Etiket arşivi: müze

Pera Müzesi

İstanbul’un havasını, suyunu, kavgasını, pisini, trafiğini, kalabalıklığını ve alelacele yaşamasını çekenlerinden biri olarak, bu şehirde bizi tutan iş, aş ve eğitim gibi medeni ihtiyaçlarımızın yanına, bu şehri asıl büyükşehir yapan daha medeni bir ihtiyacı karşılama özelliği ile vazgeçilmez bulmuyor muyuz? Sanat, sanat ve sanat…

Evet, bence çok alengirli olan yazıya bu girişten sonra, sömestır tatilini de bahane ederek, bir de müze kart olayı var sonra değineyim, Kadıköy’den güneşli bir günde bindik martılar ile Karaköy vapuruna ve ver elini Galata… Hop Beyoğlu, yürüyerek de çıkılabilir ama biz “tarihin ilk metrosu efendim” diye öğündüğümüz fakat üstüne tek bir çivi dahi çakmadığımız küçük, minik, mini minnacık füniküler ile çıktık Asmalımescit denilen, İstiklal Caddesi’nin kimine göre başı, kimine göre sonu olan yere.

Tabi ki, çalışmalar bitmiş ve o muhteşem İstiklal Caddesi, görüntüsü geri gelmiş durumda bizleri karşıladı. Hem de 1970’lerde gibi modern. Yazıda aslında söylemek isteğini başka türlü söyleme sanatına ne deniyordu, kinaye mi?

Yoğun bir çekirge istilasının arasından (nedenini bilmiyoruz, sanırım böyle bir konsept var) eskiden kitap fuarının yapıldığı (hey gidi hey, resmen yaşımız çıktı ortaya, evet gençler biz kitap fuarı için şehir değiştirmiyorduk, kitaplarımızı buradan alıp Taksim’de de iki bira yuvarlıyorduk. Sizin için üzgünüm :) ) TRT binasının karşısındaki Pera Müzesi’ne geliyoruz.

Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfına ait bir müze. Eğer müze+ kartınız var ise yılda bir defaya mahsus, bu 5 katlı müzeyi ücretsiz olarak ziyaret edebiliyorsunuz. Hadi gene iyisiniz!

Siz yazıyı okurken olacak sergi ile bizim yazdığımiz sergi farklılık gösterebileceğinden, ki kesin gösterir, müze ile ilgili buraya tıklayarak geniş bilgi alabilirsiniz. Pera Müzesi resmi sitesi

Benim anladığım kadarı ile çok bahtsız bir kişiyseniz müzeye girişte sizden ücret talep ediyorlar, zira para almamak için ellerinden geleni yapmışlar gibi bir hisse kapıldım.

Buradan yetkililere sesleniyorum, yok Cuma bedava, yok öyle bedava, yok böyle bedava kardeşim giriş bedava deseniz olmaz mı? Sudokuya çevirmişsiniz müzenin giriş ücretini.

Dedik bari şu montlarımızı çantalarımızı vestiyere bırakarak, müze giriş ücretini bir şekilde ödemiş olalım, demezler mi “ne münasebet, vestiyerimiz ücretsizdir” diye.

Evet, şımarıklığımızı da yaptıktan sonra, 5. kata çıkarak müzeyi dolaşmaya başlayabiliriz. Biz geldiğimizde “Look At Me” teması en üst katı süslüyor ve yukarda gördüğünüz aslında aynı olan ama farklı yaşlardaki halleri mevzu bahis bu abi “anam ne oluyor” tadında bir küçük şaşkınlıkla bizi karşılıyordu.

Şahsım adına söylüyorum, Robert De Niro abimin Heat filiminde otel odasında kötü adama söylediği “look at me” repliğini özümsemiş biri olarak, bu temanın beni etkileme şansı mevzu bahis bile olamaz. Böylece bir sanat eseri hakkındaki sanatçı intiharına neden olabilecek bu eleştirimden sonra, gezmeye devam edelim.

Espri bir yana, bir sanat yapıtının en işlevsel yanlarından birini bu çağdaş sanat koleksiyonunda bulabiliyorsunuz; kendine bakma. Farklı insanların portrelerine bakarken, kendi kendimizi de görme fırsatımız oluyor.

Beş katlı olduğunu belirttiğimiz müzenin her katı farklı bir tema üzerine kurulu. 4. katta suç mahalli foğraflarının farkı bir şekilde yorumlanması ile oluşmuş bir seçki varken, 3. katta  mimar Louis Isadore Kahn seçkisi var.

Kaliforniyalı mimarın bu sunusunu özellikle bu dala ilgi duyanların kaçırmaması gerekir.

