu başlıklarına tıklayarak ilginizi çeken kısıma hızlıca gidebilirsiniz.

Tatil Planlama

Samos’a gidiş

İlk iş Samos’a nasıl gidileceği. Kuşadası’ndan adaya yaz mevsiminde her gün feribotlar gidiyor. Feribot diyorlar ama araç almıyor. Aslında İstanbul’daki boğaz ve ada motorları kadar tekneler. 250 kişi kadar alıyorlar. Meander Turizm’in teknelerinden bahsediyorum. Bir de yunan teknesi var, hafif deniz otobüsüne benziyor ama o da aynı büyüklükte bir tekne aslında. Meander teknesi sabah 9’da gidip akşam 5’te dönüyor. Yunan teknesi de akşam gidip sabah dönüyor. Biz sabah gidip akşam dönerek adada ekstra bir gün kazandık. Tekneler adanın başkenti olan Samos şehrine gidiyor. Samos’a Vathi de diyorlar, aslında iç içe geçmiş iki kasaba.

Feribot biletini internet üzerinden aldık. Gayet kolay oldu ve bilet aldığımız firmanın müşteri ilişkisi de gayet iyiydi. Bir sürü soru sorduk, tümüne cevap aldık, bir de önce 7 gece düşünürken son anda 8 gece kalmak için dönüş günümüzü değiştirdik, hiç sorun çıkarmadılar. Bu değişikliği daha tatil başlamadan yaptık gerçi ama yine de çok yardımcı oldular. Aegean Tour Travel adlı firmanın web sitesi http://feribot-seferleri.com/ . Gidiş dönüş kişi başı 55 € bilet ücreti var. Tüm liman vergileri dahil. Size bir tek yurtdışı çıkış harcını ödemek kalıyor.

Konaklama

Ulaşımı çözdükten sonra adada nerede kalacağımıza karar vermemiz gerekiyordu. Bu iş için booking.com üzerinden otel bulmak işin en kolay yanı. Asıl mesele nerede kalınacağını seçmek. Samos adası ufak tefek bir ada değil. Google maps ile baktığımızda ve biraz araştırdığımızda çok sayıda alternatif kasaba olduğunu gördük. Ancak öncelikle adaya indiğimizde kolayca otele yerleşmek için ilk 3 gece Samos şehrinde kalmaya karar verdik. Bir çok oteli inceledik ve özellikle Türk misafirlerce çok olumlu yorumlar almış olan Cleomenis Hotel‘de karar kıldık. Oda-kahvaltı gecelik 45 €. Şimdiden Türkiye’den daha ucuza gelecek gibi görünüyordu bu tatil.

İlk oteli ayarladıktan sonra diğer günlerde nerede kalmamız gerektiğini araştırmaya başladık. Samos adanın kuzey tarafında kalıyor. İkinci otelin güneyde olması gerektiğini anlayınca bu tarafı incelemeye başladık. Güneyin en kalabalık kasabası olan Pythagoreio’yu (kolaylık olsun diye bundan sonra Pisagor diyeceğim) inceledik ama sonra buranın kalabalık olabileceğini düşünerek Pisagor’a yakın küçük bir köy olan Ireon’da karar kıldık. Oraya buraya baktıktan sonra Paris Beach Hotel‘de karar kıldık. Burası daha da uygundu, oda-kahvaltı gecelik 33 €. 3 gece de buraya rezervasyon yaptık.

Son 2 gecemize ise adayı iyice gezip tanıdıktan sonra orada karar veririz diye rezervasyon yapmadık.

Adada Ulaşım

Samos’ta toplu ulaşım pek gelişmiş değil. Aslında her yerde otobüs durakları var ve yollarda da bir çok otobüs var ama pek tavsiye eden yok. Bizce de adayı iyice keşfetmenin en iyi yolu araba kiralamak. Adada scooter ile gezen yüzlerce kişi var ama biz hem otel değiştireceğimiz için, hem de sağa sola giderken rahat edelim diye araba kiralamaya karar verdik.

Adadaki en gelişmiş sektörlerden biri araba kiralama işi. En ufak köyde bile araba kiralanabiliyor. Biz uzun süreli kalacağımız için ve feribottan inince bir arabaya ihtiyacımız olacağı için gitmeden önce arabamızı rezerve etmek istedik. Küçük bir google araması ile rahatça bir çok araba kiralama firmasına ulaşabiliyorsunuz. Web siteleri de epey gelişmiş. Online fiyat verenler de var ama “not bırakın size teklif verelim” tarzı firmalardan daha iyi fiyat geliyor.

Türkiye’den günübirlik veya bir iki gece kalmalı gelenler için günlük araba kiralarının 40 € civarı olduğunu öğrenmiştik. Küçük arabalardan bahsediyoruz tabi. Biz bir haftadan fazla kiralayacağımız için pazarlık ederek daha iyi fiyat almayı hedefledik ve başardık da.

Samos’ta araba kiralama işinde garip bir süre hesabı yapılıyor. 24 saat bir gün sayılmıyor. Aksine her gündüz bir gün sayılıyor. Bu da sanırım feribot saatleri dolayısıyla böyle yapılmış. Şöyle ki, bugün sabah 11’de arabayı alıp yarın sabah 11’de geri verecekseniz normalde bir tam gün sayılması gerekirken Samos’ta iki gün sayıyorlar. Dikkat edilmesi gereken bir detay, yoksa bir gün fazla para ödeyebilirsiniz. Biz bir kaç mail sonrası ilk gün sabah 11’de alıp, 8 gece geçirip, 9. gün akşam 4’de arabayı vermek üzere toplam 250 €’ya Hermes Rent a Car‘dan Stefanos ile anlaştık. Standart gün hesabına da garip Samos hesabına göre de çok iyi bir fiyat.

