gu tarafından yazılmış tüm yazılar

Melen Çayı’nda Rafting

İstanbul’da yaşayıp da hafta sonu ne yapsak diye düşünenler için bir alternatiften bahsetmek istiyoruz. Melen Çayı’nda 13 km uzunluğunda zorlu bir parkurda rafting yapmak. Önce ne kadar uzakta olduğunu ve asıl gideceğinizi anlatalım, sonra detaylara gireriz.

İstanbul Anadolu yakasından yaklaşık 190 km uzaklıkta olan ve ortalama iki buçuk saatte varabileceğiniz bir mesafeden bahsediyoruz. TEM’den Hendek çıkışından çıkıp E-5’den Ankara istikametine devam ediyorsunuz. Cumayeri kavşağından sola ayrılıp kuzeye devam ettiğinizde 8 km sonra Dokuzdeğirmen Köyü’ne ulaşıyorsunuz. Basit bir krokiyi aşağıda verelim.

Dokuzdeğirmen Köyü’nde birden çok rafting tesisi var. Biz kalabalık bir ekip olarak Tahura Park içindeki Body Rafting ile turumuzu gerçekleştirdik. Kendi araçlarımızla gidip geldik, kişi başı 100 TL ödedik, çok da memnun kaldık. Yönlendirme tabelalarını takip ederek rahatça gelinen tesise oldukça dik bir rampadan inilerek varılıyor.

Derenin kenarında yer alan tesisin geniş bir arazisi var ve konaklama için bungalowlar mevcut. Aşağıdaki alanda bolca park yeri mevcut. Yokuşun dik olmasından tasalanıp araçlarını yukarıda bırakanlar da vardı ancak kuru havada çıkış sıkıntılı olmuyor.

Melen Çayı’nın kenarına indiğinizde rafting yapacağınız akıntının gücünü hemen hissediyorsunuz.

Oldukça geniş bir nehir yatağı olmasına rağmen akan suyun miktarı çok fazla.

Tesisin nehir kenarında bu güzel manzaraya hakim güzel bir restoranı var. Üst katta soba yanıyor ve sevimli bir balkonu var.

Doğanın canlılığını sadece nehir ve yeşilden değil, arkanızdaki çalıların arasında hışırdayan küçük kertenkeleden de anlıyorsunuz.

Bu kadar çevreden bahsettikten sonra gelelim raftinge. Mart ayında soğuk sulara girmek için öncelikle neopren kıyafet giymeniz gerekiyor. Can yeleğinizi giyip kaskınızı da taktıktan sonra bota binmeye hazır oluyorsunuz.

Botları suya indirmeden önce yaklaşık 20 dakika süren bir güvenlik eğitimi alıyorsunuz. Nasıl kürek çekeceğinizden, suya düşerseniz ne yapmanız gerektiğine kadar oldukça detay anlatılan bu eğitimde öğrendikleriniz suda çok işinize yarıyor.

Ve sonunda suya indiğinizde mart ayında olmanın getirdiği bol su akışı sayesinde çok eğleneceğiniz bir macera başlıyor. Suyun çok ama çok soğuk olduğunu belirteyim, aşağıda bizim botun bir fotoğrafını görüyorsunuz, anlaşılacağı gibi ıslanmamak pek mümkün değil.

Bir saati geçen sürede neler yaşadığımızın kısa bir özetini aşağıdaki videoda görebilirsiniz.

Parkurun sonunda servis araçlarına binip tesise geri getiriliyorsunuz. Rafting yapmak hem çok zevkli hem de çok yorucu. İlk fırsatta denemeniz lazım.

Gürkan, Mart 2017

Granada, Cordoba ve Malaga | Endülüs

Her gidenin çok beğendiği Endülüs’e sonunda bir tur ile gitme fırsatı yakaladık. Çok da beğendik. Endülüs aslında Sevilla’yı da içine alan bir bölge ancak biz Malaga’da konaklayarak Cordoba ve Granada’yı görebildik.

Malaga’da konaklamak diğer her iki şehire de otobüsle 1-2 saat uzakta olmanız anlamına geliyor. Türk Hava Yolları’nın Malaga’ya direk seferi olmasını da üstüne eklediğinizde turu düzenleyenlerin iyi bir tercih yaptığını söyleyebiliriz. Gezimizi anlatmaya öncelikle Malaga ile başlayalım, diğer şehirlere ulaşmak isteyenler aşağıdaki linklerden ilgili kısıma hızla ulaşabilirler.

Malaga

Orta büyüklükte bir liman şehri olan Malaga, bizim gittiğimiz Ekim ayında çok kalabalık değildi ancak yaz aylarında uzun plajlarına gelen bolca turist olduğuna eminim. Biz şehrin merkezinde Novotel Suites Malaga Centro otelinde kaldık. Her yere yürüme mesafesinde olan rahat bir oteldi. Şehrin limanında restoranların olduğu bir marina bulunuyor.

malaga-marina

Marinaya ve limana yukarıdan bakan tepeye çıktığınızda şehrin tarihi geçmişini ifade eden kaleyi görüyorsunuz. Bizim kaleyi gezecek zamanımız olmadı, sadece dışından ziyaret edebildik.

malaga-kale

Malaga geniş sokaklara sahip ve alışveriş yapılacak bolca mağaza ve bir çok restoran var.

malaga-alisveris-sokak

Sokaklar çok renkli ve sıcak bir mimarisi var. Çok geniş bir yaya bölgesine sahip.

malaga-sokak

Geniş meydanlarda bolca kafe ve restoran var. İspanyollar gündüz pek dışarı çıkmadıklarından, akşamları sokaklar çok kalabalık oluyor.

malaga-sokak-2

Sokakların arasında yürürken, Malaga’nın en ünlü yapısı olan katedral uzaktan beliriyor.

malaga-sokak-katedral

Malaga Katedrali oldukça heybetli bir yapı ve büyük bir alanı kaplıyor.

malaga-katedral-2

Diğer avrupa şehirlerinde alışık olduğumuz gotik tarzda değil, rönesans üslubunda yapılmış ferah bir yapı.

malaga-katedral

Malaga’nın bir diğer önemli yapısı da Picasso müzesi. Bizim zamanımız olmadığından gezemedik ancak kapısında uzun bir ziyaretçi kuyruğu vardı.

malaga-picasso

Pazar sabahı oldukça dindar olan İspanyolların değişik bir dini törenine de rastladık. Otelin yanındaki kiliseden aldıkları Meryem Ana’yı başka bir kiliseye götürme merasimi olduğunu öğrendiğimiz bu gösteride hem çocuklar, hem gençler, hem de yetişkinler bulunuyordu ve bando eşliğinde etraflarında halkla yavaş yavaş yürüyorlardı.

malaga-dini-toren

Özetle Malaga alışveriş ve deniz haricinde çok turistik olmayan ortalama bir şehir. Rahat ve geniş sokaklarında dolaşarak bir günde biter.

Cordoba

Günübirlik gittiğimiz Cordoba’nın, çok köklü bir tarihi var. Endülüs etkisinin en çok görüldüğü eski kent merkezine en yakın noktada duran tur otobüsünden inince, geniş bir nehirin yanından yürüyorsunuz. Nehirin kenarındaki Roma devrinden kalma Albolafia değirmeni sanki restore edilmeyi bekler gibi.

cordoba-albolafia-degirmeni

Biraz daha ilerleyince orijinali milattan önce birinci yüzyılda inşa edilmiş olan ünlü Roma Köprüsü ortaya çıkıyor. Geniş nehiri estetik bir şekilde geçen köprü çok ihtişamlı.

cordoba-roma-koprusu

Köprünün hemen önünde kente giriş yapılan Roma Kapısı yer alıyor. Bu noktada içeride güzel bir şeylerle karşılaşacağınızı iyice anlıyorsunuz.

cordoba-roma-kopru-kapisi

Kapıdan geçince bize göre Cordoba Camisi, onlara göre Cordoba Katedrali’nin duvarıyla karşılaşıyorsunuz.

cordoba-camisi-duvar2

Cami bir merkez gibi, dikdörtgen bir alana yerleşmiş ve etrafı turistik mağazalar, kafeler ve restoranlarla dolu. Önce biraz etrafı dolaşıyoruz. Daracık sokaklarıyla Cordoba çok sıcak bir kent.

cordoba-sokak

Biraz etrafı dolaştıktan sonra caminin bahçesine giriyoruz. Kocaman bir bahçesi var.

cordoba-camisi-bahce2

Oldukça bakımlı ve girdiğinizde sadece katedralin kulesi ile ağaçları görebiliyorsunuz. İlerledikçe caminin duvarları ortaya çıkıyor.

cordoba-camisi-bahce3

İslam mimarisi kokmaya başlayan ortamda artık içeriyi görmek için heyecanlanmaya başlıyorsunuz. İçeriye girmeden önce bahçenin farklı bir görünüşünü daha paylaşalım.

cordoba-camisi-bahce

İçeriye girdiğinizde sizi bol kolonlu bir yapı karşılıyor. Endülüs İslam mimarisinin tipik özelliği olan bu form Granada’da Elhamra Sarayı’nda da karşımıza çıkacak.

cordoba-camisi-kolonlar2

Bazı açılardan kolonların ucunu bucağını göremiyorsunuz. Gerçekten çok büyük bir cami ve az sonra göreceğiniz ortasındaki bir kısmı katedral haline getirmiş olsalar da bence hala ilk halini koruyor.

cordoba-camisi-kolonlar

Caminin bir çok alanını yok etmiş olsalar da muhteşem mihrabı kıyamadıklarından olsa hala yerinde duruyor. Gerçekten görülmesi gereken bir şaheser.

cordoba-camisi-mihrap

Gelelim bu yapının katedrale dönüşmüş kısmına. Öncelikle yapının içinde bir hazine bulunuyor.

cordoba-camisi-kilise-hazine

Katedralin yerleştiği bölgeye yüksek tavanlı bir yapı oturtmuşlar, oldukça da ihtişamlı olmuş.

cordoba-camisi-kilise-tavan

Bu kısmın tam karşısında katedralin mihrabı diyebileceğimiz yine güzel bir kısım da mevcut.

cordoba-camisi-kilise-mihrap

Camiden çıkınca dünyanın en dar sokağı ve dünyanın en küçük meydanı diye turistik isimler verilmiş bir takım özelliksiz yerlere de uğradık ancak Cordoba demek cami demektir, bu kadar net. Dönüşte otobüsümüzün park ettiği yerin hemen yanında müthiş bir bahçe vardı, içeriye giremedim ama kapıdan bir fotoğrafını çekmeyi de ihmal etmedim.

cordoba-bahce

Sonuç olarak, Cordoba’nın eminim görmediğimiz çok güzel başka yerleri de vardır ancak sadece camiyi görmek için bile bir günlüğüne de olsa gidilmesi gereken bir yer.

Granada

Endülüs’ün en ünlü sarayı olan Elhamra Sarayı’nın olduğu kent. Yine günübirlik gittiğimiz, hem eski şehrinden, hem yeni şehrinden hem de saraydan çok etkilendiğimiz kent. Saray yüksek bir tepede bulunuyor ve müze giriş biletleri saatli. Bizim giriş saatimiz öğleden sonra olduğundan gezmeye önce eski şehirin daracık sokaklarından başladık.

Evlerin balkonlarındaki ve bahçelerdeki çiçekler insanların sıcaklığını çok güzel anlatıyor.

Binaların arasındaki bir seyir terasından karşıdaki Elhamra Sarayı tüm ihtişamıyla görünüyor.

Eski şehirden aşağıya inen bir dar sokak bizim çarşılar gibi küçük mağazalarla dolu. Bol bol hediyelik eşya bulabileceğiniz bu mağazalardaki ürünler daha çok islami motiflere sahipler.

İnsanı sanki Fas’taymış gibi hissettiren bu bölgede çok özlediğimiz çaya en yakın haliyle bir çaycı bulunca oturup biraz dinlendik.

Şehrin bu bölgesi oldukça yeni ve geniş meydanlara sahip. Biraz da öğle vaktinde gelmiş olduğumuzdan olsa gerek, kafeler oldukça kalabalıktı.

Bu bölgedeki meydanlar oldukça ferah ve süslü. Heykellerle bezenmiş süs havuzları çok güzeller.

Artık Elhamra Sarayı’na giriş vaktimiz yaklaştığından otobüsümüze binip sarayın girişine geldik. Tur rehberimizin önceden ayarlamış olduğu biletlerimizi dağıtması ile planlı saatimizde sarayın bahçesine girdik. Sarayın bir çok bölgesi var ve aşağıda bahsedeceğim ancak öncesinde girişte gördüğümüz yerleşim planını vermekte fayda var.

Gezimizi Generalife, Alcazaba ve Palacios Nazaries sırasıyla yapacağımızı şimdiden söylemiş olalım. Saraya bilet alma ile ilgili detaylı bilgileri şuradaki siteden edinebilirsiniz. Özellikle saray kısmına giriş ile ilgili kısmı dikkatli okuyun, gerçekten tam saatinde gitmezseniz giremiyorsunuz.

Giriş gişelerinden geçince ünlü bahçelere girmiş oluyorsunuz.

Bahçeler çok bakımlı.

Özenle hazırlanmış yollarda yürümek çok keyifli.

Rengarenk çiçeklerle bezeli farklı tipte bahçeler var.

Bu kısmı biraz resimlerle geçmiş olacağız ama anlatacak pek bir şey yok, görmek lazım.

Son bir bahçe resmi daha…

Bahçelerin arasından yazlık saray olan Generalife’a varılıyor.

Burada, ileride görülecek detayların küçük ipuçları gelmeye başlıyor. Ahşap işçiliği muhteşem.

Bu sarayın içi gezilmiyor, bahçesinden bakıp devam ediliyor. Elbette yine muhteşem bir bahçe var.

Buradan ayrılınca Alcazaba’ya devam ettik. Burası saray kompleksinin diğer köşesinde bulunan bir kule ve çevresi.