2. kata geldiğimizde belki de müzenin en etkileyici tablosu ile karşılaşıyoruz.

Osman Hamdi Bey’e ait Kaplumbağa Terbiyecisi… Kültürel bir yakınlıktan mı yoksa çok bilirinirlikten mi olduğunu kestiremediğim bir muhteşemlik duygusu ile izledim 1906 yılı yapımı bu yağlıboya tabloyu.

Aynı katta bulunan “Kesişen Dünyalar” sergisinin “Elçiler ve Ressamlar” bölümü de Osmanlı ile ilgili enteresan bilgiler sunması açısından etkileyici.

Birinci kata geldiğimizde şahsen çok beğendiğim iki sergi ile karşılaştım. İlki Anadolu’da kullanılan ağırlık ve ölçüler sergisi, hep isimlerini duyduğumuz ama fiziki olarak görmediğimiz, arşın, dirhem, kantar gibi kelimelerin ete kemiğe büründüğü merdivenin sağ tarafındaki sergi.

Burası için Youtube kanalımızda bir video da var. Aşağıda izleyebilirsiniz.

Anadolu Medeniyeti tabirinin ne olduğunu anlamak için bu katı ziyaret etmenizi özellikle öneriyorum.

Aynı katta merdivenin sol tarafındaki ikinci sergi ise Osmanlı’da Kahve kültürü üzerine, fincanlar ve diğer eşyalarla ilgili.

Özellikle ” Bu fincanı siz İstanbul’a gönderin orada her şeye bir kulp takarlar” sözü hala güncelliğini koruyor gibi.

Kantarının topuzunu kaçırmadan, Pera Müzesi’ne teşekkür ederek bitirelim. Elinizdekinin kıymetini bilmeniz dileği ile …

 

Barış, Ocak 2018

Kayaköy | Fethiye

Kayaköy, Muğla’nın Fethiye ilçesinde beşbin yıllık tarihi ile göz kamaştıran bir yer.

Kayaköy için Fethiye’den iki ayrı araç güzergahı var. Biz kendi aracımız ile gittik.

Fethiye merkezden buraya minibüsler de geliyor, kanıtı da aşağıdaki fotoğraf olsun :)

Kayaköy, Fethiye’nin güney kısmında yer alıyor ve Ölüdeniz’e oldukça yakın. Ölüdeniz Hisarönü yolu üzerinden Kayaköy tabelasını takip ederek gelebileceğiniz gibi, Fethiye merkezden Kayaköy tabelasını takip ederek ormanlık yoldan da gelebilirsiniz.

Her iki yol da çok keyifli, orman içerisinden, ağaç kokuları ile geliyorsunuz. İkisini de kullanmanızı öneririm.

Tarihi M.Ö. 3,000 yılı olarak öngörülen bu yerleşim yerine giriş 5 TL. Müze kartınız varsa ücretsiz girebiliyorsunuz.

Kayaköy’de o tarihten günümüze kadar ulaşmış birçok lahit, mezar, şapel ve iki kilise kalıntısı mevcut. 400’e yakın konut var ve öylesine mükemmel bir dizilim söz konusu ki hiç biri diğerinin önünü kapatmadan yamaca sıralanmış durumda.

Ören yeri içinde bulunan (Aşağı Kilise ve Yukarı Kilise) iki büyük kilisenin restorasyon çalışmaları devam ediyor. Şapelleri, okul ve gümrük binası olarak kullanılmış yapıları görebilirsiniz.

Kayaköy, Likya uygarlığından kalma kalıntıların üzerine kurulmuş bir Rum Köyü, Rumca adı Levissi…

Köyün kendi içinde hüzünlü denebilecek bir mübadele tarihi var. Rumlara karşılık, Türklerin alınarak buraya yerleştirilmesi ama Türklerin taş evlerde yaşamak istememesi ve Fethiye’nin ovalarına yayılmaları ve akabinde bu bölgede meydana gelen büyük bir deprem sonucunda bölgenin tamamem yerle bir olmasına rağmen Kayaköy’ün sağlam kalması fakat, ova köylülerinin cam çerçeve ne varsa yağmalaması ile ıssız, harabe bir hale gelen beşbin yıllık yerleşim yeri.

Aslında tarihsel bilgi konusunda interneti kaynak olarak kullanabilirsiniz. Çok geniş kapsamlı yazılar var. Biz kısaca, buranın ruhunu anlatabilecek kadarını yazdık. Likya Uygarlığında çok önemli bir yeri olan Karmilasos’un, kendi dönemsel zenginliği; evlerin ve yolların yapısından, kültürel zenginliği; yerleşim içerisindeki kilise, şapel, okul gibi yapılarından, insani kültürlüğü ise birbirlerine saygı ve verdikleri değeri, hiç bir komşunun diğerinin alanını işgal etmemesinden görebiliyoruz.