Araba meselesi çok uzun sürdü ama bir detay daha var, eğer arabayı Samos merkezdeki bir firmadan kiralamazsanız, hem parayı ödemek hem de arabayı teslim etmek biraz zahmetli olabiliyor. Stefanos Samos’ta olmadığı halde zamanımız çok olduğundan bizim için sorun olmadı ama bir-iki günlük kiralamalarda zaman kaybı yaşanabilir.

Adada geçirdiğimiz 9 günde 500 km yaptığımız kırmızı Hyundai Getz’imiz de aşağıda. 9 günün sonunda epey tozlu tabii.

samos-araba

Evet, hazırlıklar böyle. Tatil planlandığına göre artık tatili yaşamaya başlayabiliriz.

Tatil Başlasın

Feribotumuz Kuşadası’ndan sabah 9’da kalkacağından, İstanbul’dan gece çıkıp sabah varmak bir alternatif. Ama çok yorucu olacağından biz bir gün önceden gidip şehir içinde ucuz bir otelde bir gece kaldık. Sabah aramamak için akşamdan Meander Turizm’in ofisini bulduk. Liman’ın girişine yaklaşık 50 m. kala sağda dışarıdan merdivenle çıkılan ikinci katta bir ofis. Bulması kolay. Ama akşamdan işlem yapmadılar. Sabah 8’de gelmemiz gerektiğini söylediler.

Aklımızdaki diğer bir soru da arabamızı Kuşadası’nda 9 gün için nereye bırakabileceğimizdi. Limana yakın bir takım otoparklar olduğunu duymuştuk. Hatta belediye’nin katlı otoparkı varmış, belediyenin sitesindeki zorla bulunan bilgiye göre gecelik 13 liraya araba bırakılabiliyormuş. Ancak biz kalacağımız oteli ayarlarken otel sahibine arabayı bir hafta için otelde bırakmak istediğimizi baştan söylemiştik. Otelin önü de gayet güvenli olduğundan rahatça arabamızı bırakıp taksi ile sabah 8’de Meander ofisine geldik.

Meander’in ofisi epey kalabalıktı. Bizim biletimize her şey dahil olduğundan, sıra bize gelince boarding pass’lerimizi aldık. İstanbul’da e-mail ile gelen biletimizden bir çıktı almış olduğumuzdan sorunsuzca işlemler yapıldı, gidiş dönüş kartlarımızı aldık. Diğer boarding alanlar kişi başı 10 € gibi ilave paralar verdiler. 8 buçuk gibi biletler elimizde limana geçtik.

Yurtdışı çıkış harç pulu limanda alınabiliyor. Bizim yanımızda vardı, direk pasaporta geçtik. Sonrasında limanda bekleyen teknemize geçtik. Burada önemli bir detay var. Kuşadası çıkış duty free mağazasındaki satıcı arkadaşlar size içki ve sigara satmaya çalışıyorlar. Alın, yanınızda dursun, otelde bırakırsınız diyerek ikna etmeye çalışıyorlar. Ancak sonradan yunan tarafı gümrük kontrolünde gördük ki, yunan gümrükçüleri çantaları açtırarak yanınızda içki veya sigara olup olmadığına bakıyorlar ve bazı yolcular bu konuda sıkıntı yaşadı. İyi ki biz almamışız. Zaten sonradan gördük ki Kuşadası giriş gümrüğünde sigara çıkışa göre daha ucuz. Çünkü Samos çıkış duty free çok ucuz.

Bundan sonrası 1,5 saat kadar süren bir tekne yolculuğu ve Samos limanına giriş. Samos limanı küçücük bir bina. Giriş işlemleri uzun sürebiliyor. Kuyruk uzun olduğunda dışarıda güneş altında sıra beklememek için gemi yanaşmadan çıkışa doğru yaklaşıp sıraya önden girmek lazım. Biz bu şekilde yapıp 15 dakikada dışarıya çıktık.

Çıktığımızda Hermes rent a car’dan Pepe bizi bekliyordu. Limanın içindeki otoparktan arabamızı bize teslim etti. Hermes’in ofisi adanın güney batısında Marathokampos civarında olduğundan, eğer ödeme yapacaksak oraya gitmemiz gerektiğini söyledi. Nakit ödeyecek olsak alırdı herhalde ama kredi kartıyla ödeyeceğimizi rezervasyonda söylemiştik. Bu durumda 1 saat yol gidip parayı ödememiz gerekiyordu. Ancak beklenmedik bir şekilde, Pepe parayı sonra ödeyebileceğimizi, arabayı alıp gidebileceğimizi söyledi. Bunu duymak bizi şaşırttı çünkü bir kağıt parçasına bir imza ile bize arabayı verdi ve gitti.

Arabamızı alınca limana çok yakın olan otelimizi bulduk. Check-in saatinden önce gelmiştik ama odamızı 10 dakikada hazırladılar. Cleomenis Hotel’i bir aile işletiyor. İki kardeş Timos ve Joanna her noktada güleryüzle size yardıma hazırlar. Joanna odamızı hazırlatırken Timos da bir ada haritası üzerinde nerelere gidelim, nerelerde yiyelim diye tavsiyelerde bulundu.

Odamız denize bakıyordu. Küçük bir balkona ve aşağıda gördüğünüz harika manzaraya sahipti.

samos-cleomenis

Otelden görülen plaj Gagou Beach. Şehir içinde kalanların yürüyerek ulaşılabildiği için çok tercih ettiği, taşlık bir plaj. Bir kez akşam üstü buradan denize girdik, fena değildi. Ayrıca epey kalabalık olduğunu söylemek lazım. Aslında girmedik dememek için girdik, çok da gerekli değildi.