Kulenin manzarası neden bu köşeye kule yapılmış olduğunu çok güzel anlatıyor.

Sadece Granada’nın değil, çok uzakların da görülebildiği hakim bir noktaya yapılmış.

En güzel kısmı sona ayırmak iyidir. Ünlü Nasrid sarayına girmeden önce biletsiz gezilen Karl Sarayı’na da bir göz atalım.

Nasrid sarayının bir kısmını yıkarak yapmış olmasından dolayı, ne kadar güzel olsa da güzel sayılmayacak iri bir yapı.

Bir tek özelliği var, yuvarlak avlusunun en ortasındaki mazgalın üstünde durup çığlık attığınızda hissettiğiniz akustik etki çok hoş. Biz epey eğlendik, bizi gören Japon turistler şarkı söyleyip daha çok eğlendiler.

Gelelim Elhamra’yı Elhamra yapan Nasrid Sarayı’na. Tam saatinde gişede olup başarılı bir şekilde içeriye girdik. Girer girmez ahşap ile yaratılan eserler belirmeye başladı.

Saray ile ilgili rehberimizden bir çok bilgi aldık. En çok bahsedilen ise sarayda binlerce kez “Allah’tan başka galip yoktur” anlamına gelen bir arapça cümlenin yazdığı oldu.

Tam olarak nerede yazdığını anlamasak da, etraftaki arapça yazıları bu anlama yorduk. Desenler ise inanılmaz güzellikte.

İnsan bu detaylara saatlerce bakabilir ve bir hata bulamaz gibi geliyor.

Sarayın aşağıda gördüğünüz havuzu ve çevresi insana huzur veriyor.

Etrafındaki odalara girdikçe başka başka detaylarla karşılaşıyorsunuz.

İsfahan yazımızda anlattığımız Ali Kapı Sarayı ile benzer bazı noktalar yok değil. Binlerce kilometre uzaklıktaki iki İslam eserinin bu benzerliği dikkat çekici.

Ancak bu detayları doya doya izleyecek zamanı bulamadığınızı da belirtelim. Rehberler zaman yetsin diye biraz hızlı ilerletiyorlar.

Ünlü Aslanlı Bahçe’nin etrafındaki odalar muhteşem. Bahçede tadilat yapılmaktaydı ancak yine de güzelliği etkileyiciydi.

Elhamra kompleksinin bu en güzel kısmına girmesi ve çıkması biraz dertli ancak sadece burayı görmek için bu kadar zahmeti çekmeye değer.

Granada sadece Elhamra Sarayı’nı görmek için bile gitmeye değecek bir şehir. Şehirde de zaman geçirilebilir ancak bizim günlük turumuz oldukça verimliydi.

Endülüs’ün eksik kalan ayağı Sevilla’yı da bir gün görmek istiyoruz. Yine de Malaga, Cordoba ve Granada’yı içeren bir tura katılmak çok keyifliydi. Görülesi yerler.

Gürkan, Ekim 2016

Thassos (Taşoz) Adası

Samos, Sakız, Midilli derken Thassos’a gitmeden olmaz dedik ve bir cesaretle bayram tatilinde yola düştük. İpsala sınır kapısından çıkarak kendi aracımızla gittik. İyi ki de gitmişiz, çok beğendik. Adada 5 gece geçirdiğimiz bu gezide neler gördüğümüzü anlatalım.

Aradığı konuya daha hızlı gitmek isteyenler aşağıdaki listeden seçim yaparak ilgili konuya atlayabilirler.

Arabayla adaya gidiş

Yurtdışına arabayla çıkmayı daha önce Sakız ve Bulgaristan gezilerimizde detaylı şekilde anlattığımızdan, burada tekrar etmeyeceğiz. İstanbul’dan İpsala sınır kapısına gidiş 3 saat kadar sürüyor. Döneme ve saate göre değişen bir sürede sınırları geçtikten sonra Yunanistan’ın geniş ve boş otoyolunda 2 saat kadar yol almanız gerekiyor.

yunan-otoyol

Otoyolun uzunca bir kısmı ücretsiz ancak Thassos’a varmak için kullanacağınız kesiminde 2.40 € ödemeniz gereken bir gişeden geçiliyor, bu nedenle yanınızda bozuk olmasa da bir miktar euro bulundurmanızda fayda var.

Thassos’a hem Kavala’dan hem de Keramoti’den feribot seferleri var. Kavala hem daha uzakta hem de seferler daha seyrek, bu nedenle Keramoti’den geçmek daha mantıklı. Keramoti’ye varmak için otoyolda Xanthi (İskeçe) çıkışlarını geçtikten 20-30 km kadar sonra tabelalardaki yazıları takip etmeniz yeterli. Otoyoldan çıktıktan sonra da, feribota kadar tabelalarla rahatlıkla geliniyor.

Feribotlar oldukça sık ve kısa arabalar için 16 €, uzun arabalar için 20 €, kişi başı da 3.50 € olan biletler sadece limanda feribota binmeden önce alınabiliyor. Feribotlar oldukça büyük ve güverte altına da araç aldıklarından kapasiteleri oldukça yüksek.

keramoti-feribot

Biz gelir gelmez feribota binsek de, Keramoti limanında zaman geçirmek için birçok imkanın bulunduğunu hissettik.

keramoti-liman

Feribotun adaya varması 45 dakika kadar sürüyor. Gümrük geçişleri ve beklemeleri de dahil ettiğinizde adaya toplam gidiş süresinin toplamda 7-8 saati rahatlıkla bulacağını söylemek isterim. Ancak bu kadar yoldan sonra varacağınız yer emin olun buna değer.

thassos-liman

Thassos, çevresi yaklaşık 90 km olan ve tümünü arabayla rahatça 1.5-2 saatte dönebileceğiniz temiz yollara sahip bir ada. Keramoti’den gelen feribot, adanın kuzeyindeki adaya adını veren Thassos kentine yanaşıyor.

Thassos adasında konaklama

Adanın her tarafında konaklamak mümkün. Ancak görülmesi gereken koylar, yakında bol market olması, civarda birçok tavernanın bulunması gibi kriterler düşünüldüğünde seçenekler azalıyor. Kuzeyde Thassos civarında, doğuda Chrisi Ammoudia (Golden Beach) civarında, ya da güneyde Limenaria civarında kalmak seçenekler arasında. Denize girilecek yerleri de ileride anlatacağımızdan, size en uygun yeri seçmeniz kolay olacaktır. Biz Limenaria civarını tercih ettik ve ilk 3 geceyi geçireceğimiz Thassos’tan 40 km kadar uzakta bulunan Potos’taki otelimiz Studios Panagiota‘ya yaklaşık 50 dakikalık bir sürüşten sonra vardık.

potos-sahil

Potos, küçük ve kalabalık bir limanı olan, bolca kafe, taverna, fırın, market ve mağaza bulunan sevimli bir köy. Samimi ve güleryüzlü halkıyla, bol yiyecek seçeneği ve lezzetli tavernalarıyla bize adanın en güzel yerini seçmiş olduğumuz hissini verdi. Köşedeki mısırcıdan akşamları haşlanmış mısır almak ve hatta yıllar sonra çarpışan arabalarla karşılaşmak bizi evimizde hissettirdi.

potos-carpisan-araba

Son iki gecemizi ise, Limenaria’daki Konstantinos Beach 1 adlı tesiste geçirdik. Bu tesis denize sıfır olduğundan daha keyifliydi ama Limenaria’yı Potos kadar çok sevemedik. Sahile sıralanmış evler ve otellerden oluşan, daha yokuşlu, büyükçe bir kent.

limenaria

Burada da birçok market, taverna, fırın ve mağaza mevcut ama daha sıkışık ve yokuşlu bir kent.

Thassos adasının plajları

Gelelim adanın en sevdiğimiz yanına. Eylül ortasında gittiğimiz halde ılık bir denizle karşılaştığımızdan mı, neredeyse her köşe başında müthiş bir koy olduğundan mı bilmiyoruz ama bu ada deniz konusunda çok bol seçenek sunuyor. Tümüne gidememiş olsak da gittiğimiz sırayla plajları anlatalım.

Notos

Yanı başında adanın beş yıldızlı otellerinden birisi bulunan sakin bir koy. Yolun kenarına arabanızı parkedip denize doğru taşlık bir patikadan yokuş aşağı inmeniz gerekiyor.

notos-1

Bir miktar şezlong bulunuyor, kiralayan amca bir köşede oturuyor ve tesis yok. Pırıl pırıl bir deniz, sahil ve deniz ince kum, balıklar etrafınızda yüzüyor ve şnorkel kullanmasanız bile onları görebiliyorsunuz. Çok derin değil ve ılık. Sağ ve soldaki kayalık kesimlerde bolca balık görebilirsiniz.

notos-2

Hemen belirteyim, biz yine katlanır sandalyelerimiz ve şemsiyemizle gittik, o nedenle boş şezlong bulma derdimiz olmadı. Hazırlıksız iseniz erken gitmenizi tavsiye ederim.

Agia Anna

Notos’un bir kilometre kadar ilerisinde, yine yolun kenarına parkedip bir miktar yürünerek inilen ve çok etkileyici bir koy. Yoldan bakınca ağaçların arkasında bir güzellik olduğu hemen belli oluyor.

agia-anna-1

Bir özel mülkün çitlerinin kenarındaki patikadan aşağıya indiğinizde denizin müthiş rengiyle karşılaşıyorsunuz.

agia-anna-2

Yunanistan’da sahili kapatmak kimsenin hakkı olmadığından, koyu sarmalayan dev bahçenin kenarından yürüyerek koyun kumsalına ulaşabiliyorsunuz. Yine üç beş şezlong var, yine kiralayan bir amca var ve yine tesis yok. Ama muhteşem bir deniz var.

agia-anna-3

Etraftaki çam ağaçlarının altında gölge bulmanız kolay. Plaj ve deniz kum, derin değil, su pırıl pırıl ve kenarlardaki kayalıklar çok renkli. Yüzmesi ve zaman geçirmesi çok keyifli bir yer. Muhtemelen rüzgarlı havalarda bile sakinliğini koruyordur.

Psili Ammos

Her yunan adasında olduğu gibi, kumsalı büyük olan bir Psili Ammos da burada var. Ama iğne atsan yere düşmeyecek, popüler olduğundan arabayı park edeceğiniz yer bulmakta zorlanacağınız, tesisi olan, bol şezlonglu bir plaj.

psili-ammos

Durduk, baktık ve koşarak uzaklaştık. Sadece kum olduğunu ve kalabalık olduğunu hatırlıyoruz.

Astrida (Astris)

Psili Ammos’tan bir kilometre kadar ileride, uzunca bir sahil. Sakin insanların tercih ettiği, çok güzel bir tavernası olan, bol şezlong ve şemsiye olan ama kalabalık olmayan bir plaj.

astris

Sahili kum ama deniz iri taşlı. Deniz ayakkabısı tavsiye edilir. Su biraz serince ve çok keyifli değil ama yine de pırıl pırıl. Tesis olsun diyenlerdenseniz Psili Ammos’a gideceğinize buraya gidin deriz. Tavernadan içecek bir şeyler aldığınızda ya da yemek yediğinizde elbette şezlonga ücret ödemiyorsunuz.

Arsanas

Muhteşem bir koy. Astris’ten 4-5 kilometre kadar doğuda yolun dağın tepesinden geçtiği bir noktada aşağıda görünüyor ve sizi davet ediyor. Ormanın içinden küçük bir tabelayla sağa ayrılıyorsunuz ve önce uzaktan Livadi plajını görüyorsunuz.

livadi

Ama asıl amaç orası değil, biz gidip görmedik bile. Yol sola kıvrılarak hafif tepeye çıkıyor ve bitiyor. Arabanızı bir köşeye bırakarak taşlara çizilmiş okları takip etmeye başlıyorsunuz. Adadaki en yaman plaj inişi burada.

arsanas-1

Bu merdivenlerden indiğinizde, yukarıdan görmüş olduğunuzdan çok daha güzel bir koyla karşılaşıyorsunuz.

arsanas-2

İki şezlong ve bir şemsiyeyi 5 €’ya kiralayıp az yukarıdaki derme çatma tesisten frappenizi alabilirsiniz. Plaj kum, deniz ise taşlık. Ancak yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi denizin girişine rahat yürünebilsin diye ince bir patika yapmışlar, dolayısıyla deniz ayakkabısı olmadan rahatlıkla girilebiliyor.

arsanas-3

Deniz hızla derinleşiyor ve birazcık serin. Ancak bir şnorkelci için cennet denebilecek kadar güzel bir yer. Deniz dibinde kocaman kayalar, bol balık, uzun bir görüş mesafesi ile özellikle sol taraftan açık denize kadar gidesiniz gelir. Sağ taraf da güzel ancak Livadi’ye doğru gittikçe biraz bulanıklaşıyor. Denizden çıkmak istemeyeceğiniz muhteşem bir plaj, kesinlikle gitmeye değer.

Marble Beach

Bir efsaneye göre yolu çok kötüymüş, gitmeye de değmezmiş. Sakın inanmayın, muhakkak gidin. Yolu sadece biraz tozlu, arabanıza zarar vermez. Aşağıda bozuk denen yolun neye benzediğini görebilirsiniz.

marble-beach-yol

Bu görüntü Thassos’tan Panagia’ya giderken sola ayrılan yoldan. Makriammos üzerinden de gelen bir yol varmış, onu bilmiyoruz. Siz bizim yoldan gidin, rahat edin. Ana yol üzerinde büyük mermer blokların üzerindeki Marble Beach yazılarını takip ederek gidebilirsiniz. Yolun sonunda varacağınız cennet şöyle bir şey.

marble-beach-1

Evet, kalabalık ve müzik var ama böyle bir güzellik her yerde bulunmaz. Sadece plaj değil, denizin içi de bembeyaz mermer tanelerinden oluşuyor. Çok değişik bir yer. Deniz ılık ve çabuk derinleşiyor, şnorkel için çok uygun değil ama denemek lazım, çok enteresan. Mermer tanelerine basmak ve denizi bembeyaz görmek gerçekten çok garip.

marble-beach-2

Şunu da söylemeden geçmeyelim, burada yiyecek satan bir tesis yok ancak içecek ve şezlong bulabilirsiniz. Gidin, üşenmeyin.