Fethiye’ye geldiğinizde Kayaköy’e mutlaka uğrayın demiyoruz. Kayaköy’e uğramak için Fethiye’ye gelin. Tarihin ne olduğunu, içinde yürüdüğünüz zaman çok daha iyi anlıyorsunuz.

“Deniz seviyoruz biz” diyorsanız, Türkiye’deki en güzel koyların hemen dibinde bir yer. “Yürüyüş seviyorum” diyorsanız, direk Kayaköy’ün içinden geçen Likya Yolları var. Yakın koylara inen 8-10 km’lik trekking yolları. Bilgi almak isterseniz şu sitenin açıklamasını beğendim, buraya tıklayın…

Köyün içerisinde gücünüzü de test edebilirsiniz. Tepede tüm çevreye hakim bir şapel var. Oraya çıkın, çıkana kadar çok yorulacağınız kesin ama insanlığın yürüdüğü o zor yolları, şimdi yürüyor olmanın duygusu ve o tatlı yorgunluğun tepedeki muhteşem manzara ile buluştuğunuz anki hissini hiçbir şehir size vermeyecektir.

8 yaşındaki oğlum ve eşim ile dönemine göre düşündüğünüzde muhteşem döşenmiş bir taş yoldan tırmanıp, hakim tepeye ulaştığımızda yorgunluğumuz kalmadı.

Tarihin yanında oturarak bugüne baktık. Doğanın muhteşemliği ile bedenimiz gerçek anlamda dinlenmiş oldu.

Evet, tepelere de çıktıktan sonra, buradan ayrılmaya içimiz elvermedi diyebilirim. Tekrar evlerin içine girdik, son kez bakalım dedik. Karşımıza iyi korunmuş evlerden biri çıkınca şaşırdık.

Evin çevresinde bir aile var. Takı falan satıyorlar, içini gezmemize de müsade edildiğinden, dikkatli bir şekilde içine de baktık.

Burada yaşayan insanlar geliyor gözünüzün önüne, etrafta koşturan çocuklar, sevinçler, hüzünler… Herşey çok enteresan, her duygu çok insanca.

Sanırım en doğru cümleyi yazının sonuna geldiğimde kurabiliyorum. Kayaköy, size insan olduğunuzu hissettiriyor, her köşesinde tekrar ve tekrar hatırlatıyor.

Burasını bir arınma yeri olarak düşünün, etrafınızda var olan şeyleri sadece taş, sadece ağaç, sadece çalı çırpı, sadece toprak olarak görmeyin, serbest bırakın beyninizi ve kalbinizi…

Atalarımızın ayak izlerinin üzerinde yürüyoruz, bize bıraktıkları bir ruh var ve burada o ruhu hissedebiliyorsunuz.

Neyse fazla da duygusala bağlamadan bitirelim. Kayaköy gezimizden kalbimize, beynimize, ruhumuza ve yanımıza hediyeler alarak ayrılıyoruz. Sizi de bekler, sessiz ve sakince…

Barış, Temmuz 2016

Joan Miro | S|S|M

Şubatın başında, hazır bahardan bir gün çalmışken İstanbul, uzun zamandır ziyaret etmek istediğimiz sergiye gitmeye karar verdik. Sakıp Sabancı Müzesi‘nde 23 Eylül 2014’den beri devam eden ünlü İspanyol, daha doğrusu Katalan ressam ve heykeltıraş Joan Miro’nun “Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar” sergisi. Serginin 8 Mart 2015’e kadar ziyarete uzatılmış olması “aman allahım kaçırmamalıyız” duygusu ile yola çıkmamıza neden oldu.

Sömestr tatili olduğundan ne kadar trafik olabilir ki diyerek şahsi arabamız ile çıktığımız yolculuk, Maltepe’den 13:00’de başladı Emirgan’da 15:00’de sonbuldu. Sizlerin bizim yanılgımıza düşmeyerek, Anadolu Yakasından Metro+Vapur+Otobüs tercihini kullanmanızı öneririm. Avrupa Yakasından gelecekler için ise Zincirlikuyu, Beşiktaş veya Sarıyer’den kalkan otobüs seferleri tercih edilebilir.

ssm 1

1927 yılında İtalyan mimar Edouard De Nari’ye yaptırılan Atlı Köşk’ün bahçesine girdiğinizde hemen karşınızdaki kulübeden müze giriş biletinizi alabilirsiniz.