Cleomenis Hotel’in kahvaltısında beyaz peynir, iki çeşit reçel, bal, salatalık, domates, meyve suyu ve çocuklar için ıvır zıvır var. Zeytin yok. Ayrıca her sabah yoğurt, tost ya da Türk kahvesi isteyip istemediğinizi soruyorlar. Yoğurtları çok lezzetli, kaşarlı tost güzel, Türk kahvesi ise aslında grek kahvesi ama gayet lezzetli. Otelde saç kurutma makinesi yok ama istersek Joanna’nın makinesini vereceklerini söylediler.

Otel çok temiz ve rahat. Çarşaf ve havlular mis gibi, güzel soğutan bir mini buzdolabı var. Duşu perdeli ve biraz dar hissettiriyor. İşletmeciler çok ilgili, sıcak, nazik, yardımsever ve tam gereken mesafede duran insanlar. İnternet sadece resepsiyon bölgesinde var, odada çekmiyor. Gece balkon kapısı açık yattık, aşağıdaki plajdan dalga sesleri bize kadar geliyordu. Çok rahat 3 gece geçirdik.

Sonraki 3 gecemizi geçirdiğimiz Paris Beach Hotel, Ireon’da. Ireon’a gitmek için Pisagor’u geçiyorsunuz, havaalanı yoluna giriyorsunuz, havaalanından 5 km kadar ileride köye giriyorsunuz. Düzenli bir köy. Yeni yapılanmış olduğu belli. Yakınında tarihi eserler olan bir bölge var. Paris Beach Hotel maalesef deniz kenarında değil ama denizin bir sokak üstünde. Derli toplu bir tesis. Odaları gayet yeterli, geniş bir balkonu var, banyosu eski biraz, klimalı, rahat yataklı. Buzdolabı mevcut. Saç kurutma makinası odalarda yok ama resepsiyondan istedik ve konaklama boyunca bizde kaldı.

Paris Beach’in kahvaltısı pek yeterli değil. Biraz kaşar peynir, hazır reçel ve tereyağ, salam mevcut. Biz ilk günden sonra karşıdaki marketten peynir ve domates aldık, buzdolabımız da olduğundan kahvaltıya indirip yedik, rahat ettik. Bu otelde 2 gece geçirdikten sonra bu tarafı beğendiğimiz için son iki geceyi de uzattık ve toplam 5 gecemizi burada geçirdik. Güleryüzlü ve yardımsever işletmecileri vardı.

Otellerimizi de anlattığımıza göre, adım adım anlatmayı bırakıp konu başlıklarına göre devam edeceğiz. Ama cep telefonu konusundan bahsedelim önce. Ada Türkiye’ye çok yakın olduğundan bir çok yerde Turkcell çekti. Vodafone ve Avea da şebeke listesinde görünüyordu, muhtemelen çeker. Samos merkezde çekmiyor ama kuzey sahilin yüksek kesimlerinde, doğu sahilde her yerde, güney sahilde ise bazen çekti. Biz 9 gün boyunca bir şekilde dolaşıma girmeden telefonla görüştük ve hatta bir çok yerde 3G interneti kullandık. Zaten neredeyse her yerde ücretsiz kablosuz internet olduğundan, rahatça haberleşebildik.

Plajlar

Adanın her tarafında çok güzel plajlar var. Her gün bir plaja gittik. İki kez gittiklerimiz de oldu ama neredeyse her tarafta denize girme şansımız oldu. Bir yerden sonra keşfetmeyi bırakıp bildiğimiz yerlere tekrar gitmeye başladık ve tekrarladığımız plajlar en sevdiklerimiz oldu.

Samos’ta plajlar bizdekinden farklı. Hiç bir plaja girerken para istenmiyor. Otoparklar da bedava. Sevilen plajlarda şezlong, şemsiye, duş, tuvalet ve kabin bulunuyor. Eğer yanınızda şemsiyeniz varsa adanın her yerinde rahatça denize girebilirsiniz. İki şezlong ve bir şemsiye için istedikleri para 5 €. En pahalı yerde ise 6 €. Bazı yerlerde deniz kenarı tavernalarının kendi şezlongları var. Bunlardan para istemiyorlar ama bir şeyler yiyip içiyorsunuz. Aslında isterseniz içiyorsunuz çünkü gelip de soran kimse yok. Paralı yerlerde de bir ara birisi gelip parayı kibarca istiyor. Tepenizde dikilen satıcılar yok anlayacağınız.

Gittiğimiz sıraya göre plajları anlatalım.

Livadaki

Samos’tan kuzeye doğru, yani feribotun geldiği tarafa doğru giden yolu takip edip, küçük yarımadanın diğer tarafına geçiyorsunuz. Agia Paraskevi’ye gelmeden az önce sola giren toprak bir yoldan bir kilometre kadar gidince Livadaki’ye ulaşıyorsunuz.

samos-livadaki

Gördüğünüz gibi dağların arasında kalmış müthiş bir koy. Plaj ve dibi kum. Ancak biz gittiğimizde çok rüzgarlıydı. Deniz korunaklı olduğundan fazla dalga yok ama plaj vadi içinde kaldığından rüzgar kıyıda epey rahatsız ediciydi. Bu plajın resimlerine gitmeden önce çok bakmıştık ve gitmek istemiştik ama yorucu seyahatin ardından bu rüzgarda kalmak istemediğimizden burada denize giremedik. Rüzgarsız bir günde harika olacağından eminiz.