Porto Vathy

Aslında Marble Beach’in yan koyu. Hatta yukarıda bahsettiğimiz yol önce buraya geliyor, sonra Marble Beach’e geçiliyor. Biz bu koyda denize girmedik ama Marble’da bir kez denize girip, gelip burada uzun süreli kalınabilir.

marble-beach-porto-vathy

Burada hem tesis var, hem de daha geniş bir yer. Az çok da denizi mermer taşlı. Diğer yandan, Marble’dan çıkarken de bu koydan geçip dümdüz devam edilen yolu kullanabilirsiniz. Bu yol da yine biraz tozlu ama çok güzel manzaralara sahip.

marble-beach-cikis

Golden Beach

Uzun bir plaj. Biz denize girmedik, sadece Marble Beach çıkışında içinden geçtik. Sahile inip bakındık. Kaldığımız bölgeye çok ters olduğundan zaman geçiremedikse de en azından bir fotoğrafını koyalım dedik.

golden-beach

Sığ görünüyordu. Aslında bu bölge, bizim kaldığımız güney bölgenin alternatifi. Biraz daha ilerideki Paradise Beach ile beraber bu bölge uzun kum plajları ile ünlü. Çok sayıda konaklama tesisi de bulunmakta. Bu tarafla ilgili çok bilgi veremedik çünkü diğer yazılarımızı okuyanlar bilirler, uzun kumsallardansa küçük koyları daha çok severiz.

Plajları burada bitirirken, bir gün de kuzeyde, Thassos’un batısında, ünlü La Scala plajının bir kaç koy yanında denize girdiğimizi belirtelim. Güzeldi, biraz serindi, ama güney kadar şahane değildi. Ne tarafta kalacağınızı planlarken işinize yarayabilir. La Scala’ya gitmedik, sosyal imkanları belli ki çok güzel ancak yorum yapamıyoruz.

Thassos adasının köyleri

Thassos gittiğimiz diğer Yunan adaları gibi değil. Çok fazla dolaşacak köy yok. Potos ve Limenaria’yı konaklama bölümünde biraz anlatmıştım, burada bir de Limenaria’da gün batımını göstereyim, biraz daha hissedersiniz.

limenaria-sunset

Bir de her gelenin gitmesi gerektiği söylenen bir köy var. Aşağıda anlatalım.

Panagia

Zamanınız varsa gidin. Başka Yunan adasının, hatta Gökçeada’nın rum köylerini görmediyseniz gidin. Tipik bir rum köyü neye benzere en yakın köyü görmek için gidin.

panagia-2

Biraz sokaklarında dolaşın, arabanızı park etmenin zor olduğu belki de tek köyü görmüş olun. Ara sokaklardan aşağıdaki Golden Beach manzarasını görmeden dönmeyin.

panagia-1

Ama sakın ünlü denilen ve her giden yemeli denen oğlak çevirme ve kokoreçi yemek için gitmeyin. Kuyrukta masa beklemek ve sonra da arılardan kaçınarak çok da müthiş olmayan bir yemeği yemek zorunda kalırsınız. O kadar ki, garson masanıza tabakları atarcasına bırakır, içkinizi getirmeyi unutur, hatırlattığınızda bahçeden içeriye bağırarak söyler. Açık söylüyorum, şu aşağıdaki görüntü hiç de umulan lezzeti barındırmıyordu.

panagia-3

Thassos adasında ne yenir?

Diğer ada yazılarımızda çok uzun anlatmıştık ancak bu sefer çok kısa geçeceğiz. Çok net. Aşağıda gördüğünüz yenir.

limenaria-ahtapot

Özetle, Thassos merkezinde Mouses çok iyi, Potos’ta Taverna Irene çok iyi, yukarıda dediğim gibi Panagia’da Elena kötü, Limenaria’da Ağkistri muhteşem. Yukarıdaki resim oradan. Limenaria merkezden 400 metre kadar batıda, sahilden yürüyün bulursunuz. Buralara gidebilirsiniz, gördüğünüz bir yerde de yiyebilirsiniz. Biz oğlak haricinde kötü bir şey yemedik.

Son Söz

Öncelikle bu kadar çok yerden bahsetmişken adanın bir haritası üzerinde nerelerden bahsettiğimizi gösterelim.

[geo_mashup_map]
Thassos adası gezdiğimiz diğer Yunan adalarından çok farklı. Öncelikle çok yeşil. Sahil yolunun orman içinden geçmesi büyük bir fark. Neredeyse her adım başında bir başka güzel koyla karşılaşabilirsiniz. Merkezleri bizim tatil merkezlerimize çok benziyor. Türk turist kadar Bulgar, Romen ve Slovak turist var, dolayısıyla pahalı değil. Yeme içme konusunda basit alternatifler de mevcut ve birçok pastane bulunuyor. Biz çok rahat ettik.

Ufak bir eksik ise adada birçok market olsa da büyük market yok. Ancak neredeyse her ihtiyacınızı bu marketlerden karşılayabilirsiniz. Bir de pek ATM cihazı görmedik, yanınızda nakit bulundursanız iyi olur. Kredi kartı ise neredeyse her yerde geçiyor.

Biz bu adayı gerçekten çok sevdik. Eylül ayında bile deniz ılıktı ve çok yeşildi. Gidilecek birçok yeri, mesela Giola’yı ve Archangel manastırını göremedik ama elbet tekrar geliriz.

Adadan dönüşte yine limana gidip ilk feribota bindik. Bayram dönüşü olsa da çok beklemek zorunda kalmadan rahatça karşıya geçtik.

thassos-feribot

Sonrası geldiğimiz gibi otoyoldan dönüş ve İpsala. Ancak burada anlatmasak da, dönüşte yol üzerinde olan Dedeağaç’a uğrayıp son bir ahtapot yemeyi de ihmal etmedik. Siz de deneyebilirsiniz.

Gürkan, Eylül 2016

 

Yunanistan ile ilgili diğer yazılarımıza da göz atmak isterseniz buyrunuz ⇒ Yunanistan Yazıları

 

Midilli Adası

Samos ve Sakız adalarına gittikten sonra bir bayram tatilimizde de Midilli adasına gidelim dedik. Ayvalık’ın hemen karşısında bulunan ve Yunanistan’ın en büyük üçüncü adası olan, Yunancada Lesvos adına sahip bu adayı da görelim ve ne gördüysek anlatalım dedik. 4 günlük bir gezide oldukça büyük olan bu adanın tümünü gezmek elbette mümkün olmadı ancak gördüğümüz kadarını anlatalım.

Aradığı konuya daha hızlı gitmek isteyenler aşağıdaki listeden seçim yaparak ilgili konuya atlayabilirler.

Arabayla Adaya Gidiş

Ayvalık’tan Midilli’ye giden feribotlar araç da taşıyabildiğinden, araba kiralamayla uğraşmamak için yine kendi aracımızla gitmeye karar verdik. Arabaya yurtdışına çıkış işlemlerini Sakız Adası yazımızda uzun uzun anlattığımız için burada tekrarlamayacağız. İstanbul’dan sabah 8 gibi çıktık ve oyalana oyalana saat 15 gibi Ayvalık’a vardık. Saat 18:00’de kalkan Turyol gemisi ile gidecektik ve limanın karşısındaki Turyol ofisinden biniş kartlarımızı aldıktan sonra Ayvalık’ta biraz dolaşıp saat 16:30 gibi limana geldik. Not edelim, gidiş-dönüş araba için 70 €, kişi başı da 25 € ödedik. Yine not edelim, Ayvalık limanında ve Midilli limanında duty free mevcut.

Ayvalik-Liman

Ayvalık limanı oldukça küçük ve aracınızı liman sahasına park ettikten sonra valizleri indirip yayalarla beraber x-ray cihazından geçirmeniz gerekiyor. Pasaport çıkışı sonrası arabamızın işlemleri de hızlıca tamamlanıyor ve arabaları gemiye almaya başlıyorlar.

Midilli-Feribot

Gemi iki katlı ve oldukça rahat. Arka kısmına 12 araç yüklenebiliyor. Tüm arabalar yüklendikten sonra bir buçuk saat sürecek olan seyahatimiz başlıyor.

Midilli-Feribot-2

Midilli’ye indiğinizde arabaları gümrük binasının önüne çekip pasaporttan geçiyorsunuz, sonra arabanızı kayıt edip dışarıya çıkarıyorsunuz. Sıkı bir kontrol olduğunu söyleyemem ama büyük bir ada olduğundan gümrük binası Samos ve Sakız’a göre oldukça büyük ve daha çok personel bulunuyor.

Midilli adasında konaklama

Ada çok büyük olduğundan, hangi tarafında konaklama yapmamız gerektiğini pek bilememiştik. Gidilmesi gereken yerlerin dağılımına bakınca merkeze yakın olmanın doğru olacağını düşünerek Pirgi Thermis’te kalmaya karar verdik. Merkezin 10 km kuzeyinde bulunan bu bölgeden adanın en batısı hariç her yere bir saatten az sürede ulaşabilir durumda olduk, zaten en batıya da gidemedik. Kaldığımız otelden çok memnun kalmadığımız için burada adını vermiyoruz ancak bu bölge kalmak için oldukça avantajlı. Hem merkeze ve büyük marketlere yakın hem de oldukça sakin. Thermis ismi ise köydeki kaplıcalardan geliyor.

Pirgi-Thermis-Sokak

İleride köylerde anlatacağımız gibi, Plomari bölgesi de iyi bir alternatifmiş, o tarafta kalınabilirmiş.

Midilli adasının plajları

Kısıtlı zamanımız olduğundan adanın her tarafını gezemedik. Yine de epey dolaştık ve gördüğümüz plajları sırasıyla anlatalım.

Pirgi Thermis

Kaldığımız köyün plajından bahsetmesek olmaz. Çok başarılı bir yer olmasa da yerli halkın oldukça tercih ettiği bir plaj. Güzel bir tesis var ve ulaşımı çok rahat.

Pirgi-Thermis-Plaj

Kıyı ve deniz kum olduğundan çocuklar için çok uygun.

Xampelia

Doğu yakasının ünlü plajlarından. Oldukça yukarıda kalıyor ve eğer bu tarafta kaldıysanız uğrayabilirsiniz. Biz görmeye gittik, uzaktan bakıp daha çok beğendiğimiz bir yere döndük. Bize nedense pek sıcak gelmedi.

Xampelia

Petalidi

Aslında bir otelin plajı. Ama Yunanistan’da plajlar herkesin olduğundan geleni gideni çok. Yine doğu yakasının ünlü plajlarından. Bir bakıp müzik sesi ve kalabalıktan dolayı kalmadan çıktık ama bir akşam üzeri tekrar uğrayıp denize girdik. Sahil ve deniz kum, tesis güzel, bu otelde bile kalınabilir.

Petalidi

Skala Neon Kidonion

Tamamen tesadüfen bulduğumuz ve muhteşem denizi olan plaj. Arkadaşlarımızın kaldığı otelin önündeki ağaçların altı. Tesis yok, ağaç var.

Skala-Neon-Kidonion-3

Deniz muhteşem. Kıyı ve deniz çakıl. Su çok temiz, pırıl pırıl. Bu kadar temiz bir denizi adanın başka yerinde görmedik.

Skala-Neon-Kidonion-1

Sırasıyla Pirgi Thermis, Xampelia ve Petalidi plajlarına bakıp da oldukça ısınmış olmamızdan mı yoksa gerçekten muhteşem olmasından mı bilemiyoruz ama buradaki deniz gerçekten aklımızda kalan bir yer oldu.

Skala-Neon-Kidonion-4

Bir kez daha tekrar edelim, burada hiç bir tesis yok. Kendi ekipmanınızı getirmeniz lazım. Ağaç altı oldukça geniş, şemsiyeniz olmasa da olur.

Melinta

Güneyde Plomari’nin batısında kalan çok güzel bir plaj. Plomari’ye varmadan önce Agios Isidoros’ta da durduk, orası da çok güzeldi ama her zamanki gibi merakımızı yenemediğimizden devam ettik. Plomari’yi de geçince bari Melinta’ya da bakalım dedik. Dağın yamacından geçen yoldaki ilginç betonarme tünelden de bahsetmeden geçmeyelim.

Plomari-Dag-Yolu

Bu tüneli de geçtikten sonra Melinta’ya geldik ve Taverna Maria’nın otoparkına arabayı bırakıp sahile inince hiç bir yere gidesimiz kalmadı.

Melinta

Tüm günü burada geçirdik. Kıyı çakıl, deniz iri taşlı. Deniz ayakkabısı şart. İskeleden atlayabilirsiniz ama çıkışı biraz zor. Aklınızda bulunsun, iskele üzerinde terlik bırakmayın, rüzgar denize düşürüyor ve akıntı ile terlik kayboluyor. Maria’da yemeğimizi de yedikten sonra döndük, tavsiye edilir, yemekleri oldukça güzeldi.

Agios Ermogenis

Midilli merkezden güneye inince Charamida’nın yanında. Burayı çok beğendiysek de, biraz geç geldiğimizden gölgede yer kalmamıştı ve denize giremedik. Güzel bir tavernası var, denizi kum. Aklımızda kalan yerlerden birisi.

Agios-Ermogenis

Charamida

Ag.Ermogenis’te kalamayınca biraz doğuya devam edip Charamida’ya geldik. Çok geniş bir koy. Açık kısmında tesis yok ama içeriye geldikçe bir kaç tesis bulunuyor. Biz karşıda görünen tepenin sağında, yani koyun dibindeki tesiste denize girdik.