ssm 2

Ziyaret Saatleri ve giriş ücretleri için yazıların üzerine tıklamanız yeterli.

ssm 3

14 yaş altındaki çocuklar ve yanında bir refakatçi müzeye ücretsiz girebildiğinden, 8 yaşındaki oğlumla bu ücretsiz giriş hakkından yararlanarak Atlı Köşk’e yöneldik. (Çarşamba günleri ise müze girişi herkese ücretsiz bilgisini tam burada vereyim.)

ssm 4

Kırmızı balıklı minik göl ve uzanmış kadın heykelinin arasındaki merdivenler müze köşke doğru çıkıyor. Merdivenleri çıkar çıkmaz sizi Anish Kapoor karşılıyor.

ssm 5

Müzeye girmeden önce şöyle bir İstanbul Boğazı’nın doyulmaz seyrine bakabilirsiniz.

ssm 7

Fatih Sultan Mehmet köprüsünden başlayan boğaziçi görüntüsü, tüm yorgunluğunuzu almak için birebir.

ssm 8

Bu manzaranın büyüsünden çıkabildiğimizde müzeyi gezmeye geldiğimizi hatırlayarak, güzel heykellerle bezenmiş müze girişine doğru yöneldik.

ssm 6

Sesli rehberlik hizmetinden faydalanmak isterseniz, tam 8 TL, indirimli 3 TL ve gruplar için 6 TL ücretle alabiliyorsunuz. Çocuklar için ücret 3 TL. Yanınızda kulaklık bulundurmanızda fayda var çünkü kulaklık vermiyorlar ve elinizde tutarak dinlemek zor olabiliyor. Sesli rehberlik hizmetini kesinlikle tavsiye ediyorum çünkü faydalı bilgilendirmeler eşliğinde eserleri daha iyi anlayarak takip edebiliyorsunuz. Cumartesi ve Pazar günleri 11:00-14:00 arası ücretsiz rehber eşliğinde de gezebileceğinizi not olarak düşelim.

Müzede ücretsiz vestiyer hizmeti mevcut. Montlarımızı ve sırt çantalarımızı bırakarak fazla yüklerimizden kurtuluyoruz. Artık büyülü bir yolculuğa hazırız.

ssm 9

Müzeye giriş “Bir ömür kronolojisi” olarak adlandırılan bölümle Miro’nun hayatının içinden geçerek yapılıyor.

ssm 11

Eserler tarih sıralaması ile değil çeşitli bölüm adları ile gruplandırılarak sunuluyor. İlk bölümün adı “Gizli Bir Dil Doğuyor”

Özel bir cam çerçeve içinde Miro’nun Andre Breton’un “Takımyıldızlar” kitabı için yaptığı taşbaskı ve röprodüksiyon eserler sunuluyor.

ssm 12

Tüm sergide eserlerin yanlarında eserin ismi, yapılış tarihi, nasıl yapıldığı ve nerede yapıldığı ile ilgili notlar Türkçe ve İngilizce olarak mevcut. Kulaklık sembolü içindeki numara ise elinizdeki cihazda tuşlamanız gereken rakamı gösteriyor.

ssm 13

Ayrıca tüm bölümlerin isimleri ve neden eserlerin bu bölüm içinde yer aldığını anlatan bir yazı her bölümün başında sunuluyor.

ssm 14

Sergide, Miro’nun ailesi tarafından ilk kez burada sergilenmesi için verilmiş bir eser de mevcut.

ssm 20

Miro’nun torununun Mayorka’daki evinden gelen,1973’te ahşap üzerine yapılmış bu eser bile, başlı başına serginin önemini ve değerini artıran bir unsur.

2. Bölümün adı “Simgeler Dünyası”.

ssm 15

Müze içerisinde flaş kullanmamak koşulu ile fotoğraf çekebiliyorsunuz. Ben de çektim ama buraya çektiğim fotoğrafların tamamını koymak, güzel bir kitabın veya filmin sonunu söylemek gibi geldiğinden sadece örnek teşkil edecek fotoğraflar koymayı uygun gördüm.