Agia Paraskevi

6-7 aile şeklinde yaklaşık 20-30 kişinin olduğu, sakin bir plaj. Plajdakiler belli ki köy halkı. Aralarında konuşuyorlar, hepsi birbirini tanıyor, çocuklar beraber oynuyor.

samos-agia-2

Sahilde 10-15 şezlong ve 8-10 tane plastik sandalye var. Şemsiye yok ama ağaçlar şemsiye görevi görüyor. Bu ağaçlardan neredeyse her plajda görebilirsiniz. Sanki bilerek dikilmiş gibi hepsi olgun ağaçlar ve gölgeleri plaja düşüyor. Şezlonglar için kimse para istemedi. Biz önce birer sandalyeye oturduk sonra şezlong boşalınca güzel bir ağaç altına yerleştik.

samos-agia-3

Plajın hemen arkasında 2-3 tane taverna var. Bunlardan birindeki yaşlı bir amcadan iki frappe aldık, toplam 3 €. İşin güzel yanı, plajdan Turkcell çekiyordu. Hatta 3G çekiyordu. Telefon görüşmelerimizi bile yaptık. Arada kesilse de, ilk günden sanki Türkiye’deymiş gibi rahat ettik. Kitabımızı okuduk, instagram’a fotoğraf yükledik. Şahaneydi.

Gelelim denize. Plaj küçük çakıl taşlı. Deniz ayakkabısı gerekmiyor. Deniz tabanı ise girişte çakıllı sonrası kum. Şnorkellerimizi takıp denize dalınca müthiş bir denizle karşılaştık. Çok uzun bir görüş mesafesi olan pırıl pırıl bir deniz. Bir çok balık, çok az bitki ve sol taraftaki kayalık bölge bizi çok sevindirdi.

samos-agia-1

Plajın sağ tarafındaki korunaklı nokta doğal bir balıkçı barınağı olmuş. Plaj kısmı 3-4 metre kadar ama çok rahat ve huzurlu bir plaj. Bizden başka turist olmadığını yerli halkın bize bakışlarından anladık. Burası henüz fazla kişinin keşfetmediği sakin ve huzurlu bir plaj.

Sidera

Adanın güney doğu tarafında. Bu tarafta Kerveli, Sidera, Posidonio ve Klima koyları var. Samos’tan Pisagor’a giderken kesinlikle kaçırmayacağınız 8 şeklindeki çift göbekten Paleokastro köyüne doğru dönüyorsunuz. Köyü geçtikten sonra ilk olarak Kerveli koyuna bir kavşak var. Bir kere gittik, Agia Paraskevi’ye benzeyen ağaçlı bir plajı var. Biz gittiğimizde çok kalabalıktı geri döndük.

Yola devam edip Posidonio’ya varmak üzereyken sola doğru Sidera tabelasını gördük.

samos-sidera-2

Merakımızdan girdik ve sadece 2 turist kadın, bir araba, bir de motorsiklet olan müthiş bir koyla karşılaştık. Burası bir plaj değil. Şezlong ya da şemsiye yok. İki tane ağaç var, onların altı da doluydu. Hemen arabamızı park edip kendimizi suya attık.

samos-sidera-3

Buranın da plajı küçük çakıl. Ama denize girişte büyük taşlar başlıyor ve deniz de kayalık. Deniz ayakkabısı işe yaradı. Çok temiz ve pırıl pırıl bir deniz. Muhakkak gidip denize girmek lazım ama zaman geçirmek için ideal değil. Biz denizdeyken iki üç araba daha geldi. Bu arada denizden dalgıç kıyafeti ve zıpkınıyla bir adam çıktı. Meğerse motorsikletin sahibiymiş. Torbasında bir çok balık vardı.

samos-sidera-1

Biz gölge bulamadığımızdan burada kalmadık. Tam çıkacakken yerli olduğu çok belli olan bir amca, en az 30 yaşındaki arabasıyla geldi, arabayı camlar kapılar açık bıraktı, hop denize daldı. Biz giderken hala denizdeydi. Eminim her gün gelip serinleyip gidiyordur.

Posidonio

Burası Türkiye’ye en yakın köy. Güzelçamlı’nın karşısı neredeyse. Geniş ve korunaklı bir koy, bir çok yat parketmiş durumda. Adanın hiç bir yerinde bu kadar yat görmedik. Vardır bir hikmeti.

samos-poseidon-2

Kıyıda bir kaç taverna var. Deniz kum ve sığ göründü. Sidera’dan yeni çıktığımız için ve Klima koyunu merak ettiğimiz için burada denize girmedik. Ama köyden çıkıp Klima plajına gitmek için yukarıya çıktığımızda şu muhteşem manzarayla karşılaştık.

samos-poseidon-1

Arkadaki dağlar Türkiye. Turkcell tabii ki çekiyordu, instagram‘a bir resim daha gönderiverdik.

Klima

Posidonio’ya inerken sağda, bizim gibi çıkarken solda Klima tabelası var. Bu yolun sonunda harika bir plaja geliyorsunuz.

samos-klima-2

Girişte sol taraftaki tavernanın adı Kaduna. Taverna Kaduna’nın kendi otoparkı var ve şezlong, şemsiye ve duş ücretsiz. Elbette gölge ağaçları yine var ama öğleden sonraya kadar gölge yapamıyorlar ve şemsiye gerekiyor. Plaj iri taşlardan oluşuyor. Deniz ayakkabısı olmadan denize girmek zor oluyor. Denize girdikten sonrası kum ve şnorkel için müthiş bir yer. Yine uzun bir görüş mesafesi, sol tarafta kayalıklar, bol balık, az bitki.

samos-klima-1

Taverna Kaduna’nın ahşap bir iskelesi var. İlk gittiğimizde bir yat bağlıydı. İkinci gidişimizde iki yat daha gelmişti ve üçü de Türk tekneleriydi. Türklerin çok geldiği bir yer olduğu belli ve konuşurken dikkat etmek gerekiyor. Taverna’nın şahane yemeklerinden ileride bahsedeceğiz ama yemek yerken kablosuz internet şifresini de aldıktan sonra bu plajda zaman geçirmek çok keyifli oldu. Turkcell plajın sağ tarafında çekiyor ama Kaduna tarafında ara sıra çekiyor, çok da sağlıklı değil. İki kez gittiğimiz bu plajda çok rahat ettik. Deniz ayakkabısıyla uğraşmadan iskeleden denize atlamak çok keyifli ama çıkarken yine de terlik gerekiyor. Birisi önden çıkacak mecburen.