Charamida-1

İmkanları güzeldi ancak bir ara müzik yayını başladı. Kalkıp gitmeye üşendiğimizden zevk almaya çalıştık. Kıyı ince çakıl, deniz küçük taşlık. Deniz ayakkabısı olmadan da girilebilir. Ancak deniz çok yavaş derinleşiyor ve taşlarda yürümek zor olduğu kadar sığda yüzmek de zor.

Charamida-2

Sığ olmasına rağmen keyifli bir deniz ve oldukça da ılık. Çocukların ayakkabıları varsa eğlenceli olur. Denizin ortasındaki yüzen trambolin de cabası.

Efthalou

Adanın en kuzey ucunda. Molyvos’a gittiğimiz gün batıdan çok sert rüzgar esiyordu ve deniz çok dalgalıydı. Molyvos küçük bir burun olduğuna göre arka taraf sakindir diye düşünüp biraz araştırınca yine yerli halkın bildiği güzel bir plaj buluverdik. Ağaç gölgesi de varsa gireriz dedik ve bu güzel denizde zaman geçirdik.

Efthalou-Plaj

Zamanla rüzgar kuzeye döndüyse de deniz çok keyifliydi. Sahil çakıl, deniz orta ve iri taşlı. Deniz ayakkabısı gerekli. Burası tam olarak Sokakağzı‘nın karşısına denk geliyor. Güzel ve sakin bir plaj, Molyvos’un kalabalığından kaçmak için iyi bir alternatif olabilir. Ayrıca plajdaki tavernaya da uğramanızı şiddetle tavsiye ederiz, burada hem uygun fiyatlı hem de çok lezzetli bir yemek yedik.

Efthalou-Taverna

Evet, gitmek istediğimiz her yere gidemesek de, gördüğümüz plajlar bu kadar. Dediğimiz gibi, Midilli çok büyük bir ada ve keşfedecek çok yer var. Gelelim gidebildiğimiz köylere.

Midilli adasının köyleri

Kuzey, güney, doğu derken batıya hiç gidememiş olduk. Vatera, Eresos ve Sigri gibi çok güzel olduğunu duyduğumuz köylere ve plajlara gidemediysek de, gittiğimiz köyleri anlatalım.

Midilli

Aslında adanın adı Lesvos, başkentin adı Midilli. Ama biz adaya da Midilli demişiz, o nedenle biraz kafa karıştırıcı oluyor. Buraya merkez de diyebiliriz. Aslında köy demek doğru değil çünkü burası kocaman bir şehir. Büyük bir limanı olan Midilli oldukça kalabalık bir kent.

Midilli-Genel

Şehrin önü tamamen dalgakıranlarla kapatılmış bir liman. Kuzey tarafı bizim feribotun ve büyük adalar arası gemilerin yanaştığı bölge. Bu tarafın sahilinde bir takım restoranlar var ama kalabalık değil. Orta kısım oldukça uzun ve şehrin yolları buraya bağlanıyor. Güney taraf ise oldukça kalabalık.

Midilli-Taverna-2

Bu tarafta arabanızı park edecek yer bulmakta zorlanabilirsiniz ancak limandan güneye doğru bir miktar daha ilerlediğinizde sahilde dev gibi bir ücretsiz otoparkın olduğunu göreceksiniz. Bu bölgede hem büyük marketler hem de mağazalar bulunuyor ve oldukça kalabalık. Ara sokaklardan limana çıktığınızda ise sıra sıra kafe ve tavernalarla karşılaşıyorsunuz.

Midilli-Taverna-1

Biz gündüz gittik ama akşamları çok kalabalık olduğundan eminiz. Liman ve şehir manzarasına sahip bu tavernalarda hazırlanan ahtapotlar, bu tarafların adeti olduğu üzere güneşte kurutulmaya bırakılmıştı.

Midilli-Ahtapot

Kafa dinlemeyi ve sakin denizlere girmeyi sevdiğimizden, şehirde daha fazla zaman geçirmedik. Ancak günübirlik gelecek olanların bu bölgeden memnun kalacaklarından eminiz.

Pirgi Thermis

Kaldığımız köy olduğundan yine torpil geçiyoruz. Deniz kenarı olduğu halde sosyal hayatını içinden geçen yolun kenarına kurmuş olan bir köy. Pastanesi, kahveleri ve tavernaları ile içinden geçerken bile güzelliğini gösteriyor. Ara sokaklarında yürümek keyifli ama büyük bir güzellik beklemeyin. Bu köyle ilgili bir enteresan not da sahilde bulunan arkeolojik alan. Antik eserlere ilgi duyanlar kişi başı 3 € ödeyerek gezebilirler.

Pirgi-Thermis-Antik

Molyvos

Adanın en şişirilmiş ve en çok Türk turist gördüğümüz bölgesi. En kuzeyde, tepedeki bir kalenin eteklerine kurulmuş bir köy.

Molyvos-Uzaktan

Midilli merkezden bir saat mesafede. Molyvos’a giden yol üzerinde bir de plajlarıyla ünlü Petra’dan geçiyorsunuz. Bizim gittiğimiz gün batıdan çok sert rüzgar estiğinden deniz çok dalgalıydı, bu nedenle Petra’ya uğramadan Molyvos’a geçtik ama uzaktan bir görünümünü paylaşalım.

Petra

Molyvos’a girdiğinizde bir kalabalık ve sıkışıklık sizi karşılıyor. Karşılıklı mağazaların olduğu daracık bir sokaktan ilerleyerek yolun sonundaki otoparka varıp yer bulamıyorsunuz. Geri gelmek de dert ama asıl mesele arabayı bıraksanız bile köy tepede olduğundan sahile inmek için biraz yokuş inmeniz ve sonra da çıkmanız gerekmesi. Sanki bu sakin adada kalabalık sevenler için yaratılmış bir bölge. Belki de yeterli zamanı ayırmadığımızdan sevemedik, hakkını yemeyelim.

Molyvos-Kale

Molyvos’a gelirken adanın ortasından giden doğu-batı yolunu tercih etmiştik. Oldukça geniş ve yeşillik bir yoldu.

Molyvos-Yol

Dönerken ise, adanın kuzeyinde tepelerin üzerinden giden yoldan döndük. Bu tarafta bol viraj, orman, yemyeşil köyler ve karşıda Assos sahillerini gördüğünüz şahane manzaralar var. Kaldığımız yere gidişte zaman olarak da çok fark etmediğinden bu yolu biz çok sevdik.

Midilli-Kuzey-Yol

Plomari

Adanın güney sahilinin başlangıcı ve adanın en büyük ikinci kenti. Uzo endüstrisinin sembolik kentlerinden. Adanın merkezinden güneye inen yol oldukça keyifli. Adanın bu tarafı tarım konusunda oldukça gelişmiş durumda ve köylerin zenginliği kendini hemen belli ediyor.

Plomari-Yol

Sahile indiğinizde yol boyunca şahane plajlar ve masmavi bir denizle karşılaşıyorsunuz. Sevimli sokaklardan geçip kentin merkezine geldiğinizde yaşayan bir şehirle karşılaşıyorsunuz.

Plomari-Merkez

Kentin önünde büyük bir liman var. Bir çok kafe ve taverna var, oldukça da kalabalık. Bu bölgede de kalınabilirmiş diye düşündük. Plomari’den batıya doğru Melinta’ya doğru ilerlerken, limanın bittiği bölgede gördüğümüz şu küçük plaj da çok hoşumuza gitti.

Plomari-Plaj

Açıkcası, güney sahilleri hem daha çok fırsat sunuyor hem de daha sakin bir çevreye sahip. Bir dahaki gelişimizde bu tarafta kalmayı düşünebiliriz.

Son olarak, akşam üzeri dönerken bize güzel bir manzara sunan adanın haritasında göreceğiniz iki körfezin küçüğü olan Geras Körfezi’nin çıkış tarafını gösterelim.

Geras-Korfezi

Panagiouda

Merkez’in 5 km kadar kuzeyinde, bir çok tavernanın olduğu bir balıkçı köyü. Sakin, rahat, ekonomik ve lezzetli yemek yemek isteyenlerin tercihi olabilecek bu küçük köyden de bahsederek köyleri anlatmayı bitirelim.

Panagiouda

Son Söz

Midilli adası çok büyük ve yeşil bir ada. Çok turistik değil ve her köşesi plajlarla dolu değil. Belli başlı merkezleri var, bu merkezlerin arası da ortalama arabayla birer saat. Dolayısıyla bizim gibi 4 günlük bir gezide adanın tümünü anlamak mümkün değil. Yine de sessizliği, huzuru, lezzetli yemekleri ile tipik bir Yunan adası. Bu kadar yerden bahsetmişken, bu yerleri bir harita üzerinde de gösterelim, kolaylık olsun.


[geo_mashup_map]

Midilli’den bahsetmişken, adada iki tane mülteci kampı olduğunu, mültecilerin sokaklarda fazla görülmediğini ama bu kamplara yakın yerlerde dolaştıklarını da söylemeden geçmeyelim. Merak edenler olacaktır, sorulmadan söyleyelim biz hiç rahatsız olmadık. Dönüşte limanda gördüğümüz şu bot ve can yelekleri mülteci sorununun halen devam etmekte olduğunu bizlere tekrar hatırlattı.

Midilli-Multeci

Diğer yazılarımızı okumadan gelenlere son bir hatırlatma yapalım, Yunan adalarında marketler pazar günleri kapalı. Hatta fırınlar bile kapalı, mini marketler açık, onlarda bir gün öncenin ekmeğini bulabilirsiniz.

Dönüşte her ne kadar diğer adalardan tecrübeli olsak da, yine gemi kalkış saatinden bir buçuk saat önce limana geldik ve yine bekledik. Kapılar kalkıştan bir saat önce açılıyor. Arabanızı arka kapıdan içeri alıp binanın içinden geriye geçiyorsunuz, pasaport ve araç çıkış işlemleri yapıldıktan sonra gemiye biniyorsunuz. Tekrar söyleyelim, Midilli limanında duty free bulunuyor ama mesela uzo marketle aynı fiyat, zeytinyağı marketten de pahalı.

Biz Midilli’ye yine gideriz. Gittikçe de bu yazıyı güncelleriz. Uzun gidemeseniz de 3-4 günlüğüne gidilesi bir ada Midilli.

Gürkan, Temmuz 2016

 

Yunanistan ile ilgili diğer yazılarımıza da göz atmak isterseniz buyrunuz ⇒ Yunanistan Yazıları

Brugge ve Brüksel

Amsterdam yazımızda bahsettiğimiz gibi, gezimizin bir gününü Brüksel ve Brugge’a ayırdık. Otobüsle sabah 8:00 gibi çıktık ve gece 21:00 gibi geriye döndük. Önce Brüksel, sonra Brugge’e gittik, iyi ki de öyle yapmışız çünkü önce Brugge’e gitmiş olsaydık ayrılmak istemeyeceğimizden muhtemelen Brüksel’e gitmezdik. Çok detay veremesek de ne gördüğümüzü anlatalım. Brugge kısmına gitmek isteyenler buraya tıklayarak yazının o kısmına atlayabilirler.

Brüksel

Belçika’nın ve Avrupa’nın başkenti olan oldukça büyük bir şehir. Şehire girmeden önce Atomium isimli enteresan bir yapıda mola verdik. Bir demir atomunun 165 milyar kez büyütülmüş halini gösteren bu yapı Eyfel misali Expo 58 fuarı için yapılmış ve 102 metre yükseklikte. Orijinali aluminyum kaplıymış ancak 2007 yılında biten renovasyonda kaplama paslanmaz çelik ile değiştirilmiş.

Bruksel Atomium

Sonrasında Brüksel’in merkezine varmamız  trafik nedeniyle yarım saat kadar sürdü. Yol üzerinde gördüğümüz bazı yapıları pek bilgi veremesek de burada paylaşalım.

Bruksel Kilise

Oldukça eski bir tarihi olan bu şehirde eski yapılar da göze batıyor.

Bruksel-Kule

Elbette Avrupa şehirlerinin tipik özelliği olan büyük parklar burada da mevcuttu.

Bruksel-Park

Sonunda otobüsümüz merkeze yakın bir yere park etti ve yürümeye başladık. Önce küçük bir meydana vardık. Bol turist olan hoş bir meydandı.

Bruksel-Ustmeydan

Buradan sola yürüyerek şehrin merkezi olan Grand Place Meydanı’na vardık.

Bruksel-Grote Markt

Muhteşem yapılarla süslü bu meydan Brüksel’in en görülesi yeri. Meydanı daha iyi hissetmeniz için burada çektiğimiz küçük bir videoyu paylaşalım.

Meydandan sola devam ederek ünlü işeyen çocuk heykeli Manneken Pis’i gördük. Hakkında onca efsane olan 61 cm yüksekliğindeki bu heykel, gerçekten çok küçük ve turistik bir nokta olmuş. Yüzlerce kostümü olan ve sık sık kostüm değiştiren heykeli biz şansımıza çıplak gördük.

Bruksel-Manneken Pis

Brüksel’in ünlü, lezzetli ve oldukça pahalı çikolata mağazalarını dolaşıp, bir de waffle yedikten sonra Brugge’e doğru yola çıkmak üzere otobüsümüze döndük.

Brugge

Masal gibi bir kent. İkinci Dünya Savaşı’nda zarar görmediği için Orta Çağ özelliklerini hala koruyor. Şehrin girişinde otobüsler ve arabalar için büyük bir otopark yapmışlar ve merkeze 15 dakika kadar yürüyorsunuz. Elbette yürümek çok keyifli.

Brugge-Giris

Kente geldiğinizi şu aşağıda gördüğünüz küçük meydana gelince anlıyorsunuz.

Brugge-Giris-2

Bol turistin bulunduğu sokaklarda yürüyerek kentin içlerine gidiyorsunuz.

Brugge-Sokak

Brugge de bol kanal bulunan bir kent. Kanallarda gezinti yapmak için kanal turları da bulunuyor.

Brugge-Kanal

Sokaklarda çikolata mağazalarını ve ünlü Brugge dantellerini yapan teyzeleri görebilirsiniz.