3.Bölümün adı “Form Dağarcığı / Birleştirme Heykeller”.

ssm 16

Birinci katta benim en fazla ilgimi çeken eserlerden biri 10 metrelik “Asya” isimli eserdi.

ssm 18

Eser hem sunumu hem muhteviyatı ile çok ilgi çekici.

ssm 17

Birinci katı bitirmeden 38 dakika süren ve 4.Bölüm olan “Film Odası: Joan Miro’nun Dünyası”nı izleyebilirsiniz.

ssm 19

Birinci katı bitirdikten sonra alt kata yönelebilirsiniz, daha çok Miro’nun heykellerinden oluşan bu kat ilginizi çekecektir.

ssm 21

Galeri 2’deki ilk bölümün adı “Stüdyo”.

ssm 22

Miro, eserlerini bir arada tutabilecek ve daha rahat çalışabileceği bir stüdyo isterken, 1958’de Unesco’nun Paris binası için yaptığı 2 seramik resmi Guggenheim ödülünü almış. Buradan kazandığı para ile stüdyosunun yakınındaki bir Mallorca çiflik evini alarak hayalindeki stüdyoyu yapmış. Bu evi 360 derece izlemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

ssm 24

Galeri 2’de “Nesnelerden Esinlenen Eserler” etkileyici bir alan oluşturuyor. Özellikle Kaçan Kız (1967) ve ölümünden sonra onun eserlerinden etkilenilerek yapılan Josep Royo imzalı (1989-1991) duvar halısı.

ssm 25

“Baskıyla Diyalog” ve “Kitaplar ve Şiirler” diğer bölümler.

ssm 26

“Film Odası:Miro, Bir Afişin Taşbaskısı Heykeltıraş Miro” kısa filmi, üretim aşamasındaki sanatçıyı izleme olanağı sunuyor.

ssm 27

Ve son bölüm, Miro’nun eserleri içerinde hatırı sayılır bir önem taşıyan “kişi” heykeli’ne ayrılan “Kişi Heykeli ve Üretim Aşamaları”.

ssm 28

“Kadın diye adlandırdığım, kadın denen yaratık değil; o bir evren”

Yirminci yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olan sembollerin ve lekenin ustasının, 125 eserden oluşan renkli, sıradışı ve düşsel evrenine güzel bir ziyaret yapmış olduk.

Joan Miro, 20 Nisan 1893 yılından 25 Aralık 1983’e kadar yaşamış, hep üretmiş, evreni başka bir gözle resmetmiş, şekillendirmiş, kuralları yıkmış, kanıksanmışı reddetmiş, simgeleri şiirsel bir dille tablolaştırmış bir sanatçı olarak bize dokunmaya ve hayal gücümüzü zenginleştirmeye devam ediyor.

Kısa bir yazı ve basit bir anlatım ile bitirirken, sizler Miro ile ilgili şiirsel dili, özgürlük simgelerinden “kaçış merdiveni”ni, ayak ile oluşturduğu formları ve daha fazlasını keşfedecek, kendi içinizde bu yazıdan başka bir Joan Miro yaratacaksınız.

Barış, Şubat 2015

Topkapı Sarayı

Bu güneşli pazar günü ne yapsak diye düşünüp dururken aklıma kenarda boş boş duran Müze Kart geldi. Geçen sene Efes Antik Kenti’ni gezmek için aldığımız kart bir yıldır boşta duruyor ve henüz başka bir yerde kullanamadık. Müze Kart nerelerde geçiyor diye baktığımızda Topkapı Sarayı’nda geçtiğini görünce yola düştük. Metro ile Kadıköy, oradan vapurla Karaköy, sonra da tramvay ile Gülhane durağında inip aşağıdan saraya doğru çıktık.

Aslında çok da çabuk gittik. Hafta içi İstanbul’un trafiğinde harcadığımız zamanı düşününce, hafta sonu bu tür geziler için yolda geçen zaman gerçekten çok kısa. Yolda geçen zaman da İstanbul’un en güzel yerlerinde geçince baştan sona iyi zaman geçiriliyor.

Gülhane parkından yukarı çıkarken Arkeoloji Müzesi’nin önünden geçiliyor. Eğer Müze Kart’ınız yoksa buradan alabiliyorsunuz. Topkapı Müzesi daha kalabalık olduğundan buradan alabilirsiniz. Yanımızdakilerden kartı olmayanlar Arkeoloji Müzesi’nin kapısındaki şu minibüsten kartlarını aldılar. Kart almak için kimlik yeterli.

Topkapı Müzesi‘nin giriş ücreti 30 TL, Müze Kart ise 40 TL idi. Bir yıl geçerli bir kartı almak bilet almaktan daha mantıklı.

Arkeoloji Müzesi’nden yukarı çıktığımızda sarayın önündeki güzel park ve karşıda Aya İrini ile karşılaştık.