Kokkari

Samos’tan batıya giden yol sizi adanın kuzey sahillerinin tümüne götürüyor. Yol sahilden gidiyor. Müthiş manzaralar ve koylar eşliğinde seyahat ediyorsunuz. Kuzey taraf daha çok rüzgar alıyor. Bu nedenle bu tarafta korunaklı koylar birer plaj olmuş. Samos körfezinden çıkınca Kedros Beach’i göreceksiniz. Buraya girdik ama rüzgar fazlaydı ve durmadan devam ettik. Biraz daha ilerleyince Kokkari’ye geldik.

samos-kokkari-4

Kokkari bu tarafın en popüler köyü. Bir çok otel, pansiyon, taverna bulunan şirin bir yer. Samos’a göre daha sakin ama daha turistik. Köyün içinde, denize paralel yol üstünde bir park yeri bulduk. Aslında adada en az park yeri Kokkari’de var galiba. Deniz kenarına indik, taşlık bir plajla karşılaştık. Datça, Palamutbükü’nün kalabalıklaşmış hali gibi. Denizi de çok benziyor. Bir çok şezlong ve şemsiye kiralayan var, fiyat 5 €. Diğer yandan burada çok turist var ve genelde bir çok kişi plaja havlu seriyor. Biz de denize girip devam etmeyi planladığımızdan havluları atıp denize daldık.

samos-kokkari-1

İşte tam buradan girdik. Deniz şnorkel ile burada göründüğünden daha güzel. Çok uzun bir görüş mesafesine sahip ve bol balık var. Denizdeki kayanın üstünden atlayan çocuklar çok eğleniyorlardı. Özellikle buranın sağ tarafındaki şu küçük koyda çok fazla balık vardı.

samos-kokkari-3

Rüzgar sakinlediğinden dalga azdı ama yine de denizde bir kaç sörfçü vardı. Sörf yapmak için uygun bir yer Kokkari. Asıl sorun ise denizin soğuk olması. Sanki plajın bu tarafında denizde su kaynağı varmış gibi, özellikle denizin dibi çok soğuktu. Çok fazla vakit geçirmedik ama bir çok güzel restoran ve taverna olan, tertemiz denizi olan çok güzel bir yer.

samos-kokkari-2

Kokkari’den batıya doğru devam ederek Karlovasi’ye gidiliyor. Bu yol üzerinde Kokkari’yi hemen geçince Tsamadou ve Lemonakia gibi bir çok müthiş koy var.

samos-gidilmeyen-plaj-2

Biz bu taraftaki bir kaç köyü ziyaret ettiğimizden ve adanın kuzeyini bitirmek istediğimizden bu koylarda duramadık.

samos-gidilmeyen-plaj-1

Duramadık ama aklımız da bu koylarda kalmadı değil. Yine de daha sonra anlatacağım köylere gittiğimiz için pişman değiliz, deniz her yerde güzel.

samos-gidilmeyen-plaj-3

Potami Beach

Kuzeydeki yolun sonunda Karlovasi kenti var. Burası adanın en büyük liman şehri. Araba ve TIR taşıyan feribotlar buraya yanaşıyor. Yakınlardaki adalara gitmek isterseniz buradan kalkan feribotları kullanmanız gerekiyor. Çok kalabalık bir şehir değil ama epey büyük. Şehrin girişinde bir çok plaj var. Yerli halk şemsiye ve sandalyelerini alıp denize gelmişler. Deniz pırıl pırıl. Ama asıl güzellik yolun sonunda.

Karlovasi limanının içinden geçip devam ettiğinizde tepeye çıkan yolun en sonunda Potami plajına geliyorsunuz. Biz asfalt yolun bittiği yere kadar gittik.

samos-potami-1

Bu plajda turist pek yoktu. Genelde yerli halkın bulunduğu bu plajda şemsiye, şezlong yok. Herkes kendi eşyasını getirmiş. Plaj ince çakıl, giriş biraz taşlı ama girdikten sonrası muhteşem. Biz en soldaki kayalıkların yanından denize girdik.

samos-potami-2

Şu görülen tepenin dibi tam bir şnorkelci cenneti. Bir anda derinleşen bir deniz, bol balık, berrak su. Ama asıl güzellik bu kayanın arkasında. Kayayı takip ederek bir arkadaki koya geçtik. Yol üzerindeki deniz altı çok güzeldi. Ama arkadaki koy inanılmaz güzellikte. Yaklaşık 7-8 metre derinlikteki suyun dibi kum. Su çok berrak. Çok uzak mesafeler görülebiliyor.

Burada bugüne kadar gördüğümüz en büyük levrek sürüsünü gördük. Epey büyüklerdi ve en az 50-60 tane levrek vardı. Maalesef suya girerken sualtı fotoğraf makinamızı yanımıza almamıştık ve fotoğraf çekemedik. Bütün adada girdiğimiz en berrak ve keyifli denizdi.