Brugge-Dantel

Belçika’nın diğer ünlü ürünü olan bira için şu mağazanın camında yazan “Suyu koru, Belçika birası iç!” yazısı, 500’den fazla bira çeşiti bulunduğunu çok güzel anlatıyordu.

Brugge-Bira

Kanalların yanında kurulmuş bir bit pazarında çok eski ve orijinal ürünler bulmak mümkün. Modern Çin işi ürünler çoğunlukta ama yine de bakmakta fayda var.

Brugge-Pazar

Sokaklarda yürümek çok keyifli. Sanki yüzlerce yıl önce geziniyormuş gibi hissediyorsunuz.

Brugge-Sokak-2

Sonunda ünlü Markt yani Market Meydanı’na çıkınca Brugge’ün neden bu kadar ünlü olduğu anlaşılıyor. Daha 3 saat önce Brüksel’in ünlü meydanını görmüş olmamıza rağmen bu meydan bizi gerçekten çok etkiliyor.

Brugge-Markt 1

Orta Çağ’dan kalma haliyle bu kocaman meydanın ortasında bir orkestra vardı ve müzik her yanı sarmıştı. Burada da kısa bir video çektik.

Meydanın bir kenarını kaplayan adliye binası ve arkasında görünen büyük Belfry Kulesi gerçekten çok ince işlenmiş ve muhteşem yapılar.

Brugge-Markt Belfry

Meydanın diğer kenarı ise restoranlarla kaplıydı. Deniz ürünlerinin bol olduğu bu restoranlarda oturan turistler güzel zaman geçiriyorlardı.

Brugge-Meydan3

E biz de buraya kadar gelmişken midye yemeden geri dönemezdik, buralara gelirseniz siz de mutlaka deneyin.

Brugge-Midye

Brugge’de geçireceğimiz zaman elbette çok çabuk bitti. Otobüse doğru dönerken kaçırdığımız bazı manzaraları da yakalama fırsatı bulduk.

Brugge-cikis1

Kanalların güzelleştirdiği başka bir şehir olan Brugge’a biz doyamadık. İnanın aklımız orada kaldı ve elbet bir gün tekrar gideceğiz.

Brugge-cikis2

Bir gün içinde Amsterdam’dan çıkıp hem Brüksel’i hem de Brugge’ü görmek mümkün ama yetersiz. Özellikle Brugge için en az tam bir gün ayırmak gerekli. Sadece görmüş olmak değil, sokaklarında gezinmek, kafelerde dinlenmek ve kenti yaşamak için bu zamanı ayırmak lazım. Doyamasak da bu iki kenti görmüş olmak bizim için mutluluk verici oldu.

Gürkan, Mayıs 2016

Amsterdam, Volendam ve Marken

Mayıs sonunda 3 gece 4 günlük bir Amsterdam turuna katıldık. Bir günümüzde de Brüksel ve Brugge’e gittik ama özellikle Brugge muhteşem bir yer olduğundan o geziyi şuradaki yazımızda anlattık. Amsterdam’daki son günümüzü Zaanse Schans, Volendam ve Marken Adası’nı da kapsayan bir geziyle geçirdik ve tüm bu güzel yerlerde gördüklerimizi burada anlattık. Hızlı gitmek isteyenler aşağıdaki listeyi kullanabilirler.

Uçuşumuz KLM havayolları ile idi. Koltuk aralıkları fena değil, uçuş sırasında sandviç ve içecek veriyorlar. Schiphol havaalanı çok büyük terminallere sahip ve kısıtlı süreli ücretsiz internet mevcut. Biz özel bir turla gittiğimizden terminal çıkışında otobüsümüz bizi bekliyordu, o nedenle şehire gidişte treni kullanmadık.

Amsterdam’ın tipik hava durumu olan yağmur, gezi boyunca peşimizi bırakmadı. Siz siz olun şemsiyesiz ya da yağmurluksuz gitmeyin. Sabah erken bir uçuşla gittiğimizden önce kısa bir şehir turu yaptık. Merkez tren istasyonunun karşısına otobüsümüz parketti ve Dam meydanına kadar yürüdük.

Amsterdam-Damm-1

Amsterdam’ın merkezi yürüyerek rahat gezilecek büyüklükte. Neredeyse her köşesine tramvay ya da otobüse binmeden rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Ama zamanı dar olanlar için hem otobüslerde hem de neredeyse her yerde olan tramvaylarda geçen günlük kartlar oldukça uygun. Dam meydanının bir tarafında yukarıda gördüğünüz Kraliyet Sarayı bulunurken, diğer tarafında Ulusal Anıt bulunmakta.

Amsterdam-Damm-2

Bu meydan Amsterdam’ın en bilinen buluşma noktası. Meydandan hangi yöne giderseniz gidin, ünlü kanalların üstünden geçen köprüler ve sakin sokaklarla karşılaşıyorsunuz.

Amsterdam-Sokak-1

Şehirde genel bir sakinlik hakim. Kafe ve restoranlar kalabalık, sokaklar ise güzel yapılarla ve bisikletlerle dolu.

Amsterdam-Sokak-2

Kanalların üstünden farklı tipli köprülerle geçiliyor. Kimi köprüler gerektiğinde açılacak şekilde inşa edilmiş. Aşağıdaki modelin bir çok farklı boyutunu gördük.

Amsterdam-Sokak-3

Kısa bir yürüyüş ve yemek molasından sonra, ünlü Rijksmuseum’a geçtik. Amsterdam’ın en büyük müzesine maalesef girecek zaman bulamadık ancak arka tarafındaki bahçede biraz zaman geçirdik. Bahçede bulunan su fıskiyesi durunca içine giren kişiler, fıskiye çalıştığında ıslanmadıkları halde suların içinde kalıyorlardı.

Amsterdam-Rijks-Bahce

Amsterdam’ın sembolü haline gelmiş olan Iamsterdam yazılarından birisi de burada bulunuyor. Bu yazı, turistler için fotoğraf çekme noktalarının başında geliyor.

Amsterdam Iamsterdam

Buraları da gördükten sonra Amsterdam’ın ünlü kanal turlarından birine başlamak üzere kısa bir yürüyüş yaptık ve teknemiz yola çıktı.

Amsterdam-Kanal-2

Üstü ve yanları camla kaplı basık ve uzun teknelerle yapılan kanal turunu yapmak ilk başta çok gerekli değilmiş gibi geliyor. Ancak suyun üstünden şehri izlemek çok hoş.

Amsterdam-Kanal-1

Kanalların kenarına bağlanmış teknelerden bazılar ev olarak kullanılıyor. Bazıları çok güzel ve oldukça özenli hazırlanmış.

Amsterdam-Kanal-3

Bazıları ise ticari olarak kullanılmakta. Bu tür teknelerde oldukça dikkat çekici modeller kullanılmış.

Amsterdam-Kanal-5

Bazı yerlerde daracık bir kanaldan diğer kanala koskoca tekneyi ustaca döndüren kaptanın becerisine hayran olmamak mümkün değil.

Amsterdam-Kanal-4

Kanal turu bir ara ana istasyonun arkasındaki nehire de çıkıyor. Bu taraftan istasyonun arkasındaki bisiklet parkının ne kadar farklı göründüğünü de belirtmek lazım. Küçücük alanlara yüzlerce bisiklet parkedebiliyorlar.

Amsterdam-Bisiklet-1

Yaklaşık bir saat süren tur oldukça keyifli. Hazır bisiklet parkından bahsetmişken, bisikletlerin neredeyse tüm yolların kenarında bulunan bisiklet yollarında geçiş önceliğine sahip olduğunu da belirtelim. Yayaya çarpmaları çok olası, her an bir yerden hızla bir bisikletli gelebiliyor, alışmak zaman alıyor. Başka bir bölgede gördüğümüz şu aşağıdaki bisiklet parkı, şehirde ne kadar çok bisiklet olduğunu biraz daha iyi anlatabilir.

Amsterdam-Bisiklet-2

Kanal turundan sonra otelimize geçip dinlendik. Otelimiz şehirden biraz uzak olan Ibis Schiphol Airport idi. Oldukça basit ve kullanışlı bir odası vardı ancak çok kalabalık ve insana sanki yoğun bir tren istasyonundaymış gibi hissettiriyor, gelen giden bitmiyor. Yakınında tramvay veya metro yok, havaalanına yakın olduğu için ücretsiz havaalanı servisi var, havaalanına gidip metroyla şehire gidilebiliyor. Ya da otelin önündeki otobüs istasyonundan (durak değil, kocaman istasyon) şehir merkezine yakın bir noktaya gidilebiliyor. Otelin lobisinde karşılaştığımız şu gençlerin de ileride çok ünlü futbolcular olma ihtimali bulunmakta, şurada dursun.

Amsterdam-Juventus

Turumuzun bir gününü de şehirde serbest dolaşarak geçirdik. Yağmur yağan sürelerde kafelerde otursak da sokaklarda yürümek gerçekten çok keyifliydi. Her köşeyi döndüğünüzde kanalların farklı bir pozunu fotoğraflamak istiyorsunuz.

Amsterdam-Sokak-4

Büyük kanallarda kocaman tekneler olsa da, dar kanallarda bağlanmış küçük tekneler sanki insanların işlerine bu araçlarla gidip geldiği gibi bir duygu yaratıyor.

Amsterdam-Sokak-5

Köprülerin üzerinden geçerken sağa sola bağlanmış bisikletlerin yarattığı mizansen çok hoş. Aşağıdaki gördüğünüz ve neredeyse her Amsterdam fotoğrafında görebileceğiniz kanal ve bisiklet teması gibi.

Amsterdam-Sokak-6

Ara sokaklar genelde konut ağırlıklı ancak her sokakta bir kaç kafe bulunuyor. Genelde dolu olan kafelerde dinlenen kişilerin çoğu turist.

Amsterdam-Sokak-7

Yürümesi çok keyifli bir şehir. Çok büyük olmadığından gitmek istediğiniz yere zamanın nasıl geçtiğini anlamadan varıyorsunuz. Bu kadar dolanmışken, gece gitme fırsatımız olmasa da, ünlü Red Light District’in de bir fotoğrafını gösterelim.

Amsterdam-Sokak-8

Dikkatli gözlerin görebileceği duvarlardaki lambalar geceleri kırmızı yandığından kırmızı ışıklar bölgesi deniyor. Gündüz gayet sakin ve insanlar dolanıyor. Gecesini bilen anlatır, biz sadece son olarak bu bölgede ayrıca bir üne sahip olan aşağıdaki coffee shop’un da fotoğrafını koyalım, fazlasına yorum yapmayalım.

Amsterdam-Bulldog

Serbest günümüzün sonunda topluca yemek yiyeceğimiz restorana da yürüyerek gittik. Ancak restoran istasyonun arkasındaki nehirin karşı sahilindeydi ve taksiyle ya da otobüsle gitmek gerekir gibi göründü. Ancak biraz araştırınca, istasyonun arkasından karşı kıyıya her 15 dakikada bir ücretsiz küçük feribotların gittiğini öğrendik. Böylece istasyonu da yakından görme fırsatı bulduk. Şehrin her yeri gibi bu bina da çok güzel.

Amsterdam-Istasyon-1

İstasyon oldukça kalabalık ancak yol bulmak için güzel yönlendirmeler yapılmış. İstasyonun arkasına geçtiğimizde yukarıda bahsettiğimiz bisiklet parkının yanına çıktık.

Amsterdam-Istasyon-2

Bu taraftan sağa doğru yürüyüp feribota bindik. Bisikletlerin, motorsikletlerin ve elbette yayaların binebildiği bu feribot, bizim deniz otobüslerinin küçüğü gibi. Oturacak yer yok ama zaten karşıya geçmeniz 7-8 dakika sürüyor. Aşağıdaki resimde karşı taraftan hem feribotu hem de istasyonu görebilirsiniz.

Amsterdam-Karsi-1

Amsterdam – Veer IJplein denen bu feribotla geçilen karşı taraf şehrin merkezinden oldukça farklı. Sanki bir anda yeşillikler içinde bir bölgeye ışınlanmış gibi hissettiriyor.

Amsterdam-Karsi-2

Turumuzun bir tam gününü de Brüksel ve Brugge’e giderek geçirdik ama onları ayrı bir yazıda yazacağız. Amsterdam’daki son günümüzde ise Zaanse Schans, Volendam ve Marken Adası’na gittik. Bu güzel yerleri de aşağıda biraz anlatalım.

Zaanse Schans

Zaanse Schans, Amsterdam’ın biraz dışında, basitçe çalışan yel değirmenlerini görebileceğiniz bir park. Daha detaylı anlatmaya çalışırsak ise, içinde bir de müze bulunan, Hollanda’nın sanayileşmesi sırasında geleneksel atölyelerin nereden nereye geldiğini anlatmak için hazırlanmış, 1961 yılından itibaren bir çok evin ve yel değirmeninin kamyon, tren, tekne vs kullanarak taşınması ile kurulmuş şahane bir park.

Zaanse-Schans-1

İçinde bir çok yapı bulunmakta ve bu yapılarda Hollanda’nın geleneksel ürünlerinin nasıl üretilmiş olduğunu görebiliyorsunuz. Aşağıda gördüğünüz atölye, ünlü ahşap ayakkabıların üretimini gösteriyor.

Zaanse-Schans-2

Aynı bina içinde bu ürünlerin satışı da yapılıyor. Aşağıda gördüğünüz kadar çok renkli ve çeşitli ayakkabıyı her yerde bulamazsınız.

Zaanse-Schans-3

Hollanda dendiğinde akla gelenlerin başında peynir geldiğinden, elbette bir de peynir üretim yeri mevcut. Burada çeşit çeşit peynirin hem tadına bakabiliyorsunuz, hem de satın alabiliyorsunuz.

Zaanse-Schans-4

Ancak, Zaanse Schans’ın en ilgi çekici ve en güzel yanı, çalışır durumdaki yel değirmenleri. Bu değirmenlerin bazısı çok eski ve buraya taşınmış, bazıları ise aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş.