İnsan buralara gelince sanki yaşadığı şehre ihanet ediyormuş gibi hissediyor. Bu güzellikleri ve bu birikmiş kültürü daha sık ziyaret etmemiz gerekiyor. Bu bölge turistik olmuş, bizden çok turist var. Bizim ekipte bile Topkapı Sarayı’na hiç gelmemiş olan veya yıllardır gelmemiş olanlar vardı. Çok güzel yerler, gidin, görün, güzel zaman geçireceksiniz, emin olun.

Kapıdan girmek biraz telaş oluyor. Ama içeri girdiğinizde kapının ihtişamını daha iyi anlıyorsunuz.

Bu yapının her noktasına özen gösterilmiş. Şu anda elektronik geçişler, güvenlik elemanları, turistler vs arasında pek dikkat çekmese de, tavandaki işçilik vaktinde nasıl özenle yapıldığını gösteriyor.

Girdiğiniz avluda kocaman ve çok bakımlı bir bahçe ile karşılaşıyorsunuz. Sarayın tarihini ve kullanım detaylarını çok iyi bilmiyorum, araştırıp yazabilirdim ama o kadar detay isteyene çok kaynak var. Ben hafta sonu gezmesi gibi anlatacağım. İsteyen 20 TL’ye kulaklıkla dinlenen audio guide kiralayabiliyor. Sadece saray için ama harem bölümü için ayrı kiralanıyor.

Biz kapıdan girince sağ taraftan gezmeye başladık. Bu tarafta sarayın mutfak kısmı var. Bu tip sergi alanlarında fotoğraf çekmek yasak. Flaşlı ya da flaşsız farketmiyor, tümden yasak. O nedenle fotoğraf çekmedik. Zaten çeksek de çok anlamlı değil çünkü bu ortamı görmeniz lazım. Bir çok eşya ve bol açıklayıcı görsel ile beslenmiş sergi alanlarında gezmek keyifli. Ben yine de dayanamadım, beni etkileyen şu kazanların fotoğrafını çektim.

Vaktinde ne çok kişiye yemek hazırlanıyorsa artık…

Mutfak, peşine Helvahane derken ilk avlu bitiyor ve başka bir kapıdan geçerek iç avluya geçiliyor. Çok güzel bir bahçe burası.

Geçer geçmez Arz Odası adında bir yapıdan geçip yine sağ taraftan sergilere devam ettik. Çok güzel kıyafetler ve hazineler var bu tarafta. Meşhur Kaşıkçı Elması da burada. Önünde ufak bir kalabalık oluyor, cidden çok büyük bir elmas.

Bu taraftaki sergileri geçince şahane manzaralı bir balkona çıkılıyor.

Bir taraftan bakınca karşıda Kadıköy, diğer taraftan bakınca Boğaz manzarası. Topkapı Sarayı’nın ne kadar özel bir noktada kurulmuş olduğunu burada daha iyi anlıyor insan.

Burayı da geçince en arkadaki bahçeye geliniyor. Hemen sağ tarafta Konyalı Lokantası var. Müthiş manzarası ile çok güzel bir restoran ama biz henüz acıkmadık.

Bu tarafta çok özel küçük köşkler var. İlki Sofa Köşkü. Köşkün içi çok hoş.

Küçük bir havuzun ardından Bağdat Köşkü’ne geliniyor.

Bu köşkün içi çok güzel. Çiniler ve ahşap işçiliği harika.

Mobilyaları ve köşelerdeki küçük odaları ile bu köşklerde neler yaşandığını tahmin edemeseniz de, insan düşünmeden edemiyor.

Hemen bu köşkün önünde Topkapı Sarayı’nın en ikonik görüntülerinden biri olan İftariye Kameriyesi var. Arkasında da Harem bölümü görünüyor.

Kameriye’nin manzarası yine muhteşem. Bu sefer de Haliç gözlerinizin önünde.

Bu manzaranın hemen solunda güzelim çinileri ile Sünnet Odası var. Onun karşısında da Revan Köşkü var. Onun da içi çok güzel ama kapısındaki şu detay gözüme güzel geldi.

Karşıda kutsal emanetlerin olduğu oda görünüyor. İçeride ciddi bir kalabalık var. Bu bölüme Harem tarafından giriliyor.

Bu bölgeden sonra artık dönüşe geçtik. Orta bahçenin dönüşte sağ taraftaki kısmı tamamen Harem’den oluşuyor. Harem’e ayrı bilet alınarak giriliyor. Müze Kart geçmiyor. Ben daha önce gezmiştim. Ekipte gezmeyenler vardı ama biz yine de girmedik çünkü çok kalabalıktı. Kutsal emanetleri görmeye gelen çok sayıda kişi kapılarda ve camlardan gördüğümüz kadarıyla odalarda sırada bekliyorlardı. Hafta sonu için Harem iyi bir fikir değil.