Psili Ammos

Artık adanın güney tarafındayız. Burası aslında Klima koyunun biraz batısında kalıyor ama aralarında yol yok. Biz buraya Ireon’daki otelimize yerleştiğimiz gün gittik. Pisagor’dan Samos’a doğru giderken, denizden bir kaç kilometre uzaklaşınca sağdan Mykali yoluna giriyorsunuz, bu yolu deniz sağınızda kalacak şekilde takip edin, yolun bittiği yer Psili Ammos. Sağda solda ufak tabelalar görürsünüz zaten.

samos-psiliammos-2

Psili Ammos sahiline kadar arabayla inebilirsiniz. İndiğinizde sol köşedeki restoranın arkasında ücretsiz otopark var. Sahilde bolca şezlong, şemsiye var. Standart fiyat, iki şezlong ve bir şemsiye 5 €. Birden fazla şemsiyeci var, biz girişteki mavi şemsiyeleri kullandık. Duş, kabin ve tuvalet var. Duşu kullanırken dikkat edin, önce suyu biraz akıtın çünkü duş başlığında arılar var ve sokabiliyorlar (başımıza geldi). Sahil tümüyle ince kum ve deniz oldukça sığ. Çocuklar için şahane bir yer. Dilediklerince denizde oynayabilirler, derine gitme riskleri neredeyse yok.

samos-psiliammos-3

Deniz 50 m. kadar gidince derinleşiyor. Kayalık olmadığından şnorkel için çok uygun değil. Ama girişi kum olan bir deniz için oldukça berrak, bol balık var.

samos-psiliammos-1

Karşı dağlar Kuşadası Milli Parkı. Plajın biraz açığında küçük bir ada var. Yüzerek gidilecek mesafede. Ancak adaya giderken ciddi bir boğaz akıntısı var. İyi yüzme bilen için sorun olmuyor ama boşuna enerji harcatıyor. Biz yarı yola kadar gittik, baktık ki deniz dibi renklenmiyor, geriye döndük.

Limnionas

Artık adanın en merak ettiğimiz güney batısına geçme zamanı geldi. Güney doğudaki Pisagor ve Ireon’dan günay batıdaki Marathokampos tarafına geçmek için aradaki yüksek dağları aşmanız gerekiyor. Marathokampos deniz kenarı değil, oraya gitmedik. Ama Kampos Marathokampou, Ormos Marathokampou gibi hemen önünde deniz kenarında bir çok ona benzer yer olduğundan, bu bölgeye biz Marathokampos dedik. Ireon’dan bu tarafa geçmek yaklaşık 45 dakika sürüyor. Keyifli bir dağ yolundan geçiyorsunuz.

Bu taraf turistik bölgelere daha uzak olduğundan daha sakin. Sahiller yüksek Kerkis dağının eteklerinde. Yan yana bir çok plaj mevcut, hepsinin denizi şahane görünüyordu. Hatta bu tarafta da bir Psili Ammos var. Bu da kumsal ama daha kızıl bir kumu var. Biz haritadan Limnionas koyunu gözümüze kestirdiğimiz için oraya kadar gittik. İyi ki de gitmişiz.

samos-limnionas-2

Yukarıda gördüğünüz gibi sakin ve pırıl pırıl bir denizi var. Şezlong fiyatı tipik 5 €. Biz resimdeki kırmızıları kullandık. İleride bir taverna vardı, orası arabaya biraz uzaktı ve bu tarafta kayalık bir kısım olduğu için biz elbette bu tarafı tercih ettik.

samos-limnionas-1

Bu kayalık taraf çok güzeldi. İlk köşenin ardında bir koy daha var. Karşı duvarın altı çok renkliydi. Arada yüzen bir kaç kişi haricinde sessiz, sakin huzurlu bir yer burası. Aslında bu koydan daha ileride bir kaç koy daha var ama biz artık neredeyse her yerde denize girmiş olduğumuzdan biraz dinlenip kitap okumayı tercih ettik.

Bu arada, daha önce Psili Ammos’ta gördüğümüz seyyar meyve satıcısı buraya da geldi. “Very good cherry, cherry is very good” diye hoparlörden seslenen bu amca anladık ki adayı dolaşıyor. Eskiden bizim sokaklardan geçen seyyar satıcıları anımsattı bize. Psili Ammos’ta aldığımız gibi burada da nektar ve kiraz aldık. Kiraz gerçekten çok güzeldi. Meyveler çok lezzetli adada.

samos-cherry

Adanın bu tarafı bize biraz renksiz geldi. Deniz çok güzel ama yol epey uzun. Pisagor tarafından git gel yapılacak gibi değil. Bu tarafta kalmak iyi bir fikir ama biz diğer taraftan memnun kaldığımız için tekrar bu tarafa gelmedik. Dönüşte arabamızı kiraladığımız Stefanos’a uğradık, arabayı aldığımızdan tam 5 gün sonra tanıştık ve kira bedelini ödedik. Büyük rahatlık.

Pappa Beach

İşte adanın bizce en güzel plajı.

samos-pappa-4

Ireon balıkçı barınağını geçtikten sonra asfalt yol bitince soldan yaklaşık 900 m sonra Pappa Beach’e geliyorsunuz. Tabelalar yönlendiriyor. Kayalık bir bölgede teras teras hazırlanmış bir tesis.

samos-pappa-3

İki koydan oluşuyor. Biz ilk koyu tercih ettik. Çam ağaçları altında her çift için neredeyse ayrı bölümler yapılmış. Her şey düşünülmüş burada. Deniz kayalık ve eğer deniz ayakkabınız yoksa kadın ve erkekler için bir çok ayakkabı mevcut. Kullanıp geriye bırakabiliyorsunuz. Deniz yatağı ve palet bile var. Havlu asmak için ipler ve mandallar bile düşünülmüş.

samos-pappa-5

Burada şezlong daha pahalı, 6 €. Her şemsiyenin bir numarası var. İstediğiniz yere oturuyorsunuz. İsterseniz tavernada yemek yiyebilir ya da içeceğinizi alıp yerinize geçebilirsiniz. Sadece şezlong numaranızı soruyorlar. Akşam çıkarken numarayı söyleyip hesabı ödüyorsunuz. İşletmecisi çılgın ve çalışkan bir kadın. Çok eğlenceli bir ekipler. Şarkılar söyleyip oynayabiliyorlar. Her gidene teşekkür ediyorlar, hesabı aldıktan sonra soğuk bir su ve şeker veriyorlar. Adada en keyif aldığımız yer burası oldu.

samos-pappa-1

Bu koyda hep düz taşlar var. Bu taşların her tarafta üst üste dizildiğini görüyorsunuz. Denizin ortasındaki kayalıkların üstü bile taş dolu. Kendinizi tutamayıp siz de taş diziyorsunuz ama mevcutlar kadar güzel yapmak pek mümkün değil elbette.

samos-pappa-2

Deniz çok temiz, kayalık ve deniz ayakkabısıyla girmek lazım. Denizin içi çok renkli ve bol balıklı. Burada küçük bir mürekkep balığı bile gördük. Denizin suyu ılık, bazen Turkcell de çekiyor. Biz burayı çok sevdik ve son iki günümüzü burada geçirdik. Doya doya yüzdük ve dinlendik.