Zaanse-Schans-5

Her değirmenin bir de ismi var. Değirmenlerin isimleri ve hangi amaçla kullanıldıklarına dair detaylı bilgiyi Zaanse Schans web sitesinden öğrenebilirsiniz.

Zaanse-Schans-6

Biz yağmurlu ve epey rüzgarlı bir günde gittiğimizden, değirmenlerin dönüşünü oldukça yakından gördük. Sizler de görün diye bir de video çektik, aşağıda görebilirsiniz. Merak edenler için, videodaki ilk değirmen De Zoeker (the seeker), arkasındaki De Kat (the cat), kamera dönünce görülen de Het Jonge Schaap (the young sheep).

Zaanse Schans’ta yürüyüş yapmak da çok keyifli. Sıcak bir günde giderseniz çok daha keyif alacağınızdan eminiz ama biz yine de yağmurluklarımızla dolanırken güzel evleri izlemekten çok keyif aldık

Zaanse-Schans-7

Volendam

Zaanse Schans’ın biraz daha uzağında, deniz kenarında kurulu küçük bir kasaba olan Volendam, geleneksel Hollanda evlerini görebileceğiniz turistik bir yer.

Volendam-1

Bu sakinlikle başlayan kasaba, merkeze geldiğinizde hediyelik eşya satan mağazalar ve restoranlarla renkleniyor.

Volendam-2

Biraz daha ileride şirin bir limana çıkan bu yol üzerinde hoşunuza gidecek pek çok mağaza var.

Volendam-3

Bize enteresan gelen ve bir çok örneğini gördüğümüz fotoğraf stüdyolarında yerel Hollanda kıyafetlerini giyerek fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Biz denemedik ama belli ki bu işin bir pazarı var.

Volendam-4

Volendam’a giderseniz muhakkak denemeniz gereken bir yiyecek var. Limanda göreceğiniz seyyar görünümlü arabalarda satılan çiğ balık.

Volendam-5

Haring adı verilen, çiğ ringa balığının soğanla birlikte sunulduğu bu sandviçi ben çok beğenerek yedim, ama gruptaki diğer kişiler sevmediler. Yine de giderseniz bir tane alıp tadına bakmanızı öneririm, beğenirseniz bir tane daha yemek istersiniz.

Volendam-6

Marken Adası

Sessizlik, huzur ve yeşillik. Volendam’ın karşısında bulunan Marken Adası’nı en güzel tanımayacak kelimeler.

Marken-1

Sanki yüzlerce yıl önceden kalmış gibi görünen küçük bir köy olan Marken’i dolaşırken insanın aklına kendi yaşadığı yerler geliyor.

Marken-2

Amsterdam’a çok da uzak olmayan bu köyde yaşayıp büyük şehirde çalışmanın mümkün olduğunu düşünüyor insan. Bizde şehirlerin çevresindeki köylerin apartmanlarla doldurulmasına alışmış halimiz, bu durumu oldukça yadırgıyor ve insan rüyadaymış gibi hissediyor.

Marken-3

Sanki oyuncak evlerden yapılmış bir maketmiş gibi gelen bu köyde kuş seslerinden başka hiç bir gürültü yok. Sokaklarda yürürken çektiğimiz aşağıdaki videoda siz de bizim duygularımızı hissedebilirsiniz.

Amsterdam ve yakın çevresindeki şahane köyleri biz çok sevdik. Her ne kadar yağmurlu ve rüzgarlı olsa da, her köşesinden ayrı zevk aldık. Siz de bir gün yolunuzu düşürürseniz eminiz memnun ayrılacaksınız.

Son bir not olarak, Schiphol havaalanından KLM ile dönecekseniz, kaç kişi olursanız olun, yanınızda götüreceğiniz her bir valizin 20 kg civarında olmasına dikkat edin. 2 kişiyiz, toplam 40 kg hakkımız var, bir valiz 25 kg, diğeri 15 kg olsun demeyin, 25 kilo olanı açıp diğerine ağırlık aktarmak zorunda kalırsınız, başımıza geldi, oradan biliyoruz.

Gürkan, Mayıs 2016

 

Tınaztepe Mağarası

Bilenler bilir, eğer Antalya’nın Manavgat tarafındaysanız ve Ankara’ya gidecekseniz, Antalya merkeze kadar gitmenize gerek kalmadan Konya üzerinden giden bir yol vardır. Hem yolunuzu kısaltır hem de daha sakindir. Manavgat’tan Akseki’ye doğru döndükten hemen sonra Torosları aşmak için tırmanırsınız. Oldukça keyifli bir yoldur.

Manavgat Konya yolu

Akseki ile Seydişehir arasına geldiğinizde, yolun hemen sağında Tınaztepe Mağarası girişi görülür. Genelde geçilip gidilir ama biz sıcak bir yaz günü biraz serinlemek umuduyla durup gezdik, iyi ki de durmuşuz. Çok beğendik ve ağustos sıcağında hırka giydiğimiz halde üşüdük. Mağaranın yerini daha iyi anlatabilmek için aşağıdaki haritada işaretledik.

Tinaztepe-Harita

Kapısında ve bu linkteki sitesinde verilen bilgiye göre 1968 yılında keşfedilmiş olan bu mağaralar, 2001 yılında bir girişimciye tahsis edilmiş ve gerekli gezi yolları ile ışıklandırmalar yapılarak kısa süre sonra kullanıma açılmış. Sosyal tesislerin geniş otoparkına park ettikten sonra mağaralara giden tabelayı görüyorsunuz.

Tinaztepe-Disaridan-1

Çok yükseğe olmasa da şu ulu dağlara doğru biraz tırmanmanız gerekiyor.

Tinaztepe-Disaridan-2

Biraz daha yakından gösterelim, şu parmaklıkların olduğu yere kadar çıkacaksınız.

Tinaztepe-Disaridan-3

Çıkarken derin yarıkların yanından yol alıyorsunuz. Kışın şu aşağıda gördüğünüz çukura bir şelale misali suların aktığını söylediler, ağustos ayında kupkuruydu.

Tinaztepe-Disaridan-4

Mağaraların olduğu yüksekliğe geldiğinizde hem dinlenecek banklar var hem de mağara giriş gişeleri var. Ziyaret edeli epey zaman geçtiği için mağara giriş ücretinin ne kadar olduğunu hatırlayamıyoruz. Aksi gibi kendi sitesinde de yazmıyor. Ancak pahalı olmadığından eminiz.

Tinaztepe-Disaridan-5

Girişte mağaraların geçmişini anlatan panolar var. Mağaralar diyoruz çünkü burada iki mağara var. Aşağıdaki plan girişteki panolardan birinde bulunuyor.

Tinaztepe-Plan

İçeriye girdiğinizde üşümemek için yanınıza mutlaka bir hırka ya da yelek alın. Oldukça güzel hazırlanmış bir yer burası.

Tinaztepe-Iceriden-1

Yürüyüş yolları mağaraya zarar vermeden genişçe yapılmış. Eğim fazla değil ancak bazı noktalarda merdivenler kullanılmış. Çok sağlam yapılmış ve mağaranın dikkat çekici noktalarına da epey yaklaşılmış.

Tinaztepe-Iceriden-2

Mağara aydınlatması oldukça renkli ama rahatsız edici değil. Hatta büyük ve uzun açıklıklarda güzel görünümler sunuyor.

Tinaztepe-Iceriden-3

Jeolojik olarak kapıdaki panoda bir çok açıklama var ancak biz bu işin uzmanı olmadığımız için bahsetmiyoruz, dilerseniz sitesinde teknik açıklamalar mevcut. Ancak bizim açımızdan farklı renkli kaya katmanlarını üst üste görmek oldukça ilginçti.

Tinaztepe-Iceriden-4

Tipik mağara detayı olan aşağıdaki görüntü de mağaranın içinde bir çok yerde görülüyor.

Tinaztepe-Iceriden-5

Mağaranın en sonunda yürüyüş yolunun bittiği yerde yaklaşık 35 metre derinliğinde bir çukur var. Ufak tefek de değil, yaklaşık 10-15 metre eninde ve 15-20 metre genişliğinde olan kocaman bir çukur. Biz gittiğimizde dibinde çok az bir miktar su bulunan bu çukurun ışıklandırma ve karanlık nedeniyle güzel bir fotoğrafını çekememiştik. Bu çukurun kış aylarında suyla dolduğunu söyleyenlere önce inanmak istemedik ancak çıkışta aldığımız ve halen buzdolabımızın üzerinde duran magnetin üzerindeki şu resim gerçeği anlatmaya yetiyor.

Tinaztepe-Magara-Sonu

Biz uğradık ve hem dinlendik hem de serinledik. Yolunuz bu taraflara düşerse siz de uğrayın. Gezmek için en fazla bir saat kaybedersiniz ve emin olun pişman olmazsınız.

Gürkan, Ağustos 2014

Motosikletle İznik

İznik, İstanbul’a yakın olan ve motosikletle gitmek için keyifli olan yerlerden birisi. Ancak okuyacaklar için baştan söyleyeyim, bu yazıda İznik hakkında detaylı bir bilgi yok, sadece nasıl gittiğimiz ve yolda neler gördüğümüz bulunmakta.

İznik’e gidiş normalde çok kolay. Feribot ile Yalova’ya geçip, Orhangazi’ye kadar devam edip, soldan İznik tarafına ayrılarak rahatça gidiliyor. Ancak biz daha virajlı, sakin ve yeşillikler içindeki yolları tercih ettiğimizden daha uzun ve keyifli bir yolu seçtik. İzmit Körfezi’ni dolanarak gittik ama onu da otoyoldan değil, Şekerpınar’dan ayrılıp dağ yolundan geçerek yaptık. Sonrasında da Karamürsel’den ayrılıp yine dağ yolundan geçerek İznik Gölü kenarına geçtik. Rotamızı aşağıdaki haritada işaretledim.

Iznik-Rota

Bu sefer turumuzu 6 motosiklet ve 7 kişi ile yaptık. Sabah Ataşehir’de buluşup kahvaltı yaptık ve güzergahımız ile yol dizilişimizi kararlaştırdık. Sonrasında TEM’den devam edip Şekerpınar çıkışından ayrılarak Balçık Köyü yoluna devam ettik.

Şekerpınar ile Kocaeli arasındaki yol Balçık, Mollafenari, Denizli ve Sevindikli köylerinden geçerek Kocaeli Üniversitesi kampüsüne varıyor. Çok keyifli bir yol. Hafta içi çok sayıda kamyon olduğu söyleniyor ama pazar günü oldukça sakindi. Bol virajlı olan yolda rahatça yol aldıktan sonra Kocaeli’ye iyice yaklaştığımız bir noktada mola verdik.

Iznik-Izmit-1

Bu noktada manzara gerçekten çok güzel, sonrasında üniversite kampüsüne gelmiş oluyorsunuz, devamında da tepeden şehire iniliyor.

Iznik-Izmit-2

İznik’e gitmek için yola çıkmış olmasaydık, etrafta görülen toprak patikalardan birine girip çok keyifli zaman geçirirdik. Ama amacımız belli olduğundan biraz dinlenip yola devam ettik. Patikaların bazıları orman yangını müdahale yolu ancak bazıları ulaşılabilir durumda.

Iznik-Izmit-3

Tepeden Kocaeli merkeze değil de Kandıra yoluna inip, Yalova yoluna devam ettik. Körfez’in alt tarafına geçtiğimizde çay içmek için bir mola vermek istedik ve sahile direk girişi olan Halıdere’de durduk.

Halidere-1

Denizin üstüne kurulmuş bir çay ocağı bulup oturduk. Lezzetli çaylarımızı içerken bu kadar yol geldikten sonra sanki boğazdaymışız gibi önümüzden geçen vapurla daha da keyiflendik.

Halidere-2

Halıdere’den ayrıldıktan sonra, Karamürsel’den İznik tabelasını takip ederek dağa doğru çıkmaya başladık. Buralarda denizden biraz yükselince binalar hemen kayboluyor ve yol yeşilliklere bürünüyor. Karapınar köyünden geçerken fotoğraf çekmek için bir mola daha verdik. Yeşilin ve körfezin güzelliğini aşağıda görebilirsiniz.

Karapinar-Manzara

Karamürsel’den İznik gölüne geçilen yol çok keyifli. Köylerden, ormandan ve verimli tarlaların arasından geçen yolda bir müddet gittikten sonra bir dere kenarında mola verdik.

Iznik-Dere-2

Biz genelde asfalt yolları kullanan motosiklet sürücüleriyiz ama fırsat buldukça yoldan ayrılmaya çalışıyoruz. Bu derenin içinden bir yol geçtiğini farkedince sudan geçmeye karar verdik.

Iznik-Dere-1

Derenin içinde orta büyüklükte taşlar var. Suyun derinliği yaklaşık 20 cm ve debisi de fena değil. Arada taşlara takılsak da, dereyi geçebildik. Dereden sonraki patikadan tepeye çıkınca motosikletle şehirden uzaklaşmakla ne kadar iyi yaptığımızı anladık.

Iznik-Dere-3

Buralara gelince sanki insanın gözlerinden bir perde kalkıyor, renkleri görmeye ve doğayı koklamaya başlıyor. Aslında ne kadar yakınız buralara.

Bu moladan sonra tekrar durmadan İznik’e vardık. Pazar günü olduğundan oldukça kalabalıktı. Göl kenarına indik ve lalelerle renklenmiş küçük bir meydanda çay içtik.

Iznik-1

İznik, hristiyanlığın en önemli olaylarından İznik konsilinin toplandığı, çok önemli bir tarihe sahip olan bir kent. Bolca tarihi esere sahip ancak biz bu eserleri gezecek zamana sahip değildik. Bu nedenle bu eserlerle ilgili bilgi veremiyorum.

Göl kenarı ise kentte yaşayanlar ve ziyarete gelenler için ciddi bir nefes alma yeri olmuş.