Ön bahçeye geçince sağda Divan-ı Hümayun’a geldik.

Burada yine muhteşem güzellikte bir salon var. Padişah’ın bir kafesin ardından görünmeden izlediği, bugünün bakanlar kurulu diyebileceğimiz toplantılarının yapıldığı salon çok güzel.

Bu salonun yanında şahane bir saat sergisi var. Çok enteresan saatler var. Bize Kaşıkçı Elması’ndan bile ilgi çekici geldi. Bu yapının saçak altı tavan detayını da görmek lazım.

Böyle yazınca hemen geziliyor gibi geliyor ama bu turu atmamız yaklaşık 4 saat sürdü. Saraya girerken, çıkınca bir de Arkeoloji Müzesi’ni gezeriz diyorduk ama zamanımız yetmedi. Artık ayrı bir sefer düzenleyeceğiz oraya da.

Biz bir pazarımızı Topkapı Sarayı’nda geçirdik, çok güzel vakit geçirdik. İyi ki gelmişiz. En azından dört beş yılda bir hepimizin gezmesi gereken bir yer burası. Tavsiye ederiz.

Gürkan, Eylül 2014.

Borusan | Contemporary

Hafta sonumuzu nasıl değerlendirsek diye başladığımız araştırmamız bizi müzelere yönlendirmişken,  karşımıza Borusan Contemporary  çıktı. Aslında bizim için işin cezbedici kısmı 7 yaşındaki oğlumuz için çocuk atölyesi yazan bölümdü.

Eşimin çabaları ile, büyük şehrin yararlanamadığımız nimetlerinden birinden yararlanma kararı alındı ve İstanbul’da Küçükyalı’dan Rumeli Hisarı’na yolculuk da göze alınarak, pazar günü saat 11:00’de yola çıkıverdik.

Bu bölgeyi tanıyanlar için akla gelen ilk soru tabii ki benim de aklıma geldi, gidiyoruz ama aracımızı nereye park edeceğiz. Takribi 45 dakikalık akıcı bir pazar günü trafiği ile hedefe vardık. Borusan’ın maalesef otoparkı mevcut değil. Güvenlik görevlisi hemen yanında bulunan kafenin valelerine bırakabileceğimizi belirtti. Biz de kahvaltımızı yapıp aracımızı bu kafenin valesine teslim ettik. Aslında yapacak başka bir şey yok artık ne isterse düşüncesi ile verdik ama 3 saat sonra sadece 10 TL ödeyince şimdi mutlu ve huzurlu bir şekilde yazabiliyorum.

Borusan otopark durumları

Borusan’a girişte bir bankoda gayet güler yüzlü bir personel tarafından karşılandık.  Atölye ücreti 15 TL, 1 kişiyi refakatçi olarak kabul ediyorlar, diğer kişi 10 TL ile çekirdek aile 25 TL’ye hem çocuk için mükemmel bir aktivite, ki tam 2 saat sürüyor, hem de biz büyükler için mükemmel bir müze gezisi başlamış oldu.

Borusan 1

Borusan | Contemporary aslında Borusan firmasının çalışma binası. Hafta sonları ve resmi tatillerde ziyaretçilere açılıyor bu tarihi Perili Köşk. Modern sanatın ürünleri ile süslü çalışma ofisleri bizi kıskançlıktan çatlattı diyebilirim :)

Borusan 6

“West Coast Visions: SFMOMA Medya Sanatları Koleksiyonun’dan Eserler, San Francisco Modern Sanat Müzesi(SFMOMA), Medya Sanatları Bölümü Küratörü Rudolf Frieling tarafından Borusan Contemporary için düzenlenen özel bir sergidir. 14 Haziran 2014 tarihinde Borusan Contemporary’de açılacak 16 Kasım 2014 tarihine kadar sergilenecektir.” Tanıtım kitapcığının giriş cümlesi işte böyle. Bu da şu demek ki bizim gördüğümüz eserler sizler gittiğinde değişmiş olabilir. Borusan bir konsept belirleyip belirli tarihlerde bunu sergiliyor. Takip edip, ziyaret etmek gerekiyor.

Borusan 2

Perili Köşk’ün dışı aslına uygun restore edilmiş, içi modern çalışma ofisleri olarak tasarlanmış. Öncelikle belirli sanatçılar çağrılarak, köşkte kendilerine yer belirleyip buraya eser vermeleri istenmiş. Bunlar kalıcı eserler. Diğer eserler ise değişken. Borusan’ın deposunda 2.000 eser bulunuyormuş.