Köyler

Adada bir çok köy ve kasaba var. Bazılarından plajlarda bahsettik. Deniz kenarındaki adaları her türlü görürsünüz. Ancak dağ köylerinden Manolates ve Ampelos görülesi köyler. Manolates’ten herkes bir şekilde bahsediyor ama Ampelos’u biz daha çok sevdik. Bahsetmediğimiz kasaba ve köylerden de biraz bahsedelim.

Samos (Vathi)

Adanın başkenti. Büyük bir körfeze yerleşmiş korunaklı bir limanı var. Sahilde otel ve restoranlar var. Orta büyüklükte bir çarşısı ve mağazaları var. Geceleri restoranlar ve meydanlar doluyor, gündüz sakin. Deniz kenarı ama denizden biraz kopuk. Önündeki liman sevimsiz ve sanki deniz kasabası gibi değil. Deniz yoluyla gelirseniz zaten göreceksiniz.

Pisagor (Pythagoreio)

Pisagor’un doğduğu köymüş. Bizim tatil kasabalarını andıran küçük bir limanı var. Datça limanına benziyor biraz. Kısa bir sahil şeridi var. Limanda bir çok Türk teknesi var. Limanın bir ucundaki Pisagor anıtında neredeyse herkes bir fotoğraf çektiriyor.

samos-pisagor-1

Anıta giderken restoranların önünden geçiyorsunuz. Köyde bol Türk turist var. Sahile dik inen bir sokak var, tüm dükkanlar bu sokakta. Ara sokaklar daha dolmamış. Aralarda bir kaç güzel restoran var ama asıl liman sıra sıra restoran dolu.

samos-pisagor-2

Balıkçı kayıklarının renkleri çok dikkat çekici. Çok sevimli görünüyorlar. Karşıdaki tepede güzel bir kilise ve kale kalıntıları var. Pisagor’un 2 km kadar yukarısında Eupalinos Tünel’i var. Bu tünel antik çağlardan kalma bir su kanalı. Görmeye gittik ama maalesef restorasyona almışlar, göremedik. Umarız siz gittiğinizde açık olur.

Manolates

Daha önce bahsettiğimiz Kokkari’yi geçtikten 8-10 km kadar sonra sola doğru Manolates tabelasını görürsünüz. Sahil yolundan ayrılır ayrılmaz yüksek çam ağaçları altında dik bir yola giriyorsunuz. Dağa yaklaşık 3 km kadar bu muhteşem yoldan tırmanıyorsunuz ve köye varıyorsunuz. Çok güzel manzarası olan çok eski bir köy. Güzel bir yer ama fazla turistik. Çok güzel el yapımı seramik ürünler var ama epey pahalı. Sokaklarda dolaşıp indik, bize fazla turistik geldi.

Ampelos

Manolates’ten indikten sonra Karlovasi yönüne 3-4 km kadar gidince sola doğru Ampelos tabelasını görürsünüz. Döne döne dağa tırmanan yol 4-5 km kadar. Üzüm bağları arasından yukarı çıktığınızda muhteşem manzaralı bir köye geliyorsunuz. Köy meydanından yukarıya doğru sokak aralarında dolaştığınızda, Manolates’ten daha doğal bir köy yaşamı görüyorsunuz. Görmeniz gereken bir yer.

Buraya kadar bahsedilen plajları ve dağ köylerini aşağıdaki harita üzerinde görebilirsiniz. Yer işaretlerine tıkladığınızda yazının ilgili bölümüne gidebilirsiniz. Bu kadar uzun bir yazıda okuyana yardımcı olmak lazım.

[geo_mashup_map]

Yeme-İçme

Geldik yazının son bölümüne. Yunanistan ile ilgili en güzel şey yemekleri. Sadece deniz ürünleri değil, sebzeler, meyveler de çok lezzetli. Soğan bile lezzetli. Yunanistan ile ilgili en güzel şeylerden birisi de, nerede yerseniz yeyin, neredeyse her yerde yiyecekler aynı fiyata. En fazla 1 € fark ediyor. Mesela ahtapot salatası her yerde 7,5 ile 8,5 € arası. Yunan salatası 3,5 ile 4,5 € arası. Kalamar 8 ile 9 € arası. Dolayısıyla beğendiğiniz yerde oturup rahatça yemek yiyebiliyorsunuz. Zaten her restoranın önünde menü var, rahatça fiyatlara bakıp kazık yeme tehlikesi olmadan oturup yemeğinizi yiyebiliyorsunuz.

Elbette adada 9 gün geçirince bir çok yerde yemek yedik. Neredeyse hepsi de çok lezzetliydi. Nerede ne yediğimizi anlatmayacağım ama genelde deniz ürünleri yediğimizi söyleyeyim. Bizim için ahtapot hep peşinde koştuğumuz bir lezzet. Halkidiki’de yediğimiz ahtapotun hayaliyle geldiğimiz adada maalesef istediğimiz lezzeti bulamadık çünkü burada ahtapotları güneşte kurutuyorlar.

samos-ahtapot

Bu şekilde hazırlanan ahtapot daha sert oluyor. Gerçi daha yoğun lezzetli oluyor ama biz bu şekilde hazırlanmasından hoşlanmadık. O nedenle ahtapotu hep salata şeklinde yedik. Ama kalamar hem kızartma hem de ızgara olarak çok lezzetliydi.