Iznik-2

Alabildiğine uzanan İznik Gölü, insana deniz kenarındaymış gibi hissettiriyor. Bu güzel havada masmavi suların kenarında ağaçların altında güzel zaman geçirenler vardı. Buralara gelirseniz aklınızda bulunsun, sahile arabayla girmek pek akıllıca değil, hem park yeri sıkıntısı var, hem de trafikte çok zaman kaybedersiniz.

Iznik-3

İznik’te biraz dinlendikten sonra dönüşe geçtik. Geldiğimiz yolu çok sevdiğimizden yine aynı yolu kullanmak istedik. Ancak yolun yarısından sonra Karamürsel yerine Altınova’ya çıkan bir rotaya saptık.

Dönüşte gördüğümüz Valideköprü köyüne ismini veren Valide Sultan Köprüsü’nün de üstünde geçtik. Yeni restore edilmiş bu köprüden araç geçişi yok, ancak motosikletle geçilebiliyor.

Valide-Sultan-Koprusu

Gerçekten başarılı bir restorasyon yapılmış. Bu köprünün, Kösem Sultan olarak da bilinen Valide Sultan tarafından yapıldığı söyleniyor ancak bazı kişiler aslında daha yakın tarihli olduğunu iddia ediyorlar. Biz bu karmaşaya girmeden, çok güzel bir köprü olduğunu söylemekle yetinelim.

Valideköprü ile Altınova arasındaki yol daha da güzeldi. Durup da fotoğraf çekmeye fırsat bulamadım ama derin bir vadinin kenarından geçen yol çok keyifliydi. Bu yoldan rahatça Altınova’ya çıktıktan sonrası Yalova tarafına dönüş, Topçular’dan arabalı vapura biniş, Eskihisar’a geçiş ve sonrasında evlere doğru yolculuğa devam.Bu tarafa geçtikten sonrasında ilginç bir şey yok, her zamanki gibi arabalar, trafik, kornalar ve binalar…

Gürkan, Nisan 2016

Tahran, İsfahan ve Şiraz | İran

Bu yazıdaki bilgiler, iş için 2010 ve 2011 yıllarında otuzdan fazla kez iki üç günlüğüne gittiğim İran’da gördüklerimden oluşmaktadır. Aradan oldukça zaman geçtiğinin farkındayım ama İran gibi zamanın yavaş ilerlediği bir ülkede bu süreçte çok bir şeyin değiştiğini tahmin etmiyorum. En azından burada anlatacaklarım çok değişmemiştir.

Yazının ana çerçevesini Tahran’dan başlayıp İsfahan üzerinden Şiraz’a arabayla gidip döndüğüm bir seyahat oluşturmakta. İş için gidilen seyahatlerde genelde etrafı dolaşmak pek mümkün olmaz. Ancak İran gibi az bilinen bir coğrafyada yaklaşık 2,000 km arabayla seyahat edince biraz etrafa bakılabiliyor. 2010 yılı temmuz ayında yaptığım bu seyahatin rotasını aşağıda gösterdim.

Iran-Rota

Öncelikle İran’ın nasıl bir ülke olduğundan biraz bahsedeyim. Yurt dışına gittiğinizde etraf biraz yabancı gelir, kendinizi uzak hissedersiniz ya, İran öyle değil. Sanki Türkiye’nin bazen modern yüzünde, bazen ise az gelişmiş bölgelerinde dolaşıyor gibisiniz. İnsanlar güler yüzlü ve yardımsever, Farsça’da yüzlerce tanıdık kelime var, özellikle Tahran’da bir çok Azeri Türk’ü ile karşılaşıp rahatça konuşabiliyorsunuz. Taksilerde taksimetre olsa da pazarlık edebiliyorsunuz, dolar her yerde geçer akçe, sokaklar güvenli, kavga eden kimse yok, trafik karmaşık ama kendi içinde düzenli. İnsanların koyduğu kurallardan oluşan, zorlama kuralların gerçek hayatta pek uygulanmadığı, rahat ve huzurlu bir ülke. Özetle ben İran’ı çok sevdim ve her gittiğimde mutlu oldum.

Bahsettiğim araba yolculuğu Tahran’dan başlasa da, öncesinde ve sonrasında gittiğim seyahatlerimde gördüklerim daha detaylı olduğundan Tahran’ı seyahatten bağımsız anlatacağım.

Tahran'da bir cadde
Tahran’da bir cadde

Tahran dağlara yaslanmış kocaman bir şehir. İki havaalanı var. Birisi şehrin 30 km kadar dışında bulunan İmam Humeyni Havaalanı. Uluslararası uçuşlar buraya yapılıyor. Modern ve rahat bir havaalanı. Şehir içinde bulunan Mehrabad Havaalanı ise yurt içi uçuşların yapıldığı, eski bir havaalanı. İran’da uçakla seyahat etmek çok tercih ediliyor ve uçaklar oldukça ucuz. Bir çok şehire bolca uçuş var ve Iran Air’dan başka çokca özel havayolu şirketi de hizmet veriyor. Aşağıdaki fotoğrafı, Mehrabad’dan Şiraz’a giden bir uçaktan çekmiştim.

Tahran-Ucaktan

Şehrin ortasında görülen kule Milad Kulesi. Yapımı oldukça uzun sürmüş olan ve Tahran’ın sembollerinden biri olan bu kule şehrin neredeyse her yerinden görünüyor. Kuleye çıkma şansım olmadı ama oldukça ihtişamlı görünüyor.

Tahran-Milad-Kulesi

Tahran’ın kenar mahallelerine pek gidemedim ancak kaldığımız yerlerde camdan bakınca gördüklerim bizim yapılarımızdan çok da farklı değildi.

Tahran-Evden

Elbette mimari olarak bir takım farklar mevcut ancak evlerde oldukça rahat edebiliyorsunuz. Sokakların sakinliği de bizim sokakları andırıyor.

Tahran-Sokak

Tahran’ın içinde aynı İstanbul’daki E-5 gibi bir otoyol bulunmakta. Oldukça bakımlı olan bu geniş yollarda trafik bizden farklı değil.

Tahran'ın E-5'i
Tahran’ın E-5’i

Yönlendirme tabelaları elbette Farsça ama alfabe farklı olduğundan ülkenin her yerindeki tabelalarda aynı zamanda İngilizce metinler de yazıyor.

Tahran-Cadde3

Tahran’da insanların yaşam şekli hakkında derinlemesine bilgi veremeyeceğim ama kültürümüzün benzerliğini rahat hissedebileceğiniz bir sayfiye yerinden bahsetmek istiyorum. Şehirden dağlara doğru çıkılarak gidilen Evin isminde bir bölgeden bahsedeyim.

Tahran-Evin-Yolu

Şehre çok uzak olmayan bu bölgede dağlardan akan suların arasına kurulmuş bir çok restoran bulunuyor.

Tahran-Evin-Restoran1

Bu arada restorana giderken sokakta tanıdık bir markanın tabelasına rastlamak ilgimi çekiyor. Özellikle İran’da…

Tahran-Evin-Efes

Aşağıdaki fotoğrafta yan masamızda yemek yemekte olan bir aileyi görüyorsunuz. Bu fotoğrafı masadakileri rahatsız etmemek için ağaçları çeker gibi çekmiştim çünkü kadının başını örtüş şekli, makyajı, saçının görülmesi, pahalı gözlüğü gibi detaylar tüm İran’da aynı. İran’da kadınlar nasıl giyiniyor diye sorsanız bu fotoğrafı gösteririm.

İran'da tipik kadın giyimi
İran’da tipik kadın giyimi

Gerçekten de caddelerde, havaalanlarında, uçaklarda, mağazalarda, kısaca her yerde gördüğüm kadınların yüzde doksanı bu şekilde giyiniyorlardı. Özellikle bol makyaj yapmaları ve başlarını bu şekilde yarım örtmeleri ilk gördüğümde beni oldukça şaşırtmıştı. Yan masayı çekmişken masamızdaki tipik İran yemeklerinin de bir fotoğrafını çektim elbette.

Tahran-Evin-Yemek

İranlılar sebzeyi pek sevmiyorlar. Et ve pilav ana besin kaynakları. Yukarıda gördüğünüz gibi kebap, et, domates ve biberden oluşan ana yemek, yanında da her zaman çeşit çeşit süslenmiş zerdaçallı pilav. Yani İran’da (vejeteryan değilseniz) aç kalma şansınız yok. Rahat rahat her yerde lezzetli etleri yiyebilirsiniz. Masada gördüğünüz biralar ise alkolsüz bira ve İran’da her bakkalda bulabilirsiniz. Bol tüketilen ve sevilen bir içki. Yukarıda tabelasını gördüğünüz markanın da tabii ki alkolsüz içecekleri satılıyor. Alkol yasak. En azından açıkta satmak yasak.

Evet, Tahran hakkında bu kısa bilgileri verdikten sonra uzun seyahatimize başlayalım. Tahran’dan İsfahan’a doğru yola çıktığınızda şu aşağıdaki görüntüye alışmanız gerekiyor.

Tahran-İsfahan yolu
Tahran-İsfahan yolu

Uçsuz bucaksız düzlükler, yarı çöl bir doğa, cetvelle çizilmiş gibi dümdüz yollar ve sıcak. İşte bunlar bize farklı geliyor. Şehirden uzaklaşınca İran’ın büyüklüğü ve farkı anlaşılıyor. Uzun süre aşağıdaki yolda gittiğinizi düşünün.

Isfahan-Siraz-Yol-1

Büyük şehirler arasında ücretli otoyollar var. Yukarıdaki görüntü otoyoldan. Ancak ücretsiz yollar daha renkli. Yol kenarlarındaki binaların duvarlarında bir takım hizmetleri veren kişilerin reklamları ve cep telefonu numaraları olduğunu öğrendiğim yazılar var.

Iran-Yol-Kenari-1

Belli aralıklarla bakkal, kasap, oto tamircisi gibi mağazaların bulunduğu yapı toplulukları var, buralarda duran ve dinlenen araçlar bulunuyor.

Iran-Yol-Kenari-2

Benzinlikler bizimkilere benzemiyor, daha ilkel ve pompayı kendiniz kullanıyorsunuz. Üstünden çok zaman geçtiği için benzin fiyatını söyleyemeyeceğim ama o zamanlar basit bir yemek fiyatına bir depo benzin alınabiliyordu.

Iran-Benzinlik

Yeri gelmişken umulanın aksine pek az görülen camilerden yol kenarında gördüğüm birinin fotoğrafını da paylaşayım.

İran'da cami
İran’da yol kenarında bir cami

Hız limitlerine herkes dikkat ediyor. Ciddi bir cezası olduğundan, yollar geniş ve boş olsa da kimse sürat yapmıyor. Polislerin radarları da oldukça ilkel görünüyor ama İran’da çok zenginler haricinde sadece polis arabalarında Mercedes gördüğümü de söylemem lazım. Söylentiye göre İran hükümetinin Mercedes fabrikasında hissesi varmış ve kar karşılığı para yerine araba alıyorlarmış. Kim bilir belki de doğrudur.

Iran-Radar-1

Diğer yandan İran’da bizim ehliyetler ile araç kullanamıyoruz. Gerçi ben çok sakin bir yolda bir müddet kullandım ama ara sıra polis radarları olduğundan ne olur ne olmaz diye yan koltuğu tercih ettim.

İran'da radar

Tahran’dan yaklaşık 5 saatlik bir yolculuk sonrası İsfahan’a vardık.

Isfahan-Yol1

İsfahan oldukça yeşil bir şehir. Yani nispeten. Çevresindeki doğaya göre oldukça yeşillendirmişler. Eski şehir tarafı biraz dar olsa da, şehrin yeni bölgeleri oldukça düzenli.

Isfahan-Yol2

Çok köklü bir tarihi barındıran İsfahan, gerçekten görülesi bir şehir. Safevi Devletinin yaklaşık 250 yıl boyunca başkentliğini yapmış olduğundan ve dünyadaki en eski ve en büyük ermeni mahallesine sahip olduğundan, hem tarih hem de zenginlik açısından görülmeye değer bir şehir.

Şehre öğlene doğru girdiğimizden, sıcak basmadan önce dünyanın en büyük meydanlarından birisi olan Nakş-ı Cihan meydanına gittik. Meydanı tek bir fotoğrafa sığdırmak pek mümkün değil, sol tarafının fotoğrafı aşağıda.

İsfahan Nakş-ı Cihan Meydanı
İsfahan Nakş-ı Cihan Meydanı

Sol tarafta mağazalar ve otobüs durakları var. Ama sağ taraf daha ihtişamlı.

İsfahan Nakş-ı Cihan Meydanı
İsfahan Nakş-ı Cihan Meydanı

Meydanın sağ kenarında Şah Cami yer alıyor. Ortasında ise karşılıklı olarak Şeyh Lütfullah Cami ve Ali Kapı Sarayı yer alıyor.

İsfahan Şeyh Lütfullah Cami
İsfahan Şeyh Lütfullah Cami

Bu meydan ve etrafındaki yapılar hakkında tarihi bilgi vermek isterdim ama haddim olmadığından merak edenleri internetten araştırmaya yönlendirmek durumundayım. Meydanın ortasındaki havuz sıcak günlerde serin bir vaha yaratıyor.

Isfahan-NaksıCihan-Havuz

Meydanın bence en muhteşem yapısı Ali Kapı Sarayı. Maalesef aklıma gelip de uzaktan genel bir fotoğrafını çekmemişim ama içinden oldukça detaylı fotoğraflar var. Önünden görünüşü aşağıda.

İsfahan Ali Kapı Sarayı
İsfahan Ali Kapı Sarayı

Sarayın üst kısmı ahşap.1598 yılında yapılmış ve 6 katlı. Yapının içine girdiğiniz anda Safevi sanatı sizi karşılıyor.

Isfahan-Ali-Kapi-6

Terasa çıkınca sağ tarafta Şah Cami çok güzel görünüyor.