 

Borusan 5

Mış’lı ve muş’lu yazmamın nedeni şu, Perili Köşk’e girdikten sonra 2. kata çıkıyorsunuz, müze bu kısımdan 9. Kat kubbeye kadar devam ediyor. Çocuğumuzu eğitmenlere teslim ettikten sonra, kendisi de bir sanatçı olan Fatma Hn. (Soyadını bizimle paylaşmadığı için yazamıyorum) 2. kattaki kafeden gezi için 10 kişilik bir grup olarak bizleri aldı ve mükemmel bilgisi ve sanatçı bakışı ile süslediği sunumu eşliğinde 9. kata kadar 2 saat süren gezimiz başlamış oldu. Haliyle Fatma Hn. ne anlattıysa bilgim o kadar. Gördüklerim ise benim yorumum.

2. Katta 2  ayrı odada sergilenen video eserler var. Tanıtım gezisinde bilgi verildikten sonra gezi bitiminde arzu ederseniz tamamını izleyebiliyorsunuz. Doug Hall’un Chrysopylae (Altın Geçit) çalışması 28 dakika sürüyor. Ben kişisel bir tercihle bunu izlemeyi tercih ettim. San Francisco’nun Golden Gate köprüsünün altından geçen konteyner yüklü devasa gemiler, ses ve görüntü ile birleştiğinde inanılmaz bir rahatlama seansı gibi oldu.

West Coast Visions temalı eserler video olarak katlar arasında ve 2., 4. ve 9. katta sergileniyor. Diğer katlardaki eserler ise fotoğraf ve resim gibi görsel sanat eserleri.

Borusan 4

Tüm renkler 1 harf olan Maurizio Nannucci’nin Move isimli eseri, bana V for Vandetta’yı anımsatsa da, eserin kendisi, yapılış yılı itibari ile filme ilham verebilir ancak.

3. kat çalışanlara ait ve tüm duvarlar sanat eserleri ile bezeli ve pencerelerin tümü boğaz manzaralı. 4. kat tekrar video bölümü, özellikle 1977 yılında yapılmış Bill Viola’ya ait “Yansıtan Havuz” çok etkileyici bir çalışma, tabi dönemini düşünürseniz. 5. kat tekrar çalışanlara ve eserlere ayrılmış.

Borusan 8

Ivan Navarro’nun “Exodo” isimli eseri bizim favorilerimizden biri oldu, derinlik, sonsuzluk, bitimsizlik ve dünyanın merkezine seyahat. Korku ve heyecan ile merak duygusunu birlikte yaşatıyor eser.

6. kat yönetim katı ve Borusan A.Ş’nin kurucu Asım Kocabıyık için özel bir oda da hazırlanmış. Çok güzel ve doyurucu bir oda. Firmanın kuruluşundan bugüne kadar olan süreyi detaylı bir şekilde öğrenebilirsiniz. Ayrıca ziyaretçiler için küçük bir sürpriz yapılarak küçük notlar bırakabilecekleri bir bölüm oluşturulmuş.

Borusan 11

Artık sona yaklaşıyoruz. 7. katta kocaman metal masalı bir çalışma odası ile devasa bir teras mevcut. Bu teras Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü tam karşıdan görüyor.

Borusan 9

8. kat, 9. kata geçiş için bir ara kat ve Beat Zoderer’in “Patch Ball No:3” isimli eserine ev sahipliği yapıyor.

Borusan 7

Kubbenin bulunduğu son kat, çalışanların kahve molası verebilmeleri için bir sanatçı tarafından tasarlanmış bir oda. Sizin için ise geçen 2 saatin tüm yorgunluğunu atabilme olanağı.

Borusan 10

Rehberimiz bizi fotoğraf çekimi ve manzaranın tadını çıkarmamız için burada bırakarak bir sonraki grup için giderken, biz boğazı seyretmeye dalıyoruz.

Borusan 12

SON SÖZ

Borusan | Contemporary, modern sanatın hakkını vererek özel bir sergi hazırlamış. Çalışma binasını nefis bir müzeye çevirmiş. İsmi gibi çağdaş bir yer oluşturmaya çabalamış ve başarmış. Biz tüm gördüklerimizi ve duyduklarımızı anlatma kabiliyetine haiz değiliz. Kendimizce bir seçki ile ön bilgi aktarımı yaptık. Umarım beğenir, gidip görmek ister ve memnun kalırsınız.

Borusan atolye sonrası

Bu arada, atölyeden çıkan ürünümüzü, 2. kat kafede, türk kahvemizi içerken keyifle seyrettik.

Barış, Ağustos 2014.