İçeceklerden tabii ki öncelikle Uzo bol bol içiliyor. Samos’ta üretilen Frantzeskos çok lezzetli. Her restoranda 20 cc’lik şişelerden 4-5 €’ya alıp keyifle içebilirsiniz. Yalnız burada suyu ayrıca satın almanız gerekiyor. Adanın asıl güzelliği ise şarapları.

Her restoranda beyaz ev şarabı (house wine) mevcut. Yarım litresi 3,5 ile 4,5 € arası. Bize hep yetti ama isterseniz 1 lt de alabilirsiniz. Ev şarapları çok lezzetli ve aroması çok güzel. Bunun en büyük sebebi şarapta kullanılan misket (muscat) üzümü. Samos bu üzüm ve şaraplarıyla dünyaca ünlüymüş. Bir şarap kooperatifi kurmuşlar ve restoranlar da buradan alıyor şarabı.

Muscat üzümünün en lezzetlisi ise yukarıda bahsettiğim Ampelos köyünde yetişiyor. Ampelos’ta içtiğimiz house wine diğerlerinden çok farklı ve çok güzeldi. Hatta ikinci kez gittiğimizde köyden aşağı inerken bağ bozumuna denk geldik, köylülerden üzüm istedik, bize bir kucak dolusu üzüm verdiler. Bu kadar aromalı bir üzüm yememiştik. Şansımıza adadaki son günümüze denk geldiği için çantamıza attık ve İstanbul’a kadar üzümleri bozulmadan getirebildik.

Gelelim nerelerde yemek yediğimize. Samos’ta Taverna Artemis’e gittik. Limandan inince sol tarafta. Deniz ürünleri gayet lezzetliydi, tavsiye ederiz.

Daha önce bahsettiğim Klima plajında Taverna Kaduna’da iki kez yedik. Yediğimiz her şey çok lezzetliydi. Tabii ki ahtapot ve kalamar yedik.

Pisagor’da Trata Taverna’da yedik. Limana indiğinizde sol taraftaki sıra sıra restoranlar bitince yol devam ediyor. Liman dışına çıktığınızda Remataki plajı kenarında kumun üstünde tahta masalarda oturulan ilk taverna. İki kez gittik, çok memnun kaldık, deniz ürünleri ve mezeleri harika. Yeni Rakı bardağında Uzo içebilirsiniz. Yemekten sonra ev şarabı veya Uzo ikram ediyorlar. Çalışanlar çok sıcak, kesinlikle gidilmesi gereken bir yer.

Yine Pisagor’da sahile inen sokak üzerinde sağ tarafta sokak içinde bulunan ve Genteki Greek Cousine isimli, sokakta oturulan bir restoranda çok lezzetli soslu biftek yedik. Yanında da mürekkep balığı yedik. Değişik bir lezzetti, denemeniz lazım. Çalışanlar çok sıcak, zamanınız varsa gidin bizce.

Ampelos köyünde meydana girerken sağdaki Nenedes Taverna’da kesinlikle keçi pirzola yiyin, pişman olmazsınız. Buradaki grek salatası da diğer her yerdekinden daha lezzetli. Şarabından yukarıda bahsetmiştim, muhteşem.

Limnionas’ta Balcony to the Aegean Sea adlı tavernada yedik, pek güzel değildi, tavsiye etmiyoruz.

Diğer yediklerimiz standart güzel yemeklerdi. Genel olarak yediğimiz hiçbir yerden mutsuz ayrılmadık. İki kişi yediğimiz içtiğimiz ne olursa olsun, 25 ile 35 € arasında bir hesapla kalktık.

Son Söz

Biz Samos’a bayıldık. 9 gün boyunca hiç sıkılmadık ve çok rahat ettik. Türkiye’de gittiğimiz yerlerde arabayı parketme, plajda yer bulma, ne yiyeceğimize karar verme, kazıklanmaktan endişe etme gibi konular hiç dert olmadı. Milli park, özel plaj gibi giriş ücreti isteyen hiç bir yer yok. Her yer halka açık. İsteyen şezlong kullanıyor, isteyen plaja havlu seriyor. Gürültü, patırtı yok, halk sakin, mutlu ve güleryüzlü. Herkes yardımsever. Türkleri seviyorlar, Türkçe bilen bile çıkabiliyor. Hatta bize Yeni Rakı ikram eden bile oldu.

 

Dönüş feribotu akşam saat 5’te. Saat 4’e kadar gümrük kapıları açılmıyor. Gümrük işlemleri kısa sürüyor ama kalabalık olunca herkesin geçmesi zaman alıyor. Kuşadası’na geldiğinizde ise gümrükte epey sıra bekliyorsunuz, acele etmekte fayda var. Sonrası klasik kalabalık, korna sesleri ve telaş…

Bu detayları bilen bir tur firması yok mu diyenlere…

Elbette Samos’a seyahat firmaları ile gitmek mümkün. Yunanistan turlarında bol seçenek ve uzman kadrosuyla bilinen Tatiloley firmasının turlarına buradaki linkten, Samos turuna da buradaki linkten ulaşabilirsiniz. Yunanistan’da da ofisi bulunan firmanın dileyen müşterileri için vize işlemlerini, feribot biletlerini, otel, tur, araba kiralamasını ve hatta taverna eğlencesini de kapsayan uygun fiyatlı paket programları bulunmakta. Tecrübeli kadrosu Yunan adalarındaki tüm seyahatiniz boyunca size yardımcı oluyor.

Gürkan, Temmuz 2014.

Yunanistan ile ilgili diğer yazılarımıza da göz atmak isterseniz buyrunuz ⇒ Yunanistan Yazıları