Isfahan-Sah-Camii-1

Bu manzarayı bulmuşken, bir de zum yapıp kubbenin güzelliğinin fotoğrafını çekmişim, size de göstereyim.

İsfahan Şah Cami
İsfahan Şah Cami

Gelelim Ali Kapı Sarayı’nın güzelliklerine. Teras kısmının üstündeki ahşap yapıdaki detaylar inanılmaz güzellikte.

Ali Kapı Sarayı Ahşap Tavanı
Ali Kapı Sarayı Ahşap Tavanı

Üst katlara çıktıkça sarayın özel odalarının tavanları göz kamaştırıyor. Özel akustik uygulamalar çok güzel bir şekilde yapılmış.

Ali Kapı Sarayı Tavanı
Ali Kapı Sarayı Tavanı

Bu güzel sanatı izlemeye doyamıyorsunuz. Bu kültürün üstün sanatının en güzel örnekleri bu sarayda.

Isfahan-Ali-Kapi-2
Ali Kapı Sarayı Tavanı

Saray çok iyi durumda değil ama yıkık dökük de değil. Bazı alanlarında restorasyon çalışması yapıyorlar. Rahat rahat geziyorsunuz. Bu arada oldukça fazla sayıda Avrupalı turist gördüğümü de belirteyim. Japonları söylememe gerek yok sanırım.

Isfahan-Ali-Kapi-4

Meydandan çıkınca İsfahan’ın çarşısına geçtik. Öğle saati olduğundan sokaklar boş, mağazalar kapalıydı. İran’da yazın genelde öğlen 12-1 ile akşam 4-5 arası mağazalar kapalı oluyor.

Isfahan-Carsi-1

Pahalı mağazaların olduğu bu bölge Julfa ermeni mahallesi. Oldukça güzel bir bölge. Temiz sokaklar ve düzgün mağazalarla dolu.

Isfahan-Carsi-2

Çarşıda gezerken gördüğüm yaratıcı bir tabela çok hoşuma gitti. Amerikan markalarının giremediği ülkeye amerikan modelleri yaratıcı bir şekilde giriyor demek ki.

Isfahan-Carsi-3

Bu bölgedeki en güzel yapı, içine girmemiş olsak da dışarıdan kendini belli eden Vank Katedrali.

İsfahan Vank Katedrali
İsfahan Vank Katedrali

Günümüzde bile dünyanın en kalabalık ermeni mahallelerinden olan Julfa’da 16 tane kilise olması ve ermenilerin rahatça burada yaşıyor olmaları İran’ın göründüğü kadar anlayışsız olmadığının bir kanıtı.

İsfahan Vank Katedrali
İsfahan Vank Katedrali

Katedralin arkasındaki meydanda 1636 yılında İran’a ilk matbaa makinasını getirmiş olan Başpiskopos Khachatur Kesaratsi’nin bir heykeli bulunuyor. Bu kültüre oldukça faydalı olmuş olan ermenilerin anılarına halen saygı gösterilmesi gerçekten çok güzel.

Başpiskopos
Başpiskopos Khachatur Kesaratsi

Saat biraz ilerleyip güneş şiddetini azaltınca bu sefer Şiraz’a doğru yola çıktık. İsfahan’dan çıkar çıkmaz bildik yol manzarası tekrar sizi karşılıyor.

Isfahan-Siraz-Yol-5

Yaklaşık 6 saat süren bu yolda Şiraz’a yaklaştıkça biraz çevre değişiyor, dağlara çıktıkça etraf yeşilleniyor.

Isfahan-Siraz-Yol-4

Çok gerekli bir fotoğraf olmasa da, otoyol mesafe tabelalarından arap alfabesindeki rakamları nasıl öğrendiğimi aşağıdan anlayabilirsiniz.

Shiraz-195-km

Şiraz’a 140 km kadar kala, Pers tarinin en önemli anıtlarından birisi olan Pasargad’ı görünce uğramak istedik. Yolun hemen yanında ve giriş çıkış çok kolay.

Pasargad
Pasargad

Milattan önce 500 yılı civarı yapılmış olan bu anıt aslında Cyrus the Great diye bilinen II.Kiros’un mezarı. Pers İmparatorluğunun Akamanış hanedanının kurucusu olan II.Kiros, hanedanını Akdeniz’den Indus nehrine kadar genişleten çok önemli bir kişi. Pasargad’ı açıklayan yazının mezar ile ilgili olan kısmını ilgilenenler için buraya koyuyorum.

Pasargad-Yazi

Fazla bir kalıntının olmadığı Pasargad’da, konuyla ilgili olmasa da taa buralara geldiğimizde bile İran’lı kadınların nasıl gezdikleri ile ilgili başka bir örnek daha vermek istiyorum. Aşağıda gördüğünüz gibi kadınların giyimi tahmin edildiği gibi aşırı kapalı değil.

Pasargad-3

Haddim olmadan tarihi bilgi vermek istemediğimden, Pasargad’ı burada bitiriyorum ve mezarın daha yakından bir fotoğrafını daha buraya koymak istiyorum.

Pasargad
Pasargad

Pasargad’ın çıkışında fotoğrafını çekmiş olduğum aşağıdaki çadır ve örneklerini, İran’da sık sık görebilirsiniz. Onlarca dini bayram olan ve sık sık tatil olan İran’da, gittiğimiz gün de bir bayram olduğundan, burada çadır kurup kutlama yapıyorlardı. Bu gelenek gerçekten bizim alışkın olmadığımız bir durum ve değişik geliyor.

Pasargad-4

Pasargad’dan çıktıktan sonra Şiraz’a rahatça vardık. Şiraz’a özellikle Türk Hava Yolları direk sefere başladıktan sonra çok kereler gittim. Ancak yazının başında söylediğim gibi iş seyahatlerinde etrafı gezmek pek mümkün olmuyor, o nedenle Pers İmparatorluğunun ünlü antik kenti Persepolis’e maalesef gidemedim. Şiraz sokaklarından bir fotoğraf aşağıda.

Siraz-Yol-1

Şiraz ile ilgili bir yazı yazıp da Persepolis’i ve Şah Çerağ Türbesini yazmamak olur mu diye düşünsem ve göremediğim için ne kadar üzgün olsam da, görmediğim bir yer hakkında bir şeyler yazmayı doğru bulmuyorum. Her ikisini de göremediğim için kendime hala kızıyorum.

Şiraz bu bölgenin en büyük şehri. Ticaretin ana üssü ve epey kalabalık bir şehir. Oldukça yeşil ve diğer şehirlerin aksine çevresi de çok yeşil. Aşağıda şehir merkezinde mağazaları görüyorsunuz. Sokakların genel durumu böyle.

Siraz-Yol-2

Şiraz’da çok bulunmuş olsam da, bu yazıda bahsettiğim uzun araba yolculuğu dışında pek de fotoğraf çekmediğimi sonradan farkettim. Aslında şimdi düşünüyorum da, fotoğrafını çekecek pek de bir şey yoktu. Yollar, evler, arabalar ve insanlar. Cami bile çok azdı. Aşağıda bir camiyi görebilirsiniz.

Siraz-Yol-3

Ancak, Şiraz’a gidip de Şiraz üzümü yemeden olmaz. Hem de bağından. Tam mevsimine denk geldiğimiz bu seyahatte, yol üzerinde gördüğümüz bir üzüm bağına da daldık.

Şiraz Üzüm Bağı
Şiraz’da Üzüm Bağı

Şiraz üzümünün ana vatanında bağdan üzüm yemek de herkesin yaşayabileceği bir şey değildir. Gerçekten çok lezzetli olan üzümden göz hakkımızı olarak bir kaç salkım alıp arabada yedik. İşte şöyle bir şeydi.

Şiraz Üzümü
Şiraz Üzümü

Son söz olarak, Şiraz’da alışveriş yaptığımız bir mobilya mağazası sahibinin öğle tatiline girecekken bizi depoya davet etmesini, orada evden getirdiği ev yapımı Şiraz üzümünden yapılmış arak ikram etmesini unutamam. Ben böyle güzel bir içki içmedim diyerek yazımı noktalıyorum. İran bildiğiniz gibi değil.

Gürkan, Temmuz 2010

 

Motosikletle Kıyıköy

Şuradaki yazımızda anlattığımız gibi güvenli sürüş eğitimini Honda’da aldıktan sonra öğrendiklerimizi tecrübe etmek için yakına bir seyahat yapmak istedik. Bir pazar sabahı buluşup Kıyıköy’e gidip döndük. Anadolu yakasından ve Avrupa yakasından gelen toplam 9 motosiklet ve 11 kişi olduğumuzdan, Bahçeşehir’de buluşup kahvaltı yaptıktan sonra yola çıkmaya karar verdik. Kahvaltı sırasında hangi rotadan gideceğimizi, kimin önden gideceğini, hangi şekilde hareket edeceğimizi kararlaştırıp yola düştük.

Gidiş ve dönüş rotamızı aşağıdaki haritada işaretledim. Giderken daha yavaş bir rota olan, Çatalca – Subaşı – Saray – Kıyıköy rotasını takip ettik. Dönüşte ise Kıyıköy – Saray – Çerkezköy – Velimeşe – İstanbul rotasını yaptık.

Kıyıköy Rota

Motosikletle bu kadar kalabalık yola çıkınca, en öndeki ve en arkadaki kişilerin birbiriyle konuşabilmesi gerekiyor. Trafiğin olağan akışında grup dağılırsa arkadakinin öne haber verip yavaşlatması, ayrıca özellikle kavşaklarda herkesin geçtiğini öne haber vermesi çok önemli. Bu nedenle kaskında interkom bağlantısı olan kişiler öne ve arkaya geçerek yol boyunca grubu sağlıklı bir şekilde gideceğimiz yere ulaştırdı. Çatalca ile Subaşı arasında bir miktar trafik olsa da, Subaşı ile Saray arasındaki yol gerçekten çok keyifliydi.

Subaşı Saray Yolu

Yol tabii ki böyle dümdüz değil ama virajlarda fotoğraf çekmek biraz zor. Aşağıda biraz titreşimli olsa da Saray’a varmak üzereyken çekilmiş bazı görüntüler var.

Bilindiği gibi motosikletle seyahat etmenin en keyifli yanlarından biri yolda bolca durup dinlenmek ve sohbet etmek. Bu nedenle Bahçeşehir’den bu yana yaklaşık 120 km yol yapmış olduğumuzdan Saray çıkışında bir yol kenarı tesisinde mola verip büyük bir demlik çay içtik. Sonrasında Kıyıköy’e 40 km yol vardı ve bu yol önceki kısımdan daha da keyifliydi. Aşağıda bu yolda çekilmiş bazı görüntüler var.

Kıyıköy’den Vize tarafına giden yolu da görmek istediğimizden, köye girmeden önce Vize tarafına biraz yol yaptık. Buralarda her yol kesimi birbirinden farklı, bu taraf ise gerçekten en keyifli kesim sayılabilir. Fazla ilerlemeden köye geri dönsek de aşağıda bazı görüntüleri paylaşayım, bu yoldan da bir seyahat planlamak lazım.

Kıyıköy, eski adı Midye olan, kalesi de bulunan antik bir köy. Bugüne görünürde pek bir eser kalmamış olsa da, köyün giriş kapısı ilk anda bu tarihi hissettiriyor. Kapıdan girdikten sonra, 200 metre kadar ileriden sağa limana doğru iniliyor. Köye giriş ve liman görüntülerini aşağıda görebilirsiniz.

Kıyıköy’ün oldukça büyük bir limanı var. Balıkçı tekneleriyle dolu olan limanda motosikletleri parkedip mendireğe doğru biraz yürüyüş yaptık.

Kıyıköy Liman

Mendireğin ucuna gidildiğinde limanın büyüklüğü, sağ tarafta yukarıda köy merkezi, solda yazın çok kalabalık olacağına inandığım plaj çok güzel görünüyor.

Kıyıköy Liman

Mendireğin dış tarafına geçtiğinizde ise köyün kayalıklar üstünde yükseldiği denize bakan tarafı görüyorsunuz. Bu tarafın oldukça kayalık olduğunu, tehlikeli görünse de insanda yüzme isteği uyandırdığını belirtmeden geçmeyeyim.

Kıyıköy Liman

Yürüyüş sonrası limanın diğer tarafına geçmek için motosikletlerimize bindik ancak o tarafta nehir olduğunu, sağlam bir köprü olmadığı için karşı tarafa geçemeyeceğimizi anladık. Biz de bunun üzerine, nehire parelel giden toprak yola girdik. Bu yol biraz bozuk ve çukurlarla doluydu, su birikmiş çukurlardan geçerken biraz çamur da görmüş olduk. Asfaltta uzun yol geldikten sonra çamurdan geçmek insana iyi hissettiriyor.

Kiyikoy-OffRoad

Çamurdan çıktıktan sonra yukarıya köye çıktık ve yol bizi köyün sol tarafındaki tepeye götürdü. Çimlerin üzerinden motosikletlerimizi sürüp yolun bittiği yerde parkettik.

Kiyikoy-SolKoy1

Bu tarafın manzarası diğer taraftan daha güzeldi. Denize inen kayalıklara karşı biraz dinlendik.

Kiyikoy-SolKoy2

Kıyıköy’de gezilecek bir kaç yer daha olduğunu duymuştuk ama bu kadar yoldan sonra karnımız iyice acıktığı için bir restorana oturup yemek yemek bize çok cazip geldi. Yemekten sonra geldiğimiz yoldan dönmektense Çerkezköy üzerinden gidip otoyol sürüş mesafesini arttırmak istedik. Hazır o tarafa gitmişken, çoğu kişinin bilmediği bozasıyla ünlü Velimeşe’ye de uğradık ve birer bardak boza içtikten sonra İstanbul’a döndük.

Bu güzel turdaki tüm ekip arkadaşlarıma, ama özellikle artçı olarak katıldığı turda cesur bir şekilde cep telefonu ile arkadan bu kadar videoyu çeken Umut’a teşekkür ederim.

Gürkan, Mart 